Bir Kez Daha…

Bir Kez Daha…

Açılamayan açılım tartışmalarının etkisi herkesi çevrelemiş durumda. Toplumdaki “gerçek” kutuplaşma inanılmaz bir linç kültürü doğurmuş durumda. Kime neyi nasıl anlatacağımızı bilemez hale geldik. Afiş asan genç bir delikanlıya (sonradan kürt olduğunu anladım) gayrı ihtiyarı “o kadar yukarı asmana gerek yok, Türk halkı zaten kısa boyludur” dediğimde “oo iyi taşlama” diye cevap aldım bu yaşta. İlk defa başıma geldi. Neresinden tutup hazmedeceğime karar veremedim. Kızmam mı gülmem mi üzülmem mi gerektiğini düşündüm. Aslında bütün bu duyguların toplamını içimde yaşadım.

Geçtiğimiz hafta DTP?nin Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmasının ertesinde Pazar günü yurt çapında protestolar oldu. Yine facebook?ta ?kentine sahip çık? diye açılan bir grupta eğer Çanakkale?de böyle bir yürüyüş yapılırsa buna izin verilmemesi gerektiği hakkında organizasyon yapılmasına dair duyuru aldım. Kente sahip çıkan bu grup 17 gençlik taraftar derneğiydi. Ve eğer böyle bir yürüyüş yapılırsa Altay maçının deplasmanına gitmeyeceklerini ısrarla vurguluyorlardı. Komikti, dramdı?

Karşıt görüşlerin Kırkpınar Güreşleri gibi sokakta hesaplaşılması gerektiğine inanan bir grup insan… Eğer böyle bir şey olsaydı yani Pazar günü bu 2 grup Cumhuriyet Meydanı?nda karşılaşsaydı kaç kişinin canı yanacaktı, kim “kazanacaktı” (ki böyle bir şey varsa), sorunumuz çözülecek miydi?

Huzurlu bir şehirde yaşadığımızı savunuyoruz hep ama aslında kimi zaman içimizde uyuyan bir yılan olduğuna inanıyorum.

Yorumunuz