Bu Yaşta, Bu İşler…

Bu Yaşta, Bu İşler…

Günümüz insanını temel sağlık sorunları belli.

Yaşı 50?yi geçmiş insanların baş belaları; ?kolesterol, diyabet, yüksek tansiyon.?

Temel üç sorun.

Birde beslenmeden ve çevre sorunlarından kaynaklanan temel bir hastalık; ?kanser ve türleri.?

Günümüzde ?hareketsizlik? birçok hastalığın ana nedeniymiş.

Nedeniymiş değil, nedeni.

Masa başı iş yapanların temel sorunu, ?hareketsizlik.?

Yediğini sindirememe sorunu yaşamakta, birçok insan. Akşama kadar oturursan, birde hazır gıdalarla beslenirsen, başına bir illet gelecek elbette.

Bu illet, üç temel hastalıktan birisi olacak.

Bu üç hastalık, birbirleriyle paslaşan hastalıklar.

Hareketsizlik ve sonucunda kazanılan hastalıklar.

Çözüm yoluysa, ?yediğini sindirme ve hareket etme? eylemlerinde gizlenmekte.

?Nerde hareket, orda bereket? demiş eskiler.

Günümüze uyarlarsak; ?nerde hareket, orda sağlık.?

*

Ova yerlerde yaşayanlarda; şişmanlık, kolesterol, diyabet ve yüksek tansiyon çok görülüyormuş.

Engebeli arazide yaşayanlarda bu hastalıklar daha az görülürmüş.

Konyalıların, İzmirlilerin işi Karadeniz?de yaşayanlara göre daha zor demek ki.

Kentlerde yaşayanlarında, köylerde yaşayanlara göre durumu yine çok zor

Günümüzde birçok ulaşım aracı, insanların hareketini kısıtlamakta. Köylerde yaşayanlar bile iş makineleriyle tarım yaptıklarından birçok yeteneklerini kaybettiler.

Beden gücü ile iş görme azaldıkça, hastalıklar artıyor.

Eskiden dedelerimiz, sabah kalkınca, mısır unundan yapılma ?kaçamak? yerlermiş. Üstüne de bolca pekmez dökerlermiş. İki kâsede ayran çekerlermiş. Tarlaya vardıklarında iki evlek çift sürerlermiş. Geliş ve gidişte yürüyerek olunca, o kişide sindirilmeyen ne kalır, hangi hastalık ziyaretine gelir?

*

Emeklilere bakıyorum. Daha yaşı yetmişi bulmamış birçok kişi yolda zor yürüyor. Birçoğu desteksiz normal yaşantısını sürdüremiyor.

Her gün iki üç çeşit ilaç içip yaşamaya çalışanlar var.

Adam yıllarca masa başında çalışmış. Koltukta kaykılmış, oturmuş hep. Emekli olmuş. Sözde rahat edecek. Edemiyor, maalesef hayatı kaykılmış.

Neden?

Koltukta çok kaykılmaktan, hareket etmemekten.

*

Bizim köyde, kahve köşelerinde oturuşup duran ihtiyarların kaç yaşlarında olduklarını merak edip sordum.

Yaşı 78 ile 84 arasında çok insan var.

Bu ihtiyarlar, her gün yeteri kadar hareket ediyorlar.

Sabahleyin tarlaya koyun götürüyorlar, akşamda getiriyorlar. Her gün en az 5 km. yol. Birde ev işleri var. Nineler de evde mutlaka bir iş yapıyorlar.

Bizim ihtiyarlara çay söyleyin. İçmem demiyorlar. Beleş çayı duyunca gülümsüyorlar. Birde kahveciye dönüp;

?Olummm bemm çay üç topaklı olsun? diye işaret çekip konuşuyorlar.

Şekerden, tuzdan ve undan korkuları da yok.

Yiyorlar, bulurlarsa içiyorlar.

Ceplerinde para olmasa da, önemli değil.

Bence bu insanlar bulup yiyemediklerinden, içemediklerinden sağlıklı kalıyorlar.

İlginçtir, köyde çay 25 krş. Benim bulunduğum yerde çay, 50 krş ile bir lira arasında değişiyor dediğimde.

Bir ihtiyar, ?ule siz çayı çok palı içiyonuz. Bak bizim gavede ucuz. İstesen bize bire çay da sölede tam olsun? diyebiliyor.

Adam içecek, kırk yılda bir beleş bulunca kaçırır mı hiç?

Bir adam biliyorum. Ne yiyeceği ne giyeceği var. Bulursa yiyor, bulamazsa aç yatıyor.

Bir gün sordum.

?Hamdi Aga, yemek buluyor musun?? diye.

Et yok, yağ yok. Yemek pişirme yok. Tıka basa doyunma yok.

?Bulursam patetesi soğanı ateşe gömüyom, çıkarıp yiyom.?

Hamdi Aga?nın yaşı mı?

?Doksana dayanmış. Hiç doktora gitmemiş.?

*

Köye her gittiğimde beni gördüğümde mutlaka hoş geldin diyen ihtiyarlar var. Doğal olarak hiç yüzüme bakmayanlarda var. Her gidişimde 20 lirayı çay söylemek için ayırırım. İhtiyarları sevindirmek hoşuma gidiyor. Birde fotoğraflarını çekip kendilerine veriyorum. Evlerinde aynanın önüne asıyorlarmış.

Ne olursa olsun, bizim insanımız çok naif ve kalbi temiz.

O ihtiyarların, ?Allah Razı Olun? demeleri bile çok güzel.

Boşuna dememişler. ?Kimisinin parası, kimisinin duası.?

*

Bizim köyde, Macırların Ali Rıza Dayı var.

84 yaşına girmiş.

Evinin bütün işlerini kendisi yapıyor.

Sağ kolu beş kez kırılmış. Kahvede gördüm, kolu yine alçıda. ?geçmiş olsun? dedim. Sordum anlattı.

?Eve odun getirmek için ormana (bayıra) gittim. Derenin üst tarafında durup meşe ağaçlarını bakarken, iki ayağım birden kaydı. Yapraklar kuru olunca kaydım iyicene. Yuvarlana yuvarlana derenin dibini buldum. Kolumu bir kuru ağaca çarptım kırıldı.?

84 yaşında ve kolu kırık.

Gülüyor, umurunda değil.

Daha öncede sol elinin işaret parmağını, balta ile bir vuruşta kesip koparmış. Kopan parmağı, aramış bulamamış. Parmak kayıp. Şimdi sol elinde dört parmak var.

Gülüyor.

Diyor ki; ?Ben bu parmağı kesmezdim de, meğerse gözlerim çift görüyormuş.?

Yinede gözlük kullanmıyor.

Yaş 84.

Bizi güldürdü.

?Geçen gün, yolda birçok taksi gördüm. Taksileri birbirlerinin üstüne koymuşlar. Bir gözümü kapatınca bir taksi oluyor. İki gözümü açınca üç taksi oluyor.?

Gülüyoruz.

Diyorum; ?Ali Rıza Dayı, sen bizi de üç kişi görürsün.?

?Çocukla şarapta içmedik emme, çift görüyom? diyor. Tek dişini göstererek gülüyor.

Yaş 84.

Biz 50 yaşında kaykılmışız.

Ali Rıza Dayı, körlüğünü bile oyuna çevirmiş.

Hayatı çok ciddiye mi alacağız, yoksa her şey bir şaka mı?

Ne olursa olsun.

Hastalıkta da, sağlıkta da yaşamak güzel.

Hareketinizi ona göre yapın.

[Görsel: Şuayip Odabaşı / Arşiv]

Filtreler:

Yorumunuz