1/100 Binlik Plan Tekrar Askıda…

1/100 Binlik Plan Tekrar Askıda…

Çanakkale – Balıkesir illerini kapsayan 1/100 binlik Çevre Düzeni Planı 18 Haziran 2015 tarihinde tekrar askıya çıktı (Çanakkale ili Çevre ve Şehircilik Müdürlüğünde). 30 günlük askı süresinde olası itirazların alınması ve düzeltmelerin yapılması talebiyle bir çok kanaldan duyurular yapılmaktadır. Bu vesileyle bu planın getirileri ve götürüleri üzerine genel bir yazıyı sizinle paylaşıp, her duyarlı yurttaşın ve sivil örgüt, meslek odasının planı inceleyerek düşünce beyan etmesini çok önemsiyorum.

1/100 000’lik Balıkesir Çanakkale Çevre Düzeni Planı’nın özellikle Çanakkale iline olan getirisini 3 kategoriye ayırmak mümkündür:

1) İlin Kuzeyinde yoğunlaşan Enerji santralleri ile çeşitli ağır metal ve kimya sanayinin oluşma önerisi bu plan ile önerilmektedir. Ayrıca bu kategori içinde Maden çıkartma faaliyetlerini de engellemediği gibi mevcudu koruyup, kollayan bir öneriyi kapsar. Dolayısıyla bu coğrafya Marmara denizi boyunca ve içerilere kadar inen “maden, sanayi ve enerji santrali” merkezi haline dönüştürülecektir.

2) Tekirdağ Kınalı da bulunan Avrupa-İstanbul otobanından başlayıp, Gelibolu Lapseki ilçelerinden Boğaz Köprüsüyle karşıya geçerek, Balıkesir’den geçecek İstanbul-İzmir otobanına bağlanacak bir “otoban ve köprü projesi” bu planın önemli bir çıktısıdır. Dolayısıyla, Ege-Akdeniz ile Avrupa otoban bağlantısı İstanbul’a Alternatif olarak Çanakkale üzerinde de yapılabilecektir.

3) İlimizin güney ve batı bölümlerindeki Ege sahilleri ve Adalar turizm işleviyle yoğunlaşacaktır. Gerek ikinci konut, gerekse turistik tesisler daha fazla kıyı yapılaşmasının önünü açacaktır.

Bunların dışında, özellikli bir kaç durumu da hatırlatmak isterim. Adalar için önerilen “Tasarım Rehberi” ülkede yapılacak ilklerdendir. Bu plan sonuç olarak Lapseki’nin yeni bir kentsel merkez olması yönünde önermeler içermektedir. Yeni liman, Havaalanı, sanayi ve depolama alanları vb. mekanlar bu plan ile Lapseki’ye konuşlanmıştır. Tarımın gelenekselden uzaklaştırılarak, büyük şirketlerin büyük arazilerde iş yapmasına dönüşmesi yönünde planda ibareler gözlenmektedir.

Bu önermeler irdelendiğinde, Çanakkale’nin mevcut bütün kimlik ve yapısına dair değerler, değişime tabi tutulmaktadır. Temel tartışma, yerelin bütün şirazesini alt üst eden bu değişiklik kararlarını kim ve nasıl vermiştir? Belirtilmelidir ki, bu değişim kararlarında yereldeki hiç bir dinamiğin, aktörün, kişi ve kurumun, örgütün bilgisi dahi olmamıştır. Dolayısıyla 3 aktör bu kararlarda etkili olmuştur.

Birincisi; 1994-1998 yılları arasında İstanbul’da yapılan Metropolitan plan çalışmaları bu kararların oluşmasının, plana işlenmesinin, raporlaştırılmasının temel aktörlerinden birisidir.

İkincisi; Merkezi hükümet tüm bu kararların oluşmasının ve tayinin temel belirleyicisi ve işleticisidir.

Üçüncüsü ise; Küresel ekonominin işlemesi, sürmesi ve kaynakların bu yöne kanalize edilmesi üzerine çalışma yapan çok uluslu sermaye kesimleri, temel belirleyici aktörlerdir.

Bu haliyle bakıldığında, yıllardan buyana bu aktörlerin Çanakkale için ifade ettikleri niyetler, bu plan ile yasal hale getirilmiştir. Bir çok yatırım meşru veya gayri meşruluktan çıkartılarak, yasal ve hukuki bir belgeye dönüştürülmüştür.

Madalyonun diğer yüzü olan yerel kesimler, bu planın yasal ve hukuki bir zemine oturmaması için önemli bir çaba sarf etmiştir. Bu belgenin kirletici ve yok edici yönlerini ortaya koyarak farkındalık yaratılmaya çalışılmıştır. Plana askı sürecinde itiraz edilmiş ve davalar açılmıştır. Fakat bu çabaların cılız kaldığı, yetersiz olduğu, dar bir kesimi içerdiği bir başka gerçekliktir.

Yeni bir süreç tarifiyle daha fazla farkındalık ve girişim yaratmak kaçınılmazdır. Keza; bu coğrafyanın bütün tarihsel, kültürel ve doğal değerleri yok olmakla karşı karşıyadır. Kaçınılmaz olarak, sosyo-kültürel ve toplumsal yapılar ile fiziki mekanlar, kentler ve köyler kimlik kaybıyla değişecektir. Bir defa daha altını çizerek belirtmeliyiz ki; önerilenlerin tercihi, bu coğrafya da yaşayan bizlerin değil, bizim dışımızdakilerin dayatmasıdır. Bu kaçınılmazlığa karşı durulması için yeni bir sürece gerek vardır.

En önemli eylem, bu konuda müzakere sürecini, tartışma ortamını, konuşma hukukunu oluşturabilmektir. Planın ne olduğunu anlamak için tekrar tekrar okumalar ve anlatmalar yapabilmeliyiz. Dilimiz ve üslubumuz, ötekileştirici ve sloganlaştırıcı halden kurtulmalıdır.

Bu süreç doğal olarak toplumsal dayanışmayı ve daha fazla katılımı sağlayacaktır. Tüm bunların olabilmesi için, örgütlü kesimlere, derneklere, vakıflara, sendikalara, meslek odalarına, siyasi oluşumlara, yerel yönetimlere daha fazla sorumluluk düşüyor. Özellikle uzmanların plan tercümesini iyi yaparak geniş toplumsal kesimlere kılavuzluk yapması büyük görevlerdendir. Kimi zaman yaparken öğreniyoruz, kimi zaman ise öğrenerek yapıyoruz.

Filtreler:

Yorumunuz