Orhan Veli’nin bir şiiri var.
Bilmeyenler, şimdi öğrensinler.
Şöyle:

MACERA ..

Küçüktüm, küçücüktüm,
Oltayı attım denize;
Üşüşüverdi balıklar,
Denizi gördüm.

Bir uçurtma yaptım, telli duvaklı;
Kuyruğu ebemkuşağı renginde;
Bir salıverdim gökyüzüne;
Gökyüzünü gördüm.

Büyüdüm işsiz kaldım, aç kaldım;
Para kazanmak gerekti;
Girdim insanların içine,
İnsanları gördüm.

Ne yardan geçerim, ne serden;
Ne denizlerden, ne gökyüzünden ama…
Bırakmıyor son gördüğüm,
Bırakmıyor geçim derdi.

Oymuş, diyorum, zavallı şairin
Görüp göreceği.

**
Bu şiirin ilk bölümünü hatırladığımda, çocukluğuma dönerim. Babamın beni, Çanakkale’ye “Yatılılık” sınavlarına götürdüğünde elimde kalan “şaşkınlık ve ürpertiyi” hala içimde yaşarım.
Bu şaşkınlık, bir süre sonra mutluluğa dönüşür.
Saat kulesinin oradan, binaların arasından ilk defa gördüm denizi.
İlk defa denizi görmüştüm.
Şaşırmıştım.
Adımlarımı geriye atarak gerilmiştim. Ardıma bakmadan kaçabilirdim. Babam, bir şeyler söyledi, yerimde kaldım.
Çok kocaman bir su. Masmavi. Dümdüz. Nereye aktığı belli değil. Dibi görünmüyor.
Herkesin; deniz kenarında yürüdüğünü, gemilere baktığını görünce rahatlamıştım. Koca koca kamyonların, bir çok taksinin, bir vapur ile karşıya geçtiklerini görünce, gemilerin büyüklüğü de şaşkın etmişti beni.
Alıştım bende denize, zamanla..
Denizde bana alıştı.
**
İlkokulda öğretmenin sınıfa sormuştu.
-İçinizde hiç “deniz” gören var mı?
Bir arkadaşımız parmağını kaldırdı.
– Ben gördüm öğretmenim.
– Söyle bakalım, deniz nasıl bir şey?
Arkadaşımız, bizim gibi ahmakları buldu ya, anlatıyor.
-Çok koçcaman öğretmenim. Gemile baş yokarı gidiyo, gidiyo. Baş aşa dönünce bir hızlanıyola. Şöferi zor fren yapıyo.
Öğretmenimiz arkadaşımızın attığını anlıyor.
-Aferin oğlum, denizlerde iniş ve yokuş olduğunu da senden öğrendik.
Sınıfta bir kahkaha. Bir curcuna.
Bizim deniz gördüğümüz mü var. Televizyon yok. Fotoğraf yok. Hiçbir şey yok. Bir hayal gücümüz var elimizde.
Her şey hayalimizde.
Bizim köyün içinden geçen bir çay var. Şaldır şaldır akıyor. Bazı çınar ağaçlarının dibini sel suları oyunca, derin büvetler oluşuyor.
Bizim denizimiz oraları. Birde çay kenarındaki kum yığıntıları var, “sahilimiz.”
Biz köy çocukları, yüzmeyi tatlı suda öğrendiğimizden, yunus gibi yüzeriz. Kurbağa gibi atlarız.
Derelerde balık avlamayı, su yılanları ile oynamayı iyi biliriz.
Hiçbir börtü böcekten korkmayız.
Korkmayız da.
Deniz beni çok kokuttu.
Ben arkadaşlarıma denizi anlattım. Korkusuzca anlattım. Denizi ilk gördüğümdeki şaşkınlığımı da anlatacak değildim ya.
Sınavı kazanamadım olsun.
Denizi gördüm.
Deniz de beni gördü.
**
Çanakkale’ye her gittiğimde iskelede, denize bakar gülümserim. Denizi ilk gördüğüm yere bakarım.
Benim gözlerim değişmedi.
Denizin gözleri de aynı.
Bakışırız.
**
Gökyüzünü, Yenice’de.
Denizi, Çanakkale’de.
İnsanları kavgada gördüm.
**
İlk gördüğüm, son gördüğümden daha değerli benim için.
Çocukluğumun geçtiği Yenice.
Gençliğimin bir kısmının savrulduğu Çanakkale.
Vazgeçemediğim.
Yaşadıklarımız.
Sen güzelsin be Çanakkale.
Ne diyeyim.
Başka ne diyeyim.
Güzelsin işte!