Bayramiç’teki ‘Tikli Köy’ İnceleme Altında

Bayramiç’teki ‘Tikli Köy’ İnceleme Altında

Çanakkale’nin Bayramiç ilçesine bağlı Bıyıklı köyü bilimsel bir araştırmaya konu oldu. Çünkü köydeki erkeklerin yüzde 80’inde tik var.

Bilkent Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Başkanı Prof. Tayfun Özçelik, hastalığın genetik olup olmadığını araştırmak için beraberindeki iki kişiyle kan almak üzere geçen hafta sonu ‘tik’li köydeydi…

Bıyıklı köyünün muhtarı Erdinç Kızıloğlu ile bir ay önce telefonda görüşmüş, köy sakinleriyle röportaj yapmak istediğimizi kendisine iletmiştik. Amacımız onların tik meselesinin hikâyesini araştırmaktı. Yaradılış özellikleriyle eğlenmeyi aklımızdan bile geçirmedik. Ancak ahali, aktüalite ve şov programlarının kendileriyle dalga geçmelerinden o kadar bıkmış ki, teklifimizi geri çevirdiler. (Cüneyt Arkın da merakından köye iki kere uğramış.) Yapacak bir şey yoktu, olur da fikirlerini değiştirirlerse 4 saatlik uzaklıktaydık. Geçen hafta pazar günü haber geldi. Arayan köy muhtarıydı. “Bu akşam bilimsel araştırma yapmak için Ankara’dan heyet gelecek. Onlar gittikten sonra köylüler kahvede sizi bekliyor.” deyince apar topar Çanakkale yollarına düştük.

Akşam 20.00 sularında vardığımız köyde Bilkent Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Başkanı Prof. Tayfun Özçelik, asistanı ve bir hemşire işlerini bitirmiş, kanları almış, ikram edilen akşam yemeklerini yiyordu. Muhtar ve babası Ekrem Kızıloğlu dışında kahvede henüz kimse yoktu. Araştırma ön hazırlık aşamasında olduğu için hoca herhangi bir açıklama yapmadı, yemeklerini bitirip gittiler. Akşam namazlarını kılıp koyunlarını sağdıktan sonra birer ikişer kahveye damlayacakları söylenen köylüleri beklemeye başladık.

Araştırma ekibinin köye bu ikinci gelişi. İlk kez 20 gün önce gelmiş ve tiki olan amcaların ve abilerin soy ağacını çıkarmışlar. Bu kez yaklaşık 10 kişinin kanını almışlar. Başlangıç için bu kadar donör yeterli bulunmuş. Sonuçlara bakılacak ve ‘evet, burada bilimsel bir done var’ kararı verilirse araştırma başlayacak. Çalışma en az bir yıl sürecek.

Çay bardağı düşse irkiliyorlar

Bıyıklı’da şu anda 10 hane yaşıyor. Köyden, Bayramiç, Çanakkale, Bursa ve İstanbul’a çok göç olmuş. Erkeklerin yüzde 80’inde tik var. Yani sese ve el kol hareketlerine karşı çok hassaslar. Çay bardağı düşse irkiliyor, bağırıyor ya da karşısındakine istemsiz vurabiliyorlar. Kadınlarda tik yok ama tikli eş sahibi olmak onlar için daha zor. Mesela 53 yaşındaki Halil İbrahim Özdemir, eşine çok vurmuş. Bayağı bildiğimiz şekilde pata küte girişmiş. Yere düşen çatal, kaşık sesinden aniden irkiliyor, kendisini frenleyemiyor ve önüne kim rast gelirse yumruğu yiyor. Kızını kayda götürdüğünde bir öğretim görevlisine, 19 Mayıs kutlamalarında bir baloncuya, hasta yatağında yatan bir adama uzaktan uçuşa geçmiş… Tamamen istem dışı bir durum, şiddete asla meyilli değiller. Çok sakin, birbirleriyle çok güzel anlaşan, pırıl pırıl insanlarla tanıştık.

Kahveye ilk damlayanlar 45 yaşındaki Fahrettin Karışmaz ve Ayhan Özkan’dı. Fahrettin Bey’de tik yok ancak abisi bu dertten muzdarip. Araştırmacılar, ondan da kan almak istemiş, damarını bulamadıkları için olmamış. Ayhan Bey’de tiksiz ama dedesinde olduğunu söylüyor. Zaten herkes dedelerinden mutlaka tikle ilgili bir hikaye dinlemiş. ‘Dedemin dedesinde bu vardı, onların bize aktardığı, onların babalarında da bu korkunun olduğu…’ şeklinde cümleler kuruyorlar. Biraz sonra Cahit amca geliyor kahveye ve masamızdan bir sandalye çekip yanımıza oturuyor. Onda da hastalıktan eser yok. Hâlâ tikli bir amcayla müşerref olamadık diye düşünürken 62 yaşındaki Halil Kızıloğlu görünüyor kapıda ve tam karşımızdaki tahta sedire ilişiyor. Hemen ardından Halil İbrahim Özdemir… O da solumuzdaki masayı tercih ediyor. Köyün en yaşlılarından olan Halil Kızıloğlu ve Halil İbrahim Özdemir’in tiki çok belirgin, en ufak bir hareketten etkileniyor. ‘Nasıl bir şey bu tik?’ şeklinde gayri ihtiyari bir cümle sarf edince Cahit amca ‘pat’ diye güçlü bir sesle ellerini şaklattı. Birdenbire solumuzdan gelen bir yumruk sesiyle kafamızın üzerinden sürahi fırlayıp gitti. Halil amcayı da muhtar zor tuttu. Kıpırdamadan insanlara soru sormanın ve not almanın bu kadar zor olacağını tahmin bile edemediğimizi akşamın ilerleyen saatlerinde daha iyi anlıyoruz. Tam muhabbetimiz sona ermiş yavaş yavaş toparlanırken elimizden not defteri düşünce az kalsın biz de dayağı yiyorduk.

Ceplerinde taşıdıkları telefon sesinden de korkuyorlar

65 yaşındaki Ekrem Kızıloğlu kan verenlerden. Ona şaka yapıldığında bağırabiliyor. Tiki olduğu dışarıdan bakınca anlaşılmıyor, çok kontrollü. “Bazen mahcup oluyoruz, bazen de iyi oluyor tikli olmamız.” diyerek hastalığın avantajlarından bahsediyor. Mesela Bıyıklılı köylülerin devlet dairesine yolu düştüğü zaman memurlar önce onların işlerini halledermiş ki, eğer uğursuzun biri şaka yapar ya da kapı baca çarparsa korkup devlet malına zarar vermesinler diye… Ekrem amca, “Hem de böylece çabucak işimiz görülmüş oluyor.” diyor. Halil amcanın develerle ilgili bir hikâyesi var, ama ısrarlarımıza rağmen anlatmak istemiyor, unuttum deyip geçiştiriyor. Topal dedesi Sadık Kızıloğlu’nun cami macerasını ise rahatlıkla döktürüveriyor. Akşam cemaatine yetişmek üzere camiye giden Sadık dede, aceleyle değneğini de gaz tenekesinin yanına bırakmış. Namaz başladıktan sonra tenekenin üzerine devrilen değneğin çıkardığı gürültüyle imamın üzerine doğru irkilince herkes namazından olmuş.

Köy halkı, kendileriyle dalga geçilmesinden rahatsız olsa da birbirleriyle şakalaşmadan duramıyorlar. Kah koyun güderken, kah sohbet ederken canı sıkılan el çırpınca birden ortalık hareketleniveriyor. Bayramiçli delikanlılar onların bu halini bildiği için her yıl ocak ve şubat ayında canları sıkılınca pilav yapıp kahveye gidiyorlar. Hep beraber yemek yiyor hem de şakalaşıyorlar. Halil İbrahim Özdemir, “Onlar gelince kahvedeki sobayı dışarı çıkarırız, kimse yanar ya da kırıktan bir yeri kesilir diye çay servisi yapmayız.” diyor. Zaten köy kahvesine masa, sandalye ve çay bardağı dayanmıyor. Bir sandalye ya da bardak firması onlara sponsor olsa hiç fena olmaz. Plastik masaların ortasına yumrukla vura vura çok mefta vermişler. En son kalın bir tahtadan masa ve sandalye yapmışlar ama onların da her yanı tamir görmüş. Bıyıklı köyünün bir de Bursa’dan müdavimi var. Toptancılık yapan bir esnafın, bir gün yanlışlıkla yolu Bıyıklı’ya düşmüş, ortamı, sohbeti görünce, iki-üç ayda bir ziyarete gelmeye başlamış. Muhabbet uzayınca köyde konaklıyor.

Köylüler, GSM operatörlerinden Turkcell ve Vodafone kullanıyor. Telefonları herkes gibi ceplerinde taşıyorlar. Bazen evde bırakıyorlar. ‘Şimdi bunun konuyla ne ilgisi var?’ diyeceksiniz. Var, hem de bal gibi… Özellikle Halil İbrahim amca telefonu çalınca ya da titreyince tiki ortaya çıkıyor. Milletin diline ‘…çekim gücü’ repliği dolanmışken iyi malzeme çıkar buradan reklamcılara. Dahasını söylemeye gerek yok sanırım. Anlayan GSM operatörü, anlamıştır, çok ‘tik’li hareketler bunlar…

Dışarıdan gelen de tik’leniyor

‘Tik’in tıptaki adı şartlı refleks. Yani, eğer bu köyde siz de 5 yıl yaşarsanız, kahvede akşamları yapılan şakalara maruz kalırsanız sizde de tik başlayabiliyor. Bıyıklı’da böyle insanlar var. Metin Erden 5 yıl öncesine kadar böyle bir hastalığının olmadığını, çünkü başka bir köyde yaşadığını, son zamanlarda buraya yerleştiği için ‘tik’lendiğini söylüyor. Ancak yakın zamanda yapılan bir araştırmaya göre tikin, sadece şartlı refleksten değil, genetik geçişten kaynaklanabileceği öngörülüyor. Yani iddia şu: 500 belki 1000 yıl öncesinde bir kişide başlayan kromozomlardan ya da genlerden birinde bir defektin (tıp sözlüğündeki tam karşılığı eksiklik kusur) ortaya çıktığı ve bunun dünya üzerinde yayıldığı varsayılıyor. Tıpta buna trüt sendromu adı veriliyor. Araştırmacılar, tikli köyde trüt sendromunun, dolayısıyla genetik bir geçişin olup olmadığını kanıtlamaya çalışacaklar. Çalışma sonucu uluslararası platformda yayınlanacak.

[Kaynak: Sevinç Özarslan / Zaman]

Filtreler:

Yorumunuz