Ben bir kuş idim. Kazdağı yamacında bir ağacın kovuğunda yaşadım hep, kendimi bildim bileli.

Kuşluk vaktinde bir günün havalandım keyifle. Bulutları takip ediyordum ki, başım döndü. Dağın zirvesine doğru alçalmaya başladım.

Birden farkına vardım, yel püfür püfür eserken ağaçlar iç çekmeye başlamıştı. Karşı tepelerde yel değirmenlerini andıran ve virüs misali yayılan Rüzgârgüllerini anımsadım…

Tam o anda duydum balta seslerini.

Cellat çehreli insanlar gelmişti ormana, çiçekleri, böcekleri, otları çiğneye çiğneye… Ağaçlar; ardıç, çam, gürgen, kestane, meşe ve pırnallar tüyler ürpertici çığlıklarıyla titriyorlardı. Yaprakları tiril tiril, kökleri bile titredi korkudan, tir tir…

Ormandaki sincaplar, porsuklar, tilkiler ile kirpiler, karaca, ceylan, geyik ve yaban domuzları, Kazdağı ayıları, köstebekler panik halinde…

Göğün mavisine karışan tüm kuşlar cıvıldadı çığlık çığlığa; ağaç kakanlar, çalı bülbülleri ve parpariler…

Çakallar uluyorlardı ha bire…

Baltalarını sinsi sinsi biteviye sallıyorlardı cellat yüzlü tuhaf mahlûklar…

Dereler tepeler dümdüz… Kayalar kum tanesi gibi, toz… Keresteciler, odun tüccarları kepçeleriyle üşüşmüşlerdi ormanın kalbine. Kan kusuyordu toprak, sular zehir…

Nihayet kesilen ağaçlardan yükselen çığlıklar şehirden işitilebildi. İyi niyetli diyebileceğimiz insanlar deniz kenarında eğleniyorlardı o sırada. Nedense çığlıklar biraz geç ulaştı sahile.

Deprem olmuş gibi irkildiler, lakin her zamanki gibi geç kalmışlardı gene. Hatta çok geçten de geç.

Vicdanları harekete geçmişti nihayet. Çadırlar kuruldu bir süre subaşına. Devasa bir gösteri alanı oldu orası. Herkes kendi masumluğunu anlattı öteki birilerine. Günah çıkarıldı mütemadiyen…

Tanrısal güçlerle donatılmış politikacıların hamasi nutukları ulaştı yamaca… Bir süre sonrada pirüpak/aklanmış olarak döndüler tapınaklarına…

Ve bütün ahali günlerce kesilen ağaç sayısını hesapladı durdu, kendilerine ait olmayan kalabalık bir gürültüyle.

İnsanların çok saf olduklarını yeni fark ettim sayılır. Hepsi de küçücük çocuklardı sanki. Yıllardır birlikte yaşadığımız ağaçları yok etmişlerdi hepten.

Lanet okuyorlar şimdi sık sık vicdansız ötekilere. Oysa her şey gözleri önünde açık açık olmuştu. Sanki öncesiz ve sonrasızdı her şey. Maalesef hep aynı şeyleri söylüyordu herkes.

Ben Kazdağı yamacında yaşayan minik bir kuşum işte.
Anka kuşuna yalvardım günlerce, ağlayıp dua edebildim sadece.
Başka ne yapabilirdim ki? Ben sadece minik bir kuşum…
Tek yapabileceğim şey kendilerini dünyanın gerçek sahibi sanan insanların yaptığı kötülükleri dillendirebilmek.

***
Şubat 2020/Karadağ