Assos.

Türkçe adıyla, ?Behramkale.?

Çanakkale, Ayvacık İlçesine bağlı turistik ve antik bir yer.

Assos?tan; Küçükkuyu, Altınoluk, Akçay? İstikametinde giderseniz sahildeki yoldan Edremit?e varırsınız.

Ayvacık yönüne giderseniz, Çanakkale?yi bulursunuz.

Ege Denizi?ne sıfır bir tepe üstünde kurulmuş, antik kent kalıntıları darmadağın.

Deniz kenarında, tarih kokulu bir liman. Limanın bulunduğu sahilde, denizin içinde antik kent kalıntıları.

Şimdilerde bir taş yığını. Tam tepesindeki mermer sütunların bazıları sonradan yapılmış. Betondan, çirkin görünümlü sütunlar. Gerçek sütunlarda var elbette.

Tam tepeden denize doğru bakıldığında, yamaçta ?büyük bir tiyatro? görünüyor. İki bin kişiyi alabilen bir tiyatro küçük müdür?

Hava açık olduğu zaman, Midilli Adası?nı da görebilirsiniz.

Bizim sivri akıllılar, her gördükleri yeri İslamlaştıracaklar ya! Acımamışlar antik kentin taşlarına. Toplamışlar hazır taşları, yapıvermişler antik kentin içine bir cami.14.yüzyılda 1.Murat?ın yaptırdığı cami. Adı da, ?Hüdavendigar Camii.?

Cami yapmak için, yer sorunu var sanki.

İlla ki, ?geçmişin izlerini? silmeye çalışacaklar.

Bir zamanlar; Milli eğitim Bakanlığı, ülkemizde antik kentlerin isimlerini yasaklamıştı. Yayınladığı yazıda, ?Assos? değil, ?Behramkale? ismi kullanılacak diye dayatmıştı.

Neyse;

Bu şekilde davranmakla, Yunan tanrıları bile, şimdi imana gelmiştir. Öğrenmiştir herkes, felsefenin temel ilkelerini.

Assos şimdiler de ?Beyramkale? adında bir köy.

Tarihi taş evlerde, tesadüfen ?doğan köylüler? tesadüfen yaşamaya çalışıyorlar.

Evleri tarihi olsa da, çok para etse de.

Hala fakirlikleri yüzlerinde duruyor, silememişler.

Köylüler, geçimlerini zeytinyağı, çeşitli zeytin, sabun, ıtırlı otları satarak sağlamaya çalışıyorlar.

?Gözleme ayran? sıra dışı bir şey değil artık.

?Halı kilim ve torba? satanlar da var. ?Ayvacık Yöresi? dokumaları.

Denizden çıkarılmış, böceklerin kabukları ve değerli taşları satanlarda mevcut.

Yerli halkın, girişimciliği yok. Dededen nineden, ne görmüşlerse o işin dışına çıkamamışlar.

Evlerin önlerinde oturarak, felsefenin ?kıpırdamadan oturma? konusunu ezber ediyorlar.

Nerde bir işletme varsa, başında yabancı birisi.

Assos?a gidenlerin, yapacağı en güzel hareket şu;

Bu dünyada cenneti yakalamak isteyenler için, kaçırılmayacak bir ziyafet.

?Şarap ve balık.?

Assos?ta, Ege?nin güzel bir sahilinde başka ne olabilir ki?

Balık yiyip şarap içeceksin.

?Balıklar, öldüğüne pişman olmasın.

Şarabı içene, düşman olmasın.?

*

MÖ 10.yüzyılda, Midilli?den gelenler kurmuşlar, ?Assos Kenti?ni.?

Assos;  o günlerden bu yana, Midilli adasıyla bakışıp duruyor.

Assos?ta gün batımı çok güzel olur.

Ayışığı ve Assos..

Otur, Athena Tapınağı?nda bir taşın üstüne seyret Ege Denizi?ni.

Gör, kırmızının tonlarını.

Birçok medeniyet gelmiş geçmiş.

Ahmet geçmiş, Mehmet geçmiş.

Hep gözde, olmuş Assos.

Yunanlı bir filozof olan, ?Aristoteles? bir felsefe okulu kurmuş Assos?ta.

Yaşadığımız zaman dilimi içinde Assos?ta, her yıl ?Felsefe Toplantıları? yapılmaktadır.

Günümüz felsefecilerinin de başkentidir Assos.

*

Akropol?ün en tepesinde, Athena Tapınağı?nın kalıntıları var.

Almanlar, nasıl yapmışlarsa, Assos?u da yağmalamışlar. Bazı antik parçaları, Berlin?de müzeye koymuşlar. ?Bergama Sunağı?nı? çaldıkları gibi.

?Truva? hazineleri de, eşeklere yüklenen üzümlerin arasında kaçırılmış dışarıya. Bizlerde zeytin ağaçlarının dibinde uyumuşuz, sineklenmişiz.

Assos?ta limana inmek için yürüdüğünüz antik yolda, sol tarafınıza baktığınızda ölülerin gömüldüğü bir yer görürsünüz. Tabelasında ?Ölüler Kenti? yazmaktadır.

Sokrates, ?Felsefe ölüme hazırlıktır? demiş ya.

?Ölüler Kenti.?

Bu isim ?cuk? diye oturmuş.

Sokrates?in, gitmek için hazırlandığı yer burasıydı herhalde.

Bu dünyada yaşayanların kenti olurda, ölenlerin kenti olmaz mı?

Olmuş bile.

Binlerce yıl önce olmuş işte.

Felsefe ile uğraşanlar, bir ?ölüler kenti? kurmuşlar burada.

Geriye dönen yok.

?Ölüler Kenti? ya çok güzel. Ya da gidenler, geri dönmek için yolu bulamıyorlar.

Bana, bir esin kaynağı oldu, bu iki kelimelik isim.

Dedim ki; Biz bu dünyada yaşarken, ?ölüler kentinde? yaşıyoruz. ?Ne gerek var, başka bir yere? deyiverdim.

Bir çorba kaşığı acı zeytin. Yarım kaşık zeytinyağı. Defneyaprağı. Biraz tütün zifiri. Biber kırmızısı. Elma tadı. Ahlat (Yaban Armudu) burukluğu biraz. Nar ekşisi?

Bir kaşık Ayvacık, bir tutam Yenice?

Biraz Anadolu, biraz da Trakya?

Yurdumun çocukları?

Sarı Kızın saçlarından?

Anam?

Kırık sevdalar?

Bir çırpıda beş kıta şiir yazmışım.

Bir anda bestesini de yapıverdim.

İster, gerçek olsun.

İster, ütopik olsun.

Ne olursa olsun.

Bu şiirden alınan alınır, gocunan gocunur.

Bu şiir benim.

Bu duygular benim.

Akropol?ün en tepesinden, haykırıyorum.

Bu çığlık benim.

ÖLÜLER KENTİNİN OZANI

Teli yok perdesi yok bağlamamın,

Ölüler kentinin ozanıyım ben.

Dudaksız okurum hep türküleri,

Ölüler kentinin ozanıyım ben.

Tarifsiz dertlerin kazanıyım ben.

*

Yoktur insanımın gözü kulağı.

Zincire vurulmuş eli ayağı.

Bitmiş kelimeler dilsiz dudağı.

Ölüler kentinin ozanıyım ben.

Tarifsiz dertlerin kazanıyım ben.

*

Suları kesilmiş çorak toprağı.

Çakallar elinde kalmış otağı.

Sevdalara yasak her bir sokağı.

Ölüler kentinin ozanıyım ben.

Tarifsiz dertlerin kazanıyım ben.

*

Gülüşleri acı ağlar çocuklar.

Karanlık gökyüzü korkar yıldızlar.

Başı önde ağlar ağlar analar.

Ölüler kentinin ozanıyım ben.

Tarifsiz dertlerin kazanıyım ben.

*

ODABAŞI sana hep keder kalır.

Uslanmaz yüreğin hep beter kalır.

Başında bir rüzgâr hep eser kalır.

Ölüler kentinin ozanısın sen.

Tarifsiz dertlerin kazanısın sen.

19.07.2002/Assos