Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!
reklam
reklam
Çakırobalı Kör Hasan Çakırobalı Kör Hasan

Çakırobalı Kör Hasan

1968.

Yıl 1968.

11 yaşındayım.

Babam beni ardına tıktı.

Hadi gidiyoruz dedi. Sormadım bile, “nereye gidiyoruz” diye. Daha köyden hiç dışarı çıkmamışım. Küçük bir vadinin içinde, yer alan köyümüzün hangi yönüne dönsem birer büyük tepe. En büyüğü de tepelerin, Güre Dağı.

Babam evimizin altındaki damdan öküzleri çıkardı, ön katladı. Bende babamın ardında, düştük yola. Köyümüzün içindeki Dereboğazı Mahallesi’nden, en büyük dağ doğru çevirdi yönümüzü babam. Dağ uzak, benim bacaklarım zayıf mı zayıf, çelimsiz biriyim. Dayanamam diye zerre kadar bir duygu yok içimde. Havanın sıcak olması da önemli değil. Derenin içinden içinden, çınarların gölgesinden yürüyoruz durmadan. Küçücük derenin şırıl şırıl akan suyunda, balıkları görüyorum bazen. Havuz oluşmuş bazı yerlerdeki balıklar daha büyükçene. Şimdiler de o derelerde su yok. Balıklar çok oldu yok olalı.

Yürüyoruz. Ara sıra babam ağzından çıkardığı çeşitli seslerle öküzleri istediği yola ön katlıyor o kadar. Birkaç saat sonra dağın eteğimdeki, Ören Çeşmesi’ne ulaştığımızda, birçok keçi sürüsünün çeşmenin etrafında yattığını gördük. Çeşmede su içerken babam keçilere bakıp bana doğru konuştu.

“Ben bu öküzleri satınca yirmi kadar keçi alacağım.” O zaman anladım, babam öküzleri satacak, beni de keçi çobanı yapacak. Evde benden başka çocuk olmadığına göre, çoban kesin ben olacağım. Biraz dinlendikten sonra, dağın tepesine ulaştık. Dağın tepesindeki ağaçların gölgesinde ilerlerken, ağaçların büyüklüğü, üzerlerindeki kuşların seslerine dikkat kesilmiştim. Dalgın dalgın ilerlerken babam konuştu birden.

“Bak şimdi bizim köy arkada kalacak, dağın bu yüzünde bir köye varacağız. O köyün adı Çakıroba.”

Ağaçların arasından bir şey görünmüyor ki. Dağın aşağılarına indiğimizde, Seyvan Köyü ile Yenice’yi gösterdi babam. Çakıroba yok. Yarım saat kadar yürüdük, birden kırmızı kiremitli evleri görünce, köyün içine girdiğimizi aklım başıma geldi. Öküzleri cami önünde “kapan” adı verilen bir yere kapattık. Babama caminin önünde oturanlar “hoş geldin” dediler. Kimisi “Ule İbram hoş geldin bakam. Tütün ilazımsa verem, bu sene tütünle hem benizli hem içimleri de eyi” deyince, anladım ki babamın tanıdıkları var bu köyde. Babam sordu oturanlara.

“Pelefanların Memedemin burada mı kine?”

Birisi atıldı,

“Biraz önce buradan geçti, eve gitmiştir. gitte bakıve.”

Babam yürüdü ben de ardından.

Bir evin önüne geldik. Ev iki katlı kerpiç bir ev, alt katı samanlık ve ahır. Üst katın sabah güneşini gören yönünde, tahta bir merdiveni var. Dik mi dik. Merdivenin basamakları arasındaki boşluklardan bir çocuk aşağı düşebilir.  Kısacası merdivenden çıkmak ve inmek cambazlık isteyen bir iş. Babam merdiven önünden yukarı doğru seslendi.

“Memedeminnnn! Aaaaaaa Memedeminnnnnn!”

Ben merdivenin başına çıkacak kişiyi görmek için gözümü kırpmadan yukarı bakıyorum. Merdivenin başına çıkan kimse yok. Gözüm merdivenin başında, çatının altına sokulmuş keşkek kepçesinden daha büyükçe bir şeye kafam takıldı. “Bu kadar büyük kepçe olmaz diye düşündüm.” Babam yine seslendi.

“Ule Memetemin evde yokmun len”

Aaaaaa Memedeminnnnnnnn!”

Merdiven başında bir çocuk belirdi. Benim yaşlarımda bir çocuk. Ayağında uzun bir gömleği olan, kıçında donu olmayan bir çocuk.

“Bubam evde yok, tütünlüğe kadar gitti, birazdan gelcek” derken bize bakan gözlerinin olmadığını fark ettim.

Çocuk kördü.

Aşağıdan yukarı, bakıp kaldım.

Çocuk babamı fark etti, beni fark etmedi. Nasıl fark etsin? Ben hiç konuşmadım ki.

Ben sadece baktım çocuğa.

Kendimi onun yerine koydum.

İnebilir miydim merdivenden ya da çıkabilir miydim gözlerim görmeden. Bu evin ikinci katından, tahtaların arasından düşerdim ben. O çocuk merdivenlerden indi aşağıya. Babam çocuğu tanıttı bana. Bu çocuğun adı “Hasan”

Öğrendim ki, çatı altında gördüğüm kepçe, Hasan’ının yapmaya çalıştığı bir sazmış.

Hasan bir saz yapaya çalışmış, yapamamış. Babası da çatı altına sokuvermiş bu sazı.

Hasan, tabiri caizse herkesten daha çok gören Kör Hasan.

İleriki yıllarda çok iyi bir saz üstadı olmuş, ekmeğini saz çalarak kazanmış, kendisi gibi görme özürlü insanların gören gözü olmuştu.

Bugün; Çakırobalı Hasan, Yenice’de yaşar.

O küçük dev adam, gönül zenginliği içinde her çeşit ezgiyi büyük bir başarıyla seslendirebilir. Gönül gözüyle bağlamanın perdelerinde gezindirdiği parmaklarıyla, görmediği Dünya’ya büyük bir yaşam sevinci yükleyebilir.

Ben küçücükken, O’nun küçüklüğünü görmüş birisi olarak, o günlere dönüp hüzünlensem de kendimi çok şanslı hissediyorum.

Herkes O’nu, Çakıobalı Kör Hasan olarak görür sadece.

Körlük farklı bir olgudur.

Bakın çevrenize, “gözleri sağlam, çok kör insan” görürsünüz.

Gözü görür birçok insanın, badem gözlüdür birçok insan.

Gönül gözleri kapalı insanların, “açık gözleri” kimseyi kurtaramaz.

Birçok kimseden daha iyi görür, Çakıobalı Kör Hasan.

Körlüğü bir bahanedir, bu Dünya’da.

O herkesi görürde gönül gözüyle, bir insanı ses tonundan analiz ederde, birçok kişi fark edemez Çakıobalı Kör Hasan’ı.

Elleriyle görür O.

Bazen de sesinden girer, insanın yüreğine.

Kimseler fark edemez O’nu.

O sesleri görür.

Göz bahanedir, sahte güzellikler için.

Ses, bazen önüne geçer görüntülerin.

Bazen, yumduğumda gözümü, inerim Güredağ’dan aşağı, Çakıroba üstüne doğru.

Bir çocuk görürüm, bir evin tahta merdivenlerinde.

O sessizliği dinler. Yüzünde oynaşan sinekleri bile rahatsız etmeden, tüketir zamanı.

Tükenmiştir zaman.

Ben takılır kalırım, çarkı kırılmış saat gibi, o günlere.

Çocukluğumun yeni açılan o gün ki penceresine, hep Kör Hasan gelir, el eder bana.

Her gördüğümde Çakıobalı Hasan’ı, aklım takılı kalır o evin tahta merdivenlerine.

Gözlerim kapalı çıkarım, merdivenleri.

Gözleri kapalı inerim, merdivenlerden.

Korkarım, tahta merdivenden.

Korkarımda, hiç düşmedim daha.

Kör Hasan’dan öğrendim, merdivenden çıkmayı ve inmeyi.

Gözleri gören ben, ne öğrettim ki, Kör Hasan gibi birisine?

Gören gözümün körlüğüne ne diyebilirim ki?

Sana selam gönderiyorum, Üstadım Hasan.

Sesimi duyar mısın?

Filtreler:
Görüntülenme: Veri Alınamadı
Google Analytics verileri olup, manipüle edilemez bir kaynak kullanılmıştır. Günde bir kere güncellenmektedir.

Yorumlar

Henüz yorum yok...

Sizin yorumunuz...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir