Savaşla Yıkılan Kentler

Kahvaltıda kulağımız sabah haberlerinde… Üst üste 4 farklı kentteki inşaat kazaları sıralanınca, dikkatimiz kimisi ölümlü olan inşaat iş kazalarına yönlendi. Sonra başladık düşünmeye…

Bir ülkenin yeterli uzmanı yok ise öne çıkan sektör inşaat sektörüdür. Hiç bir uzmanlığa sahip olmayan insanlar eskiden sanayi alanındaki fabrikalarda çalışırdı. Bu alan mekanik / robotik hale gelince, vasıfsız istihdam alanı inşaat sektörünü daha da öne çıkarttı. Türkiye gibi uzmanı az ülkelerin başat ekonomik alanının inşaat sektörü olmasındaki etkenlerden birisi budur. Yapı ve arsa spekülasyonuna bağlı rantın iktidarlar eliyle sermayeye devşirilmesi bir başka sebeptir. Kent üzerinden yaratılan parasal sermaye bütün dünyada inşaat sektörünü öncü hale getirmiştir. Türkiye gibi şeffaflık ve denetim olmayan, iktidarın keyfiliğine bağlı kararlarla yönetilen, sandık hesabıyla kuralsız, hukuksuz ve yasasız yönetimi tercih eden ülkelerde bu durum daha da öne çıkıyor.

Son 65 yılın meselesidir bu kent rantı ve arsa spekülasyonuyla inşaat sektörünün öne çıkartılması… Kente göç, 1950-1980’li yıllar arasında, kent çeperlerinin plansız ve hukuksuz işgalini doğurarak, uyumsuz ve gelişi güzel bir çok fiziki mekan yaratır. 1980 darbesi ve sonrasındaki iktidar, bu kaçak yapılar ve gecekonduları yasalaştırmak için, imar afları çıkartır ve kent bilimini, evrensel planlama değerlerini yok sayarak tapu dağıtıp, binaların apartmanlaşmasını sağlar. Kent üzerinden para kazanmak, iktidarlar eliyle, yoksul ve orta sınıf insanlarına öğretilir. Hazine yerlerini gasp eden gecekondular tapularına kavuşmakla kalmaz, bu tip kararlarla aniden tek katlı evler 5 katlı apartmanlara dönüşüverir. Kent suçu olan bu tür girişimler ve kararlarla, fiziki mekanlar başını sokacak bir evden, alınıp satılan bir metaya dönüşür.

Tüm bunlar yeterli olmaz. 1980’li yılların iktidarlarına, hızla kentlerde yeni inşaatları azdıran yapı kooperatifleri ve sahillerde yazlık siteler, 2. konut uygulamaları devreye girer. Kooperatiften daire almak ve kıç kıça yazlıkta oturmak, sınıf atlatıp statü sahibi yapar bizim insanlarımızı… Turizm denilen kıyı yağmasını öğrendik bu dönemlerde.

Ve 2000’lere geldiğimizde rantın ve sektörün demode olduğu tespitini yapar iktidarlar. Aniden TOKİ denilen araç öne çıkartılır; sadece metropol ve kentlerde değil, kasaba ve beldelere kadar TOKİ marifetiyle inşa edilen tip binalar çirkinleştirir yerleşimlerimizi. Bu dönemin modası TOKİ’den daire almaktır. Bu çirkinliğin meşruluğunu oluşturmak için “Selçuklu” mimari tarzı teranesi öne çıkartılır. Yeni yapılaşma için TOKİ üretimleri, tüketilen bir dönemi yaşatır bu topluma…

Akabinde yeni bir şey keşfedilir, “kentsel dönüşüm”… Yeni kent parçaları üretmek yeterli rantı ve sektörü parlatmıyordur ki, mevcut kent parçalarını yıkıp yeniden inşa etmek, kent imar politikası haline getirilir… Politikaların odağına yerleştirilen ise korkudur; bu korkunun adı “deprem afetidir”. Ranta ve spekülasyona dayalı imar politikalarının meşruiyeti, depremde yıkılacak çürük binalar korkusuyla sağlanır. En fazla rantın türetildiği metropollerden başlar kentsel dönüşüm uygulamaları. Uygulama önceliği yine yoksulların mekanlarından başlatılır. Olanaksız insanlar kent merkezlerinden kovularak, olanaklı orta sınıf paralı kesimlerle “soylulaştırılır” kent merkezleri.. Kuralsız, hukuksuz ve adaletsiz yapılan uygulamalara karşı metropol duyarlılıkları bir araya gelir. Tepkiler geniş insan kesimlerine yayılır. Dolayısıyla, yeterli spekülasyon ve sektörün parlatılması sağlanamaz. “Kentsel dönüşüm” de tüketilip demode olmuştur artık…

2015’lerde yeni bir şey bulmak üzere kolları sıvayan iktidarlar, işin içine vatan, millet, bayrak, terör, şehit, gazi vb gibi duygusallıkları katarak, büyük ölçülü kent yıkımlarına girişir. Mevcut kentler toplar ve tüfeklerle, tanklarla yıkılmaya başlar. Güneydoğudaki kent ve kasabalar yerle bir edilir. Bu süreç devam ederken, ellerini ovuşturan inşaat sektörünün rantçılarına mesaj verilir; “Buraları tekrar inşa edeceğiz, kentsel dönüşüm uygulayacağız, buraları Toledo yapacağız, …”

Artık biliyoruz ki, silah satmak ve petrole sahip olmak için, Ortadoğu’da çoluk çocuk öldüren küresel, ulusal ve yerel sermayeye, rant ve spekülasyon yapmak için kentler yıkan “inşaat sermayesi” de eklenmiştir. Spekülatif ekonomileri canlandırmak ve bir kaç kuruşla idare eden uzmanlaşamamış işsizlere sus payı istihdam yaratmak için, savaş çıkartarak kentlerin yok edildiği bir durumla karşı karşıyayız.

Hatta bu spekülatif inşaat sektörü ve işbirlikçi iktidarları, sadece güneydoğu kentlerinin rantını yemekle sınırlı kalmayacağını ifade ederek, Irak ve Suriye gibi ülkelerin savaş ile yıkılmış kentlerinin de tekrar inşasını üstlenerek rant kaymağını yemek istiyor. Keza en yüksek dereceden ülkemiz yöneticilerinin, uluslararası ortamlarda çantacılık yaparak talepleri ifade etmesinden bunu anlamaktayız.

Bu savaşı meşru kılmak için, vatan, millet, bayrak, gazi, şehit, terör, çocuk, bacı gibi manevi ve ulvi değerlerle oynanıp, toplumun şirazesi değiştiriliyor. Küresel emperyalizmin yeni durumu; kan ve savaşla beslenmeye devam ediyor.

[Fotoğraf: cnnturk.com]

Filtreler:

Yorumunuz