Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!
Çocukların Ölmesini İstemiyorum

Çocukların Ölmesini İstemiyorum

Ölüm zor iştir.

Ölümün savunulacak hiçbir yeri yoktur.

Zamanı gelince herkes ölecek.

Ölecekte…

“Pisipisine ölmek” diye bir tabir vardır.

Bu iş zor iştir.

İnsan hayatının ucuz olduğu yerlerde, “pisipisine ölmek” bol rastlanılan bir şeydir.

Bana birisi sorsa; “en çok pisipisine insanlar nerede ölüyor?” diye.

“Yenice” derim.

Daha doğru bir ifadeyle, “Boşu boşuna ölmek” ihmaller zincirinin birer halkasıdır. Bu ölüm halkaları sayılamayacak kadar çoktur.

Yenice’de çok insan biliyorum, boşu boşuna ölmüş.

Bu ölümlerden ders alınıyor mu?

Hayır.

Alınsaydı, tekrarı olmazdı.

Örnek mi?

Av tüfeğiyle kendini vurup ölenler, hiç bitmez Yenice’de.

Yenice ile Çan ilçesi arasındaki yolda “Kuru Dere” diye bir yer vardı. Bu derenin üstündeki köprüde, her yıl en az on kaza olurdu, on kişi ölürdü. Yol ortadan kalktı, “Kuru Dere” cinayet işlemekten vaz geçti. Kuru Dere, kanlı dere olmaktan kurtuldu.

Vatandaş, yollardaki yanlışlardan ve yanlış yapmaktan kurtulamadı gitti.

Yeni yollar yapıldı. Yollar genişledi. Yinede yollardaki ölümler bitmedi.

Birkaç ay önce Bayramiç’teki kaza, yollardan ve ihmallerden kaynaklanan bir kazaydı. Ezine’den Bayramiç’e giden, Bayramiç belediyesi meclis üyeleri ölüp gittiler.

Karayollarında, ölüm kusan kör noktalar alabildiğine çok.

Tekirdağ’da arabalı vapurdan çıkıp denize uçan otomobili bilmeyen var mı? Dört kişi ne olduğunu anlamadan ölüp gittiler. Bir yön levhası olsaydı, yaşayacaktı insanlar.

Bütün bunar bana göre, “pisipisine ölümün” ta kendisi.

*

Yenice’de bir kaza oldu.

Öğrenci servisi, bir virajda devrildi. Üç minik öğrenci ölüp gitti. Yoğun bakımda olanlar var. Birçok çocuk perişan oldu.

Annelerini babalarını tanıdığım birçok öğrencimin olduğu Davutköy’ün üstüne bir karabulut çöktü. Bütün köy perişan oldu.

Çanakkale’de, yüreği sızlamayan kimse kalmadı.

Korkudan ağlamayı, ses çıkarmayı unutmuş çocuklar, nasılda teslim etmişlerdi kendilerini acil servis elemanlarına. Suskunluklarıyla herkese ders veren minikleri görüpte gözlerinden yaş dökmeyen var mı acaba?

Devlet Hastanesinin önünde tam takım bekleyen doktorlarla gurur duydum. O acil durum karşısında görme merakıyla ambulansın önünü tıkayanlarda öfkelendim.

Bir köyü talan eden trafik kazasının olduğu viraj aslında sabıkalı.

Bu güne kadar o virajda kayıtlara geçen 24 kaza olmuş.

Ölen sayısını bilmiyorum.

O virajda (dönemeç) takla atanlardan tanıdıklarım var.

Ölenlerden de birkaçını biliyorum.

O viraj, boşu boşuna ölüme davetiye çıkaran bir yer.

“Kuru Dere’nin” mirasını devralmış sanki.

*

Şimdi yolun suçunu yola verelim.

Ya kendini şoför zannedenleri ne yapacağız?

Şoför koltuğuna oturunca küçük dağları ben yarattım diyenler ne olacak?

Herkes özeleştirisini doğru yapsın.

Yenice’de şoför yok muydu da, Burhaniyeli bir şoför buldunuz?

“Eğitim şart” diyoruz da, eğitim görmeye giden minikleri de eğitimsizlere emanet ediyoruz.

Bulunduğunuz yerlerdeki köylere taşıma işi yapanlara bir bakın, kaç bilinçli ve görevini doğru yapan şoför göreceksiniz?

Adam devletten parasını alır, çocukları taşımak için. Yetmez, birde yolcu alır.

Aracının bakımını yapmaz, temizliğe dikkat etmez. Sigara içer çocukların yanında.

Kimisi zaman kavramından anlamaz. Çocukları doğru yerde indirip bindirmeyi beceremez.

Vurdumduymazlık vardır bizde.

Sorumluluk bilinci zayıftır.

Hâlâ günümüzde, “emniyet kemeri takanlara” gülen bir toplumuz.

Polisi görünce, “emniyet kemerini en hızlı bağlama Dünya rekoru” bizdedir.

*

Bizde kazaların nedenleri sorgulanmaz.

Ölüm, direk olarak bir kader olarak görülür.

“Kader böyleymiş” denilir geçilir.

Ne yazık ki, ilkokul çocuklarının bir kazada ölmesi kader değildir.

Bana göre bal gibi ihmalkârlıktır, sorumsuzluktur.

Hiç kimse böyle ders alınacak konuları; “Allah rahmet eylesin. Yakınlarına Allah sabır versin. Mekânı cennet olsun” diye geçiştiremez.

Bir adamın her gün geçtiği yolda, ayağını bir taşa takıp düşmesi kader değil, ihmalkârlık ve sorumsuzluktur.

Bir defa ayağının takıldığı taşı alıp atarsan, bir daha takılıp düşmezsin.

Atmıyoruz.

Hep takılıyoruz.

Adı kader oluyor.

Bize yazık değil de…

Çocuklara yazık oluyor.

Hem de çok yazık.

Boşu boşuna ölüyorlar.

Pisipisine ölenlerde az değil.

Ölüyoruz işte.

“Ben çocukların ölmesini istemiyorum.”

Filtreler:
Görüntülenme: 141
Google Analytics verileri olup, manipüle edilemez bir kaynak kullanılmıştır. Günde bir kere güncellenmektedir.

Yorumlar

Henüz yorum yok...

Sizin yorumunuz...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir