Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!
reklam
reklam
Arada Bir Otobüse Binmeli

Arada Bir Otobüse Binmeli

Arabamı sattım.

Yürüyorum.

Birçok yere yürüyerek gidiyorum.

Zamanla yarışıyorsam, toplu taşıma araçlarına bindiğim gibi hedefe doğru yol alıyorum.

On dakikada gittiğim bir yer, şimdi otuz dakika oldu.

Olsun, yapacak bir şey yok.

Ayaklarıma kuvvet.

Özel bir otomobilde rahat rahat giderken, insanın hiç umurunda olmuyor toplu taşıma araçlarındaki balık istifi yolculuklar.

Ayakta yolculuklar…

Mevsim zorlukları…

Hiç düşünmezdim.

Bakardım yoldan geçen otobüslere, koltuklar dolu, ara koridorlar dolu.

Umursamazdım hiç.

Artık kepez ile Çanakkale arasında gelip gidiyorum artık. Bende sardalye istifi insanların içindeyim.

Şimdi öğrendim.

“Önden binilecek, arkadan inilecek.”

Ön koltuklar yaşlılara özürlülere gazilere ve şehitlere aittir.

Yok ya şehitler yok.

Binmeden “kent kartını” hazırla.

Kartı istenilen yere yapıştır. “Biiip” geç.

Bazılarında,“Bakiyeniz yetersizdir” uyarısı.

Kaptanın eline düştünüz işte.

Otobüse kartının bakiyesi olmadan binen bayanın ya da bayın ricası.

“Bakiyesi olan var mı acaba?”

Uzanan bir el, bip bip.

Verilen nakit para.

Teşekkürler filan.

Öğrendim ki, otobüslere binen “bakiyesizler” çokmuş. Bu bakiyesizler, rol yaparlarmış. Kaptanı kandırabilirlerse “bedavaya” getirirlermiş işi.

Bir gün kaptan bağırdı.

“Şerefsizlik” edenler oluyor.

“Bir liraya tenezül edenler var.”

Her gün Çanakkale’ye gidip gelen Kızılderili büyük şefin karısına benzeyen, saçları kınalı roman kadında şoförü destekledi.

“Bir liraya tenezül eden hem şerefsiz hem de namussuzdur, evet abi!”

*

Ben cebimde “bakiyeli” kart taşıyorum.

Çanakkale Belediyesi’nin bir elemanı, eski Fen Lisesi’nin karşısında bakiyesi bitmeyen kart yüklemesi yapıyor. Ben kartımı, “bitmeyen kart” haline getirdim. Bundan sonra, otobüse bindiğimde “bakiye” ile ilgili sorunum olmayacak.

Kent kartınızı, banka kredi kartınızla ilişkilendiriyorsunuz. Kent kartınızda para bittikçe, hesabınızdan para transferi oluyor, “bakiye” kendine geliyor. “Bakiye” sizi yarı yolda bırakmıyor. Bakiyeniz bitecek diye düşünmüyorsunuz. Bu işlemi yaptıktan sonra, marketlerde “bakiye” aramıyorsunuz artık.

Bence güzel bir olay.

Herkese tavsiye ederim.

*

Bir sabah Çanakkale’ye gittim.

Bindim otobüse. “bip” tamam. İndim iskelede.

Dönüşte, bindim otobüse, dayadım kartımı. Bir bayan dedi ki.“Bakiyeniz” yetersiz. Ayağımı otobüsten geri attım. İniyordum, kaptan seslendi.

“Beyefendi, binin otobüse, işinizden kalmayın.”

Otobüs şoförü, insan sarrafı olmalı.

Bana değer verdi. Birkaç yıl önce, Kepez’de bir polis, durup dururken bana kimlik sormuştu.

Gidip aynaya bakmıştım, “neye benziyorum” diye.

Aklıma üçkağıtçı bakiyeciler geldi utandım.

Mesele, 1 lira 25 kuruşluk bir mesele.

Mesele parada değil.

Böyle bir durumda, insan eşekten düşmüş gibi oluyor.

Ben bindim otobüse, oturdum bir koltuğa.

İlk gördüğüm yerde de “bakiyesi” bitmeyen kartı oluşturdum.

“Anlayışlı kaptan, size teşekkür ederim.”

*

Orhan Veli bir şiirinde; “Girdim insanların içine, insanları gördüm” demişti.

Nasıl bir şey insanları görmek?

Bir otomobilde tek başına yolculuk yapanlar insanları görebilir mi?

Görmüyorlar.

Bende yıllarca, insanları görmeden geldim gittim.

İnsanların dışında değildim elbette.

Özel otomobil kullanırken insanların dışındaydım, diye düşünüyorum.

Şimdi her ortamda insanların içindeyim.

İyice karıştım insanlara.

“Üstüm başım insan oldu.”

Bol bol belediye otobüslerine biniyorum.

Yaşım ellibeşi geçti, koltuk verilecek yaştayım.

Otobüse benden yaşça büyük insanların bindiğini gördüğümde, yer veriyorum.

Bazı teyzeler “Allah Razı olsun” demekteler.

Bazı gençlerin böyle durumlarda, uykuya daldıklarını görüyorum.

Anneleri, yaşlıları, özürlüleri kollamak gerekli.

Yer göstermek gerekli

Yer göstermek gerekli, hastalara düşkünlere.

*

Bir gün otobüste iki kasketli yan yana oturmuşlar.

Ayvacıklı yaşlı dayı yanındakine;

“Ule goca otobüste başında şapka olan sade ikimiz var. Biz seninle ikinci sınıf vatandaş oluyoruz haberin var mı?” diye söylendi.

Cevap verdi karakuru, traş olurken çenesini kesmiş olan amca;

“İkinci sınıf nekine? Ben alışmışım giyerim şapkayı ni varmış.”

Bende dedim ki;

“İkinizde birer foter şapka giyin. Amerikan kovboyu olursunuz. Kimse sise bir şey diyemez”

Ayvacıklı Dayım atıldı.

“Bire de at bulduk mu tamam len. Amerikalı olunca, kimse bize laf atamaz. Çekeriz dabancaalrı.”

Gülüşmeler.

Bu iki kasketli aslında; “Milletin Efendisi” oluyorlar. Oluyorlar da şimdi “Yüzüklerin Efendisi” daha çok tanınıyor.

*

“Arkaya ilerleyelim beyler!” ikazı kaptanın.

Otobüsün ortasında dikilen antenleri kapalı insanlar, kendi keyiflerinde.

Otobüsün önünde bir kaynaşma.

Arka koltuklar boş.

İlerlemiyor, anteni kırıklar.

Kızıyor bir yolcu, iteliyor saygısızları.

Açılıyor koridor.

Rahatlıyor otobüs.

Rahatlıyor insanlar.

*

Aslında rahatlamıyor otobüs.

Sabah işe giderken, akşam işten dönerken inliyor otobüsler.

Otobüsün içinde, kısa mesafeli olsa da inliyor yolcular.

Bazı zamanlar, bir sıkışıklık ki sormayın.

Otobüsler, sardalye konservesi gibi.

“Önden biniş arkadan iniş” kuralı geçersiz oluyor.

Karışıyor işler.

Bir otobüste birçok insan.

Bir otomobilde bir insan.

Geçiyor kırk kişiyle bir otobüs.

Geçiyor bir kişiyle bir otomobil.

*

“Girdim insanların içine insanları gördüm”

Orhan Veli bugün yaşasaydı şiirine ekleme yapardı.

“Girdim otobüslerin içine insanları gördüm.”

Hiç binmeyenler; ara sıra otobüslere binmeli.

Görmeli insanları.

Girmeli insanların içine.

Filtreler:
Görüntülenme: 458
Google Analytics verileri olup, manipüle edilemez bir kaynak kullanılmıştır. Günde bir kere güncellenmektedir.

Yorumlar

Ş.ODABAŞI (30/11/2011 17:27)

Cem Kardeşim; İlk baştan ben gazeteci değilim.Devlet memuruyum.Yazdığım konunun içeriğini okuduğunuzda sorun ortaya çıkıyor. Yeni bir yazı daha geliyor.O yazıda da sorun yine ortada. Ben; kızım sana söylüyorum, gelinim sen dinle yapıyorum. Bence bu sorunu gerçekten basın niye irdelemiyor? Ben bu işi profesyonel yapsam dumanını attırırım işin. Bu defada kimse bana reklam vermez batarım. "Anlatabildim mi?" bilmem. Ben gözlemlerimi yazıyorum. Siz yorum yazan arkadaşlara kızmam mümkün değil. Sizleri seviyorum. Selamlar.

cem (30/11/2011 13:47)

Şuayip Bey, merhaba. Ben sizin yazınızın uzun olmasını eleştirmedim. Bu kadar uzun bir yazıda asıl soruna değinmemenizi, yani bir anlamda "suya sabuna dokunmamanızı" yadırgadığımı ifade etmeye çalıştım. Çünkü, otobüslerle ilgili bu kadar deneyim yaşayan ve bunu uzun bir yazıya dökebilen bir kişinin daha önce de bahsettiğim sıkıntıları yaşamamamış olmasına ihtimal veremedim. Burada bana göre, otobüslerin tıklım tıklım olması, yani sizin deyiminizle "sardalye istifi" şeklinde yolculuk yapılmasına neden olan asıl konuya, mesela otobüs sayısının yetersizliğine, bazı gün ve saatlerde sefer sayılarının ısrarla artırılmamasına, Belediyenin sorumluluğu vb. konulara da birazcık değinilmesi gerekirdi. Özetle, yazınızda otobüslerle ilgili bir resim çiziyorsunuz. Bu resmin içinde, yaşadığınız güzel olaylar, deneyimler ve sorunlar var. Ancak, sorunların üzerinde durmuyorsunuz ve nedenlerini sorgulamıyorsunuz. Bence bir satır da olsa bunlardan bahsetmelisiniz. Çünkü basının en temel görevi toplumdaki noksanlıklara dikkat çekmek ve bu noksanlıkların çözümü için eleştirilerde bulunmak. Yoksa gazetelerin anı defterlerinden farkı kalmaz ki! Eleştirilerimden dolayı belki bana kızacaksınız, ama bunların iyi niyetle yazıldığından şüphe etmeyin, sadece gördüğüm bir hususa dikkat çekmeye çalıştım. Tabi ki yazınızın konusu, uzunluğu vb. konular sadece sizin tercih ve sorumluluğunuzda. İlginiz için teşekkür ederim. Selamlar.

Ş.ODABAŞI (30/11/2011 08:21)

Yazının uzunluğu ile ilgili eleştirinize bir anlam veremedim. ...şu sorunlarada değinmenizi isterdim diyorsunuz. Ben gördüklerimi yazıyorum. Herkes gördüklerini yaşadıklarını bir yerlere ulaştırmalı.Siz ben birkaç kişi duyarlıyız. Bu kentin çoğunluğu nerde, nerede? Selamlar.

cem (29/11/2011 13:10)

Toplu taşıma ilişkin bu kadar uzun bir yazıda, bu konuda Çanakkale halkına yaşatılan sıkıntıları, otobüs sayısının azlığını, duraklardaki yolcuları alamadan geçen otobüsleri ve özellikle ÖSYM sınavları olduğu günlerde boş otobüs bulamadığı için sınav yerlerine otostop çekerek gitmek zorunda kalan öğrencileri de ele almanızı beklerdim. Maalesef, şehrimiz bir türlü düzenlenip denetlenemeyen halk otobüsleri konusunda çok büyük sıkıntılar yaşamakta... "Arkaya ilerlemeyen yolcular" ve "büyüklere yer vermeyen gençler"in yarattığı sorunlar, bunların yanında devede kulak kalır.

kerim (21/11/2011 22:11)

Yazınızı okudum Çanakkalede trfik kaosu oldugunu sayenizde ögrendim,Demekki İstanbulda çektiğimiz çile sizin il den daha azmış halimize şükrettim,ama garibime giden ufak il de otobüs nasıl kalabalık olur,bir sürü işsiz var otobüs alıp çalışsınlar,ama plaka tahdidi var diyip istanbul gibi yasak olabilir,vatandaş olarak yasakları kaldırmalıyız ve dileyen vergisini verip çalışa bilmeli ve şöförlük yasaklanır mal sahibi çalışır,ayakta yolculuk yasaklanır,ve inanı oturarak ve insan gibi seyhat edilir,bunu yerel yöneticilerinize söyleyin,herkes rahat eder,selamlar kerim bahçeci istanbul

Sizin yorumunuz...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir