Slovenya’dan Dubrovnik’e (Gezi Notları 7)

Avusturya Alp’lerini geçerek Slovenya topraklarına girdik. Yol boyunca dikkatimizi çeken bazı şeyler var. Bunlardan birisi Macaristan’dan başlayıp Çek Cumhuriyeti ve Avusturya topraklarında da dikkatimizi çeken otoyolların kıyılarındaki ses perdeleridir. Yolun yerleşim alanı başlangıcından itibaren bu ses perdeleri(Sesi azaltan duvar) başlıyor, yerleşim alanı sonunda bitiyor. Bu ses perdelerini Slovenya ve Hırvatistan’da da görüyoruz. Bu sistemle yerleşim alanlarının mümkün olabileceği ölçüde otoyoldan geçen taşıtların çıkardığı sesten etkilenmemesi sağlanıyor.

Slovenya'dan Dubrovnik'e
Otoyollardaki ses perdeleri

Dikkatimizi çeken ikinci durum otoyollar üzerinde hiç gereği olmadığını düşündüğümüz durumlarda karşımıza çıkan 40-50m. uzunluğundaki tüneller. Bunlara köprü de diyebiliriz. Ancak ; üzerlerinden motorlu taşıt geçmesi için yapılmadığı anlaşılıyor. Üzerleri toprak, ağaç ve bitkiler var. Bu yapıların ne olabileceğini düşünürken bunların birinde gördüğüm levhadan yaban hayvanların yolun bir tarafından diğer tarafa, yola inmeden geçmelerini sağlayan yaban hayvan geçitleri olduğunu anlayabildim.

Slovenya'dan Dubrovnik'e
Otoyolda yaban hayvan geçitleri

Bizim ülkemizdeki otoyollarda araç kullanan sürücülerin gece karanlığında yoldan karşıya geçerken ezdiği kirpi, tavşan, yılan, kaplumbağa.. gibi hayvan leşi görüntüleri aklıma geldi. Bu ülkelerin insanlarının dünyayı sadece kendi yaşadıkları bir mekan olarak görmediklerini, ehil ya da yaban tüm canlıların da burada yaşamaya hakları olduğunu kabul ettiklerini düşündüm. Belki de uygarlık burada gizliydi.

Slovenya AB üyesi küçük bir ülke. Başkenti Lubiyana . Eski Yuvoslavya’ nın da sanayileşmiş bir bölgesi. Yugoslavya’da Tito döneminde şimdi çoğunlukla ayrı devletler olarak ortaya çıkmış olan bu bölgeler farklı işlerin yürütüleceği şekilde planlanmış. Bazı bölgeler tarıma, bazıları turizme, bazıları sanayie yönlendirilmiş. Slovenya’ya da sanayileşmede öncü görevi verilmiş. Aslında tarım için de çok uygun topraklara sahip. Yol boyunca verimli ovalardan geçtik. Yine küçüklü büyüklü nehirler gördük.

Öğle sonrası saatlerde Hırvatistan sınırından ülkeye giriş yaptık. Hırvatistan da AB ‘ye yeni üye ülkelerden, henüz mevzuat birliği tam olarak sağlanamamış. AB’nin ortak parası olan Euro yu kullanmıyor. Hırvatistan’ın parası halen Kuna dır. Euro ile alışveriş yapmada sıkıntılar var. Hırvatistan’a girişimizle birlikte dağlık bir alana girdik. Dar bir boğazda ilerlerken tünellerden geçiliyor. Hırvatistan’ın nüfusu 4,5 milyon dolayında . Başşehri Zagrep’in bir milyon kadar nüfusu var. Önemli şehirlerinden Split’in 300.000, Dubrovnik’in 50.000 civarında nüfusları var. AB üyesi olmasına rağmen ülkenin ekonomik sıkıntı içerisinde olduğu söyleniyor. Ülke ekonomisini Turizm gelirinin ayakta tuttuğu belirtiliyor. En büyük turizm gelirinin de Dubrovnik yöresinden elde edildiği, bu nedenle Dubrovnik’in Hırvatistan’ı sırtında taşımak istemediği ve bağımsız bir bölge olma yönünde istekleri olduğu anlatılıyor.

Zagrep, kuzeyden çok yüksek olmayan bir dağa yaslanmış, güneyden de Sava nehrine uzanmış bir şehir. Şehrin yeni semtleri Sava nehrinin karşı yakasında yer alıyor. Şehir bu yönde gelişiyor. Şehirde ulaşım toplu taşıma araçları ile sağlanıyor. Bizim şehirlerimizde olduğu gibi özel araç kalabalığı yok. Dolayısıyla trafik sorunu da olduğunu zannetmiyorum. Raylı taşıma sistemi, tren ve tramvaylarla sorun halledilmiş.

Zengin bir ülke olmamasına rağmen insanların hareketleri rahat, yüz ifadeleri ve davranışlarından mutlu oldukları anlaşılıyor. Lokantalar,kafeler, eğlence yerleri dolu. İnsanların giyimleri temiz. Hırpani giyimli insana, sokak dilencilerine rastlanmıyor. Geçim derdi çeken insanların gerginliği yok üzerlerinde. Görülmeye değer yerleri var. Bir çok şehirde olduğu gibi dini yapılar değerli mimari yapılar olarak karşımıza çıkıyor. Bunların başında da Zagreb Katedrali geliyor. Ülkenin en yüksek binalarındanmış. Kulelerinin yüksekliği 105 m. imiş. İmara müzesi bina olarak yine önemli yapılardan. Hırvatistan Devlet Tiyatrosu binası da Hırvatların kültüre verdiği önemi ortaya koyan önemli eserlerden. Aziz Mark kilisesi ve meydanı da şehrin sembolü haline gelmiş önemli yerlerden. Bu meydanda değişik grupların gösterilerini izlemek mümkün. Yine çok ilgi çeken yerlerden biri de Mirogoj mezarlığı, burası aslında bir şehir mezarlığıdır.

Slovenya'dan Dubrovnik'e
Zagreb Mirogoj Mezarlığı girişi

Devlet büyüklerinin, soylu kişilerin, birçok Hırvat sanatçı ve sporcusunun mezarları buradadır. Mimari yönden ilginç görkemli bir yapıdır. Büyük kemerli gösterişli bir kapıdan girilir. Girişten sonra sağda ve soldaki kemerli yarı açık koridorun altında katlı mezarlar(birden çok kişinin defnedildiği) bulunmaktadır.

Slovenya'dan Dubrovnik'e
Mirogoj Mezarlığında soyluların katlı mezarları

Yine halk kahramanlarının, din adamlarının devlet adamlarının mezarları buradadır. Hırvat, Sırp, Yahudi, Arnavut ayırımı yapılmadan buraya defnedilmişlerdir. Mezarlık yerleşimi, temizliği, bakımı ile dikkat çekicidir.

Zagreb’te gece konakladıktan sonra sabah Dubrovnik’e gitmek üzere hareket ettik. Zagreb Dubrovnik arası uzun bir yolumuz var. Düz bir ovada epey yol aldıktan sonra Adriyatik sahillerine yaklaştıkça düzlükler sona erdi önce engebeli sayılabilecek, ardından da dağlık bir alana geldik. Bu dağlar Alplerin Adriyatik sahillerindeki uzantıları olmalıdır. Rijeka ve Split yönünde ilerliyoruz ancak bu şehirler bizim yolumuz üzerinde değil. Bir süre sonra yolumuz ayrılıyor biz daha güneye yöneliyoruz. Bu arada birçok tünelden geçiyoruz. Geçtiğimiz tünellerden bazıları ülkemizdeki Bolu tünelinden daha uzun, yaklaşık 6 km. uzunluğunda. Çevredeki dağlara baktığımızda bulutlara yaklaştığımızı hissediyoruz. Bazı dağların tepeleri bulutlar tarafından kapatıldığından zirvelerini göremiyoruz. Yolculuk ve geziler benim çok hoşuma gidiyor. Değişik ortamlarda bulunduğumdan, değişik yerler gördüğümden dolayı çok mutluyum.

Adriyatik sahillerine yaklaştıkça çevredeki bitki örtüsü değişmeye başladı. Sanki ağaçların boyları kısaldı ve ağaçlık alanlar azaldı. Akdeniz ikliminin tipik özelliklerinden maki bitki topluluklarını görüyoruz. İklimin bitki toplulukları üzerindeki etkisini burada net olarak görebiliyoruz. Yolculuk sırasında bir tünelden geçerek bir dağın giriş-çıkışında iki yüzündeki iki ayrı bitki örtüsünü görmek mümkün.

Bu arada Adriyatik sahillerinin İstirye bölgesine ulaşıyoruz. Adriyatik denizi bizim Ege kıyılarımıza benziyor. Birçok büyüklü küçüklü ada göze çarpıyor. Hırvatistan’da 1185 ada olduğu yönünde rehberimiz açıklama yapıyor. Bu adalardan bazılarına feribot seferleri varmış. Bir süre sonra tekrar sahilden uzaklaştık. Dubrovnik’e varmadan Bosna Hersek topraklarından geçmemiz gerekiyor. Aslında Bosha Hersek’te Saraybosna, Mostar gibi şehirler de görmek istediğim yerler arasındadır. Ama bu gezi programımızda onlar yok. Bir başka gezimizde oralara da uğramayı arzu ederim. Kırka Ulusal Parkından geçiyoruz. Hırvatistan’ın önemli doğal park alanlarından biri.

Naum kenti yakınlarından Bosna Hersek topraklarına giriyoruz. Bosna Hersek’in Adriyatik’e tek çıkış noktası buraları. 8-10 km. uzumluğunda bir sahil. Çok güzel koyları var. Mostar buradan 50 km. kadar içeride kalıyor. Yaz aylarında çok sıcak oluyormuş. 50 dereceye varan bu sıcaklık nedeninin çevresindeki dağlardan kaynaklandığı söyleniyor. Çünkü bu dağlarda fosfor olduğundan çevrenin en sıcak şehriymiş. Fosfor gündüz güneşten aldığı sıcaklığı gece de devam ettiriyormuş

Slovenya'dan Dubrovnik'e
Bosna Hersek Naum Sahilleri.

Naum sahillerinde her türlü narenciye üretilebiliyor. Önemli derecede bağcılık ta var. Bu bölgenin şarapları ünlüymüş. Naum şehrinde bir mola veriyor ve yemek yiyoruz. Buradan tekrar Hırvatistan topraklarına geçerek yolumuza devam edecek ve Dubrovnik’e varacağız.

Filtreler: