Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!
Ah Rıza Dayı Ah!

Ah Rıza Dayı Ah!

Ben, O?nu hep ?aynı yaşta? gördüm.

Ben, O?nun öldüğünü de bilmiyorum.

Sanki benim için ölmedi.

O?nun bende, bildiğim ?tek bir tipi? var.

Hiç değişmedi.

Hep aynı yaşta, hep aynı tipte, benim için hiç değişmedi.

Sadece, ?giydiği elbiselerin rengi? değişti arasıra.

Modeli hiç değişmedi.

Düz renk bir pantolon.

Giydiği pantolonun kumaşından, aynı renkte gömlek.

Gömleğin önlerinde, iki taraflı cepler.

Aynı kumaştan kravat.

Gömlek mevsime göre uzun ya da kısa kollu.

Her şey, ?jilet gibi? ütülü.

Günlük sinek kaydı traş, o biçim.

Yumurta topuk iskarpinler. O biçim boyalı, pırıl pırıl. Ayakkabılarda toz yok.

Her şey ayna.

Bak, ayakkabılara saçını tara.

Ağır ağır yürürdü.

Yüksek sesle konuşmazdı.

Az konuşurdu.

Öz konuştuğu da kesindi.

Seyvan Köyü?nde yaşar(dı)

Her gün Yenice?ye gelir.

Kahvecilik yapardı Yenice?de.

En iyi bildiği işti kahvecilik.

Çay yapar, çay taşırdı.

Ocakta kendisi, çay dağıtan da kendisi.

Yenice?de kahvehane denilebilecek, her mekânı çalıştırmıştır.

Ömrü, bu işle başlamış ve bitmiştir.

Yenice?de, çayını içmedik, bir kişi var mıdır acaba?

Zannetmem..

Yenice Öğretmenevi?ni yıllarca çalıştırmıştır. O?nun çay taşıdığını görmeyen, çaycı olduğunu bilmeyen misafirler, bu adam ?bir dairede? müdür herhalde ya da büyük bir makam sahibidir diye içlerinden geçirirlermiş.

Adamın tipi öyle, doğuştan müdür gibi.

Giyim kuşamda iyi olunca, insanlar önyargılarıyla çelişiyorlar. Sanki müdürlerin,parası olanların dışında, iyi giyinen olamazmış gibi.

Birgün, İl Milli Eğitim Müdürü gelmiş, öğretmenevi lokaline girmiş. ?Olsa olsa şu adam, İlçe Milli Eğitim Müdürüdür? demiş, gitmiş çaycıyı yakalamış.

Birçok öğretmen, O?nun yanında, ?dilenci kılıklı? sayılabilirdi. Hâlâ daha giyinmesini bilmeyen/bilemeyen öğretmen dolu memlekette. Hâlâ dokuz koyuna çobanlık yapamayacak kişiler, öğretmenlik yapıyor memlekette. İtibarda görüyorlar, yalaka olduklarından. Oduncu gömleği üstüne, kısa bir kravat takan çok öğretmen var çoook! Adam öğretmen olmuş, öylesine. Çocuklara ders veren öğretmenleri de derslemek gerekiyor, giyim kuşam konusunda.

Kimseyi kırmazdı.

İnsanları kırmak yerine, kendisi her şeyi kırıp dökerdi.

Yani kendi kafasını kırar, insanları kırmazdı.

Böyle hassas gönüllü bir adamdı.

Kim miydi bu adam?

Aklınıza Ali Çavuş?u getirmeyin. Ali Çavuş?un giyiminden de ders almalı bir çok kişi. Bilhassa, parası olup ta dilenci gibi gezenler almalı dersi.

Evet, kimdi bu adam?

Seyvanlı, ?Rıza Dayı.?

Rıza Sevinç.

Bir ?Rıza Dayı? geçti, bu Dünya?dan.

Rıza Dayı, dendi mi?

Herkes tebessüm eder.

?Ule kaymakam gibi adamdı. Çok eyi giyinirdi? diye söylenir.

Ne acıdır ki, kaymakam gibi kelli felli görünen, birçok kişiden daha iyi giyinen, prensip sahibi Rıza Dayı, ?okuma yazma? bilmezmiş.

Okuma yazma bilmese de, bir bilgeliği var Rıza Dayı?nın.

Rıza Dayı?nın çok maceraları varmışta, bizim haberimiz yokmuş. Rıza Dayı?nın başından geçen birkaç yaşanmış hikâye derledim.

Hoşuma gitti. Tebessüm ettim. Hüzünlendim.

Ben dinlediklerimi size de aktarayım. Sizde öğrenin.

Bakalım sizin aklınızdan neler geçecek? Tatlı bir tebessümle hatırlayacak mısınız Rıza Dayı?yı.

**

Bir gün Rıza Dayı, Nevruz?dan gelirken trafik polisine yakalanmış.

Rıza Dayı?nın altında, yeni aldığı 0 km. Jawa motorsiklet. Giyim kuşam harika. Kravat harika. Traş o biçim.

Trafik polisi, tedirgin bir şekilde;

?Beyefendi, ehliyetinizi görebilir miyim? Demiş. Demişte, azıcıkta tırsmış. Önemli birisine ceza keserek yanlış yapmakta istemiyor. Adam Nevruz?dan geliyor. Bodurların akrabası müdürü olabilir.

Rıza Dayı?da evrak mevrak yok. Ehliyet ne gezer. Polis sonunda, ceza makbuzu düzenlemiş.

Rıza Dayı?ya imzalaması için uzatmış. Rıza Dayı, cebinden bir mühür çıkarıp mührü imza yerine basınca olan olmuş.

Polis; ?Ulan ben seni kelli felli görünce, mühim bir insan diye korkudan ne yapacağımı şaşırdım. Sen imza bile atamıyorsun. Hasi?..? diye bir bağırmış.

Rıza Dayı?yı tutana helal olsun.

*

Rıza Dayı?nın Yenice içinde küçük büyük çalıştırmadığı kahvehane kalmışsa bile, çok azdır.

Ömrünün son yıllarında, belediyenin önünde yapılmış olan portatif bir çay ocağını çalıştırdı.

Belediyeye, Hükümet Konağına ve Tapuya gelenlere çay sattı. Tabiî ki birde Rıza Day?nın çayını bilenlere.

Bu küçük çay ocağını işletirken başından geçen birkaç olayı anlatayım sizlere.

Adliye?de çalışan bir odacı Cemal Aga var. Aylak kaldığı zaman, Rıza Dayı?nın çay ocağına gelirmiş.

Rıza Dayı, keyfine düşkün adam. Çay ocağının başında bir küçük radyo sabah açılır akşam kapanırmış. Rıza Dayı kısık bir sesle şarkıları dinlermiş.

Bir gün bu adliyede çalışan Cemal Aga, yapacağını yapmış. Cemal Aga, Rıza Dayı çay dağıtmaya gittiğinde, radyonun sesini sonuna kadar açıp hemen toz oluyormuş.

Rıza Dayı, geri döndüğünde radyo son ses. Hiçbir şey yokmuş gibi, sesini kısıp işine devam ediyormuş.

Rıza Dayı?yı gözleyip duran Cemal Aga, çay ocağından ayrıldığı zaman gelip yine sesi açıp yok oluyormuş.

Rıza Dayı, her seferinde hiç ses etmeden radyonun sesini kısıp işine devam ediyormuş.

Bir değil, iki değil, üç değil? Kaç defa olduğu belli değil. Radyonun sesini bir zirzop durmadan açıyor, Rıza Dayı?da durmadan kısıyor. Gizili bir sinir savaşı sürüyor.

Rıza Dayı, yine çay dağıtmaktan dönüyor, bakıyor ki radyo bangır bangır bağırıyor

Hiç ses etmiyor.

Radyoyu, astığı çividen alıyor.

Çay ocağının beton zeminine bir patlatıyor.

?İnleyen nağmeler ruhumu sardı.?

Radyo dağılıp gidiyor. Toplamak isteyen toplasın.

Rıza Dayı, radyoyu şimdi üstü kapanan belediye binası ile Atatürk İlköğretim Okulu arasındaki dereye atıyor.

Bunu gören Cemal Aga, tapuda çalışan Basri Dayı?ya gidip;

Basri, ?Rıza Dayı radyoyu kırıp dereye attı. Al o radyoyu tamirle. Beleşe bir radyo sahibi olursun. Şarkı dinlersin? diyerek yol gösteriyor.

Basri Dayı, gider dereden radyoyu alır.

Bu defa Cemal Aga, Rıza Dayı?ya gider.

?Rıza, Basri senin radyoyu dereden aldı. Tamir edip kullanacakmış? der.

O hızla tapuya giden Rıza Dayı, Basri Dayı?dan radyoyu alır. Yere çarparda çarpar.

Basri Dayı hiçbir şey anlamaz, olup bitenden.

Aslında Rıza Dayı?da anlamaz.

Bir anlayan var elbette.

Kim?

Adliyede çalışan Cemal Dayı.

Hiç konuşmayan, kendisine yapılan şaka sonunda radyosunu parçalayan Rıza Dayı.

Bu olayda, kimseyi incitmeyen kim? Rıza Dayı.

Sizde var mı, bu kadar sabır?

Adliyede çalışan Cemal Aga, sen ne zirzop adammışsın be!

*

Şu adliyede çalışan Cemal Aga, yapmadığını bırakmamış Rıza Dayı?ya.

Kış gelmiş. Havalar soğumuş.

Rıza Dayı, çay ocağına bir soba kurmuş. Odunu da köyden getiriyor. Adam ne yapsın? Zor zar, birilerine yalvarıp bir çuval odun getirmiş. Sabah sobayı bir defa yakınca, akşama kadar idare edecek.

Yine bir gün Rıza Dayı, bir çuval odun getirip, sobanın yanına dayamış.

Cemal Aga?nın yine hinliği tutmuş. Her çay ocağına geldiğinde, sobaya bir odun atıyormuş. Hem de, Rıza Dayının yanında söyleniyormuş.

?İki dal odunun lafımı olur. Her taraf odun. Isınalım hasta olmuyalım.?

Bir böyle, iki böyle, çuvalın dibi görünmüş. Bir günde bir çuval odum yakılır mı? Yakılır.

Cemal Aga, odunları öğleye kadar yakmış bitirmiş. Birde, ?çok sıcak oldu? diyerek kapıyı pencereyi açmasın mı?

Rıza Dayı?nın yine şeytanları toplanmış başına. Musluktan bir sürahi su almış. Hiç konuşmadan sobanın içine boşaltmış. Ortalık, duman dumana. Sonrada, kalan odunlardan birisini almış eline. Çay Ocağının bütün camlarını, tek tek kırıp indirmiş yere.

Dönmüş Cemal Aga?ya.

?Hadi gali aşama gıda ısın dur burda? demiş.

Çekmiş gitmiş.

*

Yine başka bir gün.

Müşteri çok.

Rıza Dayı, işlere yetişemiyor.

Rıza Dayı?nın işi başından aşkın. Dokuz keçi oğlağını almıyor. Kafasından duman çıkıyor.

Para kazanma zamanı.

Birisi gelmiş.

?İki kahve, üç oralet, sekiz çay, bir çiçek, dört tarçın? deyince, Rıza Dayı?nın kafa karışmış. Siparişleri anlayamamış.

Cemal Aga, kaçırır mı fırsatı. Hemen başlamış muzipliğe.

Çay ocağı daracık.

İki kişi zor duruyor, yan yana. Sıkış depiş.

Yanaşmış, Rıza Dayı?nın yanına. Çay yıkama yerindeki aynada saç tarayacak.

Rıza Dayı, çay dolduracak,  kahve pişirecek. Bi de Cemal çıktı ortaya.

Cemal Aga, kıçını, başını durmadan oynatıyor sallıyor. Çeşmeyi açıyor, kapatıyor. Bu ayna, neden bu kadar kirli? Diye takılıyor. Durmadan, işkembeden konuşuyor. Saç taramak için tarak istiyor. Uzaktan, yakından, yandan aynaya bakıyor.

Aynaya bakarken ağzıyla çiftetelli çalıyor, kıvırıyor, kıvırtıyor. Dansöz gibi mübarek adam.

Rıza Dayı, ?kaç çay, kaç kahve? yapacağını unutmuş zaten. İşin içinden çıkamıyor.

Birde bu dansöz kılıklı herif, ocağın içinde. Çençen, kafasını ütülüyor.

Yine hiç ses çıkarmadan, yapacağını yapıyor. Çay ocağında, ne kadar dizili bardak varsa bir eliyle süpürge gibi yapıp, bardakları tezgâhtan aşağıya döküyor.

Bir şangırtı kopuyor. Kırılmadık ne bardak, ne de fincan kalıyor. Bütün malzemeler yerde.

Duvardan aynayı indiriyor. İki eliyle havaya kaldırıp aynayı, Cemal Aga?nın önünde bir patlatıyor yere. Ayna tuz buz.

Hiç konuşmadan çıkıp gidiyor.

Cemal Aga, bahşişini kaptırmış zurnacı gibi kalıyor ortada.

?Hadi saçınızı iyi taran gali.?

Briyantin de sür saçına.

Ne çepel adammış bu Cemal Aga.

Ben olsam, Cemal Aga?nın kolunu bacağını budarım. Pekmezini de akıtırım.

Büyük adammış, Rıza Dayı.

**

İşte böyle, başkalarını değil kendisini kırıp parçalayan bir adammış Rıza Dayı.

Sabırlı adammış. Sabrı tükendiğinde de kendisine olurmuş zararı.

Ertesi gün gelip hiçbir şey olmamış gibide işe başlarmış.

Okuma yazma bilmiyor ama, hayat okulunun ?Sabır Dersini? iyi okumuş Rıza Dayı.

Var mı şimdi böyle adamlar?

Nerde kaldı, böyle zor şakalara katlanan insanlar?

Bizlerin şimdiki zamanda ?birbirimizin gülüşlerine? bile tahammülü yok.

Yan baktı, yandan baktı.

Güldün mü?

Sırıttım mı?

Vururum ulan seni!

Yanlışlıkla omzun mu dokundu birisine.

?Pardon!?

?Özür dilerim.?

?Rica ederim.?

?

Yok öyle!

Sabır tatilde.

Anlayış firar etmiş.

Sevgi, sürgün edilmiş.

Öyle güzel cümleler kurulmuyor artık.

?

Ah Be, Rıza Dayı Ah!

Yaptığı hatadan dolayı, özür dileyenler de kalmadı.

Yüksek okuldan bir genç, arabamın camına bir taş patlattı.

Arkadaşına atmış taşı sözde, benim arabanın camına geldi.

Ne iştir? Diye sorunca, ?özür? bile dilemedi.

Kafam attı Rıza Dayı! Ağzıma geleni söyledim.

Genç, çok pişkin(!) biriymiş. Hata yaptığını kabul etmek yerine,  ?zararın neyse öderiz,? ne olmuş?? diye söylenmesin mi?

?Zarar önemli değil. Hatasını kabul etse, özür dilese. İş bitecek.

Nerde! Her şeyi parayla halledeceğini zannediyor, kerkenez kuşu.

Yok böyle bir şey.

Biz bittik be Rıza Dayı! Biz bittik.

Artık Torasanlı Dört Parmak.

Sofularlı Hasan Kaya.

Seyvanlı Latifa yok artık.

Sizin gibi, yaşını başını almış adamlarda yok.

?Bilge? kişiler kalmadı artık.

Bir ?Ordu Dayı? var Yenice?nin ortasında.

Hüseyin Ordu.

Bu Dünya?nın yüküne katlanacak, kimseler yok.

Tahammül yok.

Sabır yok.

Hoşgörü, uzun süredir tatilde.

?Allah seni cennetine alsın? Rıza Dayı.

Filtreler:

Yorumlar

Ş.ODABAŞI (29/09/2010 11:28)

Sayın YILMAZ; Öğretmenler için az bile.Rıza Dayı'dan ders alsınlar. Kendilerini düzeltsinler. Yüzeysel yazsam, anlatamam ki.Selamlar sevgiler.

Güngör YILMAZ (29/09/2010 07:24)

Yazı Çok Güzel akışkan zevkle okudum yanlız bazı öğretmenler hakkında ağır yazmışsın biraz yüzeysel yazsaydın daha iyi olurdu kanaatindeyim

Sizin yorumunuz...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir