Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!
Bir Eğitim Kahramanı: İsmail Hakkı Tonguç

Bir Eğitim Kahramanı: İsmail Hakkı Tonguç

Elinde hiç bırakmadığı fotoğraf makinesi, kravatsız, yakası açık bir gömlek, spor denebilecek bir ceket ve golf pantolon giymiş, güleç yüzlü, iri yarı, orta yaşlı bir adam. Dönemin koyu renk takım elbiseli, kravatlı, ciddi görünümlü olmaya çalışan üst düzey yöneticilerine hiç benzemeyen, onların da çok yadırgadıkları bir kişi; Köy Enstitülerinin kurucularından İsmail Hakkı Tonguç!

1893 yılında Bulgaristan’ın Silistre İline bağlı Totrakan İlçesinin Tataratmaca köyünde doğar. Babası Kırım göçmenlerinden Velioğlu İdris, annesi Dobruca’lı bir Türk ailesinin kızı olan Vesile hanımdır. 4 yıllık İlkokulu köyünde, rüştiyeyi Silistre’de okur. Babası yetişmiş bir işgücünü kaybetmek istemediği için daha fazla okumasına izin vermez. O da annesiyle gizlice anlaşıp öğrenimine devam etmek için İstanbul’a gitmek üzere yola çıkar. Yolculuğu zorluklarla geçer ve yolculuğun önemli bir bölümünü yaya yürüyerek tamamlar. İstanbul’da tanıdığı ve yardımını isteyeceği kimse yoktur. Bir yolunu bulup dönemin Maarif Nazırı Şükrü beyin huzuruna çıkarak ve okumak için geldiğini, yardım isteğini iletir. Şükrü bey kendisini yatılı olarak Kastamonu Öğretmen Okuluna gönderir. Burada öğrenimine bir süre devam ettikten sonra naklini İstanbul Öğretmen Okuluna aldırarak buradan mezun olur. 1918 yılında eğitimlerini geliştirmek üzere 20 kadar arkadaşıyla birlikte Almanya’ya gönderilir. Avrupa II.Dünya Savaşından yeni çıkmıştır. Ortalık halen karışıktır. Eğitimini tamamlayamadan yurda döner. Eskişehir Muallim Mektebine Resim, Elişi ve Beden Eğitimi Öğretmeni olarak atanır. Daha sonraki yıllarda Konya ve Adana Muallim mekteplerinde görev yapar.

1924 yılında Ankara Muallim Mektebinde görevlendirilir. 1929-1933 yıllarında Gazi Eğitim Enstitüsünde etkin görevlerde bulunur. 3 Ağustos 1935 tarihinde ileride Köy Enstitülerinin kurulmasına yarayacak olan İlköğretim Genel Müdürlüğü görevine vekaleten getirilir. Dönemin Kültür Bakanı Saffet Arıkan’a Köy Enstitülerinin temelini oluşturacak bir rapor sunar. 1936’da Köy Eğitmen Kursları açılır. 1937 de Köy Öğretmen Okulları kurulur. 17 Nisan 1940 tarihinde Köy Enstitüleri Kanunu kabul edilerek köy çocuklarına okuma, öğretmen, sağlıkçı v.s olma yolu açılır.

Atatürk; Cumhuriyet devriminin hızının kesilmesinden kaygı duyarak daha ileri adımlar atılmasının, yeni atılımların yapılmasının gerekliliğine inanır ve tüm bunların özlemini duyar. Kurtuluş Savaşı’nın ardından başa geçen yönetici kadro içinde başta M.Kemal Atatürk olmak üzere “ilerici aydınlar” gurubu olduğu gibi tutucu ve gerici olarak adlandırılacak bir gurup da vardır.

Kurtuluş savaşını gerçekleştiren kadronun bir kısım devrimleri daha I. Dünya Savaşı içerisinde düşündüğü ve tasarladığı anlaşılıyor. Medeni Kanun, kıyafet devrimi, harf devrimi, bağımsız mahkemeler, çok partili siyasal hayat, kadın hakları, eğitimde birlik, laik eğitim.. gibi birçok ilke bu kuşağın Fransız devriminde bulduğu ve özlediği değişiklerdi. Meclis içinde bulunan gerici ve tutucu kesim Atatürk döneminde yeterince güç bulamamışlar ve etkin olamamışlardı. Türk toplumu Osmanlının son dönemlerinde geri kalmış bir toplumdur ve ana özellikleriyle feodal bir yapıdadır. Temel varlık topraktı ve ekonomi tarıma dayanıyordu. Toprağı işleyen tarım emekçisinin özgürlükleri kısıtlı, eğitimleri yetersiz ve üretim güçleri düşüktü. Bu durum kaçınılmaz olarak yoksulluğu getiriyordu.

Anadolu’da yabancı sömürüye ve onun içerideki işbirlikçilere baş kaldırarak ölüm kalım savaşına giren Atatürk ve arkadaşlarının elinde kalan topraklarda yoksulun yoksulu köylüler, bunları sömürerek biraz varlık edinmiş kent-kasaba eşraf ve ayanı, yönetici sınıftan yeni düzen özlemi içinde Anadolu’ya kaçarak Atatürk’e inanmış az sayıda sivil ve asker aydın vardır. Bunlar batılıların sözünü körü körüne dinleyerek batılılaşmaya kalkmanın nasıl bir felaket olduğunu Tanzimat sürecinde yaşamışlardır. Öyleyse batıdan kopya edilmiş değil, kendi değerlerine ve çıkarına uygun kalkınma modellerine ihtiyaç vardır. Atatürk bu kadar elverişsiz koşullar içinde sömürücülere direnebilecek gücü yaratma çabası içerisinde olmuştur. Toplumsal gelişmenin itici gücü Kurtuluş Savaşını yürüten asker-sivil aydınların olduğu görülüyordu. Onlar Tanzimat batıcılarından biraz daha ileri bir kuşaktı. Tanzimat batıcılığının ülkeye hayır getirmediğini görmüşler, Tanzimat adına girişilen işlerin İmparatorluğun batılı ülkelerin sömürgesi durumuna düşmesine ve yıkılmasına neden olduğunu farketmişlerdi. Batılıların sözünü körü körüne dinleyerek batılılaşmaya kalkmanın nasıl bir felaket olduğu yaşanarak görülmüştü.

Geri kalmışlığın nedenleri olarak halkın bilgisizliği, görgüsüzlüğü, uyandırılmamış ve yetiştirilmemiş olması görülüyordu. Bunun için bir şeyler yapılmalıydı. Eğitimde birlik sağlanmalı, laik eğitim yoluyla toplumumuza uygun batılı bir eğitim ve öğretim götürülerek gerekli aydınlanma sağlanmalıydı.Türkiye nüfusunun % 80 i köylerde yaşıyordu. Okuma yazma bilenlerin sayısı nüfusun %10 unu geçmiyordu. 40.000 köye okul ve öğretmen gerekiyordu. Köy çocuğu, köy insanı da okumak, aydınlanmak istiyordu. Bu zamana kadar eğitim sorunu ile ilgili iyi niyetli çalışmalar yapılmış, ancak istenilen sonuca ulaşılamamıştı. Cumhuriyetin getirdiği kazanımların halka ulaşması Cumhuriyetin geleceği açısından önem taşıyordu. Köylünün kalkındırılması ve uyandırılmasında temel sorunun eğitim olduğu anlaşılmakta ve İlköğretim sorunu aşılmadan bunun mümkün olamayacağı kabul edilmekteydi. İlköğretim sorunu da toplumun yapısı gereği birinci derecede köy sorunu ve köyde duracak, köye yararlı olacak öğretmeni yetiştirme sorunu olduğu ortaya çıkmıştı. Daha öncesinde öğretmen mahrumiyet bahanesiyle bugün olduğu gibi köyde görev yapma isteğinde değildi. Mevcut öğretmenlerin %78 i kentlerde, %22’si de okulu olan 4-5 bin köyde çalışmaktaydı. Şehirlere alışkın olan öğretmenler, uyum sağlayamama nedeniyle köylere gitmeyi düşünmezlerdi. Tıpkı bugünkü,doğuya gitmeyi arzulamayanlar gibi.
Bu sorunun aşılması ile ilgili olarak İsmail Hakkı Tonguç’un kafasında oluşturduğu düşüncelerini rapor halinde devrin bakanı Saffet Arıkan’a sunar. Hasan Ali Yücel’in Milli Eğitim Bakanı olmasıyla Köy Enstitülerinin kuruluş çalışmalarına hız verilir. Devleti yöneten tek parti içerisinde Köy Enstitülerine muhalefet eden bir gurup milletvekili vardır. Toprak ağaları, şeyhler, sömürgeci güçlerin işbirlikçileri kesinlikle bu okullara karşı olduklarını hissettirirler ve rahatsızlık duyarlar Çünkü bu okullardan yetişecek gençler ağalığa, aşiret düzenine baş kaldıracak, şıhların, şeyhlerin, ağaların eteklerini öpmeyecek, ağalık düzenini ve köylünün fakirliğini sorgulayacaklardır.

İsmail Hakkı Tonguç; “köylüye bir şey öğretmek için,ondan bir şey öğrenmeli. Kanımızı, iliklerimizi isteyerek köyün içine akıtmadıkça, kırk bin köyün kenarına aydın insanın mezar taşı dikilmedikçe bu köyün sırlarını anlayamayız. Köyü anlayabilmek, duyabilmek için onunla kucak kucağa, nefes nefese gelmek lazımdır. Onun içtiği suyu içmek, yediği bulguru yemek, yaktığı tezeğin ifade ettiği sırları çözebilmek ve yaptığı işleri yapabilmek gerekir.”

“Bataklığı kurutmak, sıtmalıya kinin vermek, trahomlunun gözüne ilaç damlatmak, okul binaları yapmak, yaralının yarasını sarmak, gebeye çocuğunu doğurtmak, pulluğun nasıl kullanılacağını ve tamir edileceğini öğretmek, bozuk köprüyü onarmak, ıslah edilmiş tohumu tarlaya saçmak, fidan dikerek onu büyütmek ulemanın değil, kahraman teknisyen ordusunun işidir.” der.

Cumhuriyetin ilk yıllarında ezilen en büyük sınıf köylü ve toprağa dayalı emekçi sınıftır, ancak toplumda henüz bir sınıf bilinci oluşmamıştır. Köylü kalkındırılmadan, uyandırılmadan Türk toplumunun ilerlemesi mümkün olmayacaktır. Bu nedenle işe köyden ve köylüden başlamak gerekir. Körü körüne batı hayranlığına, taklitçiliğe, kopyacılığa düşmeden işe girişmek, kendi kaynağına, Türk ulusuna dönmek, ona inanmak, çözümleri onda aramak en uygun yoldur. İsmail Hakkı Tonguç köylerin ve köylünün kalkındırılması probleminin sadece okur yazarlık olmadığını, sağlık, ziraat, hayvancılık, el sanatları ve ekonominin her alanında daha bilinçli hale getirilmesi, üretimin arttırılması ve sonucunda refah sevilerinin yükseltilmesi gerektiğini bilir ve bunun için çözümler arar. Ona göre köylü toprağını daha modern usullerle işlemeli, hayvanını daha iyi yetiştirmeli, becerilerini geliştirerek el sanatlarını çeşitlendirmeli ve bunların aile ekonomilerine kazandırılmasının sağlanmalıdır. Bunları yaparken köyünü terk edip kasaba ve şehirlere göç etmeye gerek yoktur. Karnı köyde doymalıdır. Tonguç, köylerini terk ederek şehirlerin nüfusunu arttırıp, niteliksiz işsizler ordusu yaratarak kapitalist sömürgeci ekonomilere ucuz iş gücü yaratmanın gereksizliğini düşünür. Ona göre küçük el sanatları geliştirilmeli tarıma dayalı ekonomi, sanayi tesisleri köylünün doğup büyüdüğü toprakları terk etmesine meydan vermeden köylerde kurulmalıdır.

Bu nedenlerle başta dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü yukarıda belirtilen amaç ve özlemlerin gerçekleşmesi için kurulan Köy Enstitülerini destekler. Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel Mecliste bu kurumlar aleyhine her girişime göğüs gerer. En büyük çaba İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç’undur. Rumeli’nin bir köyünde doğmuş İsmail Hakkı Anadolu köylüsünün insan olma,millet olma,uygar olma yolundaki yolculuğunun rotasını çizer.

Bir anı ile yazımızı sonlandıralım. İ. H. Tonguç görev yaptığı dönemde yağmurlu bir günde bir köye uğrar. Sorup öğrenir ve okula gider. Sınıfa girince sınıfın çatısından yağmur damladığını ve akan yerlere muhtelif kaplar konulduğunu görür. Öğretmen bu şartlar altında ders yapmaktadır. Bu durum sorulunca öğretmen çatının aktığını ve muhtara haber verdiğini söyler. Tonguç köyden çatıya çıkmak üzere bir merdiven bulunup bulunamayacağını sorar. Öğrencilerden biri evlerinde olduğunu söyleyince birkaç arkadaşıyla birlikte getirmeleri istenir. Tonguç çatıya çıkar. Öğretmenden birkaç sağlam kiremit vermesini ister ve kırık kiremitleri değiştirir. Sınıfta yağmur damlaları kesilmiştir. Giderken öğretmene tekrar akacak olursa kendisini aramasını söyler. Öğretmen “Aman efendim sizin kim olduğunuzu bilmiyorum, sizi nerede bulacağım” deyince cebinden çıkardığı bir kartı kendisine uzatır. Arabasına biner ve oradan ayrılır. Öğretmen arkalarından bakıp kalmıştır. Kartta “İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç” yazmaktadır.

Not: Köy Enstitüleri ayrı bir yazı konusu olarak ele alınacaktır.

Filtreler:

Yorumlar

Henüz yorum yok...

Sizin yorumunuz...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir