Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!
Baro’dan Kadına Yönelik Şiddete Karşı Duyarlılık

Baro’dan Kadına Yönelik Şiddete Karşı Duyarlılık

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü dolayısıyla düzenlenen etkinliklere Çanakkale Barosu Kadın Hakları Komisyonu üyeleri de katılım gösterdi.

Cumhuriyet Meydanı’nda Çanakkale Kent Konseyi Kadın Meclisi, ELDER – Kadın Danışma Merkezi, ÇÖMÜ Kadın Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi, STK’lar ve Çanakkale Belediyesinin desteğiyle düzenlenen etkinliklere katılan Çanakkale Barosu Kadın Hakları Komisyonu üyeleri, ardından Baro binasında bir basın açıklaması gerçekleştirdi. Basın açıklamasında Baro Başkanı Av. Bülent Şarlan, Baro Yönetim Kurulu Üyeleri, Kadın Hakları Komisyonu üyeleri hazır bulundu. Kadın Hakları Komisyon Başkanı Av. Güneş Pehlivan tarafından yapılan açıklandı. Yapılan açıklamada günün önemi ve yapılması gerekenler anlatıldı.

Kadın Hakları Komisyonu’nun Basın Açıklaması;

“Bundan 44 yıl önce, 25 Kasım’da Dominik Cumhuriyeti’nde muhalif-politik kimlikleri ile bilinen üç kız kardeş, diktatör Trujillo tarafından, katledilmiştir. Mirabel kardeşleri anma ile başlayan bu gün, dünyada kadınların özgürlük mücadelesinin, kadına yönelik ayrımcılık ve şiddete karşı duruşun bir sembolü olmuştur.Ülkemizde ve dünyada, kadına yönelik şiddet, hala hiçbir toplumsal sınıf, sosyo ekonomik refah düzeyi, örf ve kültür tabakası, iktidar biçimi tanımaksızın, yükselmektedir. Mevcut sistemler; kendi elleriyle kadına yönelik şiddeti sistematize etmekte, kadının toplumsal cinsiyet eşitliği temelinde haklarını kazanmasına engel olmakta, en temel insan hakkı olan yaşam hakkını onun elinden almakta, şiddeti olağan hale getirmektedir. Başta Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Birleşmiş Milletler Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi uyarınca tanınmış en temel hakları dahi koruyamayan bir hukuk sisteminde ise, olumlu eylem hükümlerinin uygulanmasını beklemek gerçekçi görülmemektedir. Ülkemizde erkek egemen toplum yapısının etkileri sonucu gözlemlenmekte olan erken evlilikler, töre ya da namus adı altında işlenen kadın cinayetleri, kadına yönelik her türlü şiddet ve ayrımcılık, gerek medyada, gerek yargısal alanda, gerekse toplumsal yaşam bağlamında sık sık karşımıza çıkmaktadır.Çocuk gelinlerin, fuhuşa sürüklenen kadınların, kız çocuklarına cinsel istismar vakalarının sayısı her geçen gün artmaktadır. Kişi hak ve dokunulmazlığı, tıp ve evrensel etik bağlamında tartışılması gereken kürtaj hususu, dogmatik değerler temelli siyaset propagandaları çerçevesinde ‘kadın bedeninin’ kullanılabildiği düzeyde gündemde yer almaktadır. Kesintili eğitime dair düzenlemeler ve eğitimin erken kademelerinde örgün öğrenime alternatif olarak açık öğretim uygulamasının kabulü ile, kız çocuklarının ‘kendini geliştirme ve gerçekleştirme’ hakkı ihlal edilmekte, erken evliliklere meydan verilmektedir.Medya; popüler yayınlar, haber bültenleri, üçüncü sayfa gazete haberleri, reklamları ile kadına yönelik şiddeti doğuran patolojiye dayanak sağlamakta, şiddeti yaygınlaştırmakta ve meşrulaştırmakta olup; kadın kimliğini adeta örselemektedir. Dün itibariyle gerçekleştirilmiş olan, 1. Uluslar arası Kadın ve Adalet Zirvesi’nde kadın ve erkeğin eşit olmadığına dair ve dahi feministleri anneliği reddetmekle suçlayan politik söylemlerde bulunulmuştur. Oysa ki temelinde eşitlik ve hümanizm olan, bağımsızlık bilincinin ve demokrasi kültürünün oluşmasında dünyaya örnek teşkil eden Atatürk devrimleri kapsamında, Türk kadınlarının sosyal ve kültürel alanlarda, eğitimde, hukukta, aile içinde, çalışma hayatında, toplumsal yaşamda ve siyasette erkeklerle eşit haklara sahip olması hedeflenmiştir. Türk Kadınının evrensel kadın hakları mücadelesi de bu idealde devam edecektir.
Kadına yönelik şiddetin ‘suç’ olduğu, hak temelli tüm uluslar arası belgelerce tanınmış iken; şiddet, toplumun tüm unsurları ve yönetim kademelerince pekiştirilmekte olup, mevcut düzende şiddete adeta ortam hazırlanmaktadır. Kadına yönelik şiddetle mücadele yöntemlerinde, bireysel-toplumsal eğitimin ve farkındalığın yanı sıra; alınan tedbirlerin ve yapılan mevzuat çalışmalarının, uygulanabilir, uluslar arası sözleşmelerle uyumlu ve toplumun ihtiyacını karşılar nitelikte olması gerekmektedir.
Çanakkale Barosu Kadın Hakları Komisyonu, kurulduğu tarihten bu yana toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması, cinsiyet ayrımcılığının ve kadına yönelik şiddetin önlenmesi için Ulusal ve Uluslararası mevzuatta ‘kadının insan hakları’na ilişkin düzenlemelerin yaşama geçirilmesi ve bu düzenlemelerin eşit ve adil uygulanmasının sağlanması, evrensel hukuk ölçeğinde adalet ve eşitlik prensibine aykırı mevcut düzenlemeleri ve uygulamaları değiştirecek çözüm önerilerinin saptanması ve savunulması, kadınların haklarını öğrenmeleri ve kullanmalarını sağlamaya yönelik eğitim çalışmaları yapılması ve gönüllü danışmanlık hizmeti verilmesi, kadının insan hakları mücadelesine kamuoyu desteği sağlanması konularında mücadele yürütmektedir.
Kadına yönelik her türlü şiddet sonlanıncaya kadar, kadının dünya üzerinde sığınacak yer ihtiyacının ortadan kalkması amacıyla, sığınaksız bir dünya için, kadının sığınağı dünya oluncaya değin mücadelemizi sürdüreceğimizi bir kez daha ifade ediyoruz.”

Filtreler:

Yorumlar

Henüz yorum yok...

Sizin yorumunuz...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir