Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!
Eski ÇOMÜ Rektörü Ali Akdemir’den Basın Açıklaması

Eski ÇOMÜ Rektörü Ali Akdemir’den Basın Açıklaması

2007-2011 yılları arasındaki dönemde Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ)’nde rektörlük görevini üstlenen, Trakya Üniversitesi İİBF Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Akdemir, rektörlük seçimleri öncesi ve sonrasındaki süreçle ilgili yazılı bir basın açıklamasında bulundu.

Prof. Dr. Ali Akdemir’in 24 Aralık 2011, Cumartesi günü yaptığı basın açıklaması:

Biliyorsunuz ben, pek fazla boş konuşmayı ve boş muhabbeti sevmediğim için basını çok fazla rahatsız etmiyordum. Yılda bir defa basın toplantısı düzenliyordum. Ve bu basın toplantılarında bir yıllık faaliyetleri sizlerle paylaşma olanağı buluyordum.

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’ndeki Rektörlük görevimi bırakalı yaklaşık 10 ay oldu. Hiçbir demeç vermedim, konuşmadım ve yorum yapmadım.

Ama bugün hem görev yaptığım üniversiteyi değiştirmiş olmamdan hem de rektörlük seçimi öncesi denetime gelen Sayıştay denetçisinin raporlarının sonuçlanmasından dolayı bir açıklama yapmayı gerekli buluyorum.

Bildiğiniz gibi Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nde 4 yıl dekanlık, 4 yıl da rektörlük yaptım.

Özellikle rektörlük yaptığım dönemde üniversitemiz akademik, entelektüel ve fiziki yapılanma, kurulan yüksekokul ve fakülte sayısı açısından özellikle Tıp Fakültesi ve Hastanesi bakımından,öğrenci toplulukları sayısı ve niteliği, akademik etkinlik sayısı ve niteliği,bilimsel yayın niteliği, uluslararası ilişkiler, akademik kadro, öğrenci sayısı, öğrenci etkinlikleri ve kadro adaleti uygulamaları açılarından çok anlamlı bir noktaya gelmişti.

Ve Rektörlük görevimdeki 4 yılı bu şekilde tamamlamış oldum.

Ancak ikinci dönem rektörlük adaylığı için yapılan seçimde gerekli desteği ne yazık ki arkadaşlarımdan alamadım.

Basın aracılığı ile bir kez daha bana destek olan 167 onurlu arkadaşıma çok teşekkür etmek istiyorum.

Ancak öğretim üyelerinin büyük bir çoğunluğu benim dışımdaki adaylara oy verdi ve maalesef ikinci sırada yer aldım.

Bu benim beklemediğim ve yadırgadığım bir sonuç oldu.

Demokrat davranışım takdir görmedi.

Benim dışımda hiçbir aday arkadaşım somut projelerden bahsetmedi ama toplamda oyların büyük çoğunluğu hiçbir başarısı, projesi olmayan adaylara farklı beklentiler adına verildi. (Oyların yüzde 32’si bana yüzde 68’i diğer adaylara verilmiştir.)

Açıkçası seçimden önce atanmayacağıma dair karar verici makamlardan bazı emareler, duyumlar almıştım. Şimdiki rektör de bu yönde imalarda bulunmuştu.

Ancak seçimde birinci sırada olmamak gibi bir sonucu asla aklıma getirmemiştim. Çünkü çok adaletli davranmış, çok çalışmış ve her türlü taahhütlerimi ve projelerimi yerine getirmiştim.

Bu nedenlerle büyük bir teveccüh göreceğimi sanıyordum ki aldığım sonuç büyük bir hayal kırıklığı oldu.

Sizlerin de haber sütunlarınıza ve köşelerinize taşıdığınız gibi Sayın Cumhurbaşkanımız hem de Sayın Başbakanımızın fotoğraflarının gölgesinde bir seçim süreci yaşandı.

Tabi ben Sayın Cumhurbaşkanının, Sayın Başbakanın fotoğraflarının gölgesinde seçime girmekten rahatsızlık duymadım.

Şu anda rektör olan arkadaşımız Sayın Cumhurbaşkanı ve Sayın Başbakan tarafından görevlendirildiğini ima eden konuşmalar da yaptı. Belki de kapalı oturumlarda bu tür ifadeleri doğrudan kullandı, onlardan bilgi alarak geldiğini söyledi. Bu benim için çok rahatsız edici bir şey değildi ama kuşkusuz oy verecek arkadaşlar açısından etkileyici olmuş.

Bilindiği gibi sonuçta son kararı veren makam Sayın Cumhurbaşkanımız. Dolayısı ile Sayın Cumhurbaşkanı atayacağı birisini aday olması için görevlendirdiyse öğretim üyeleri de bu durumda etki altında kalmış olabilirler. Ama ben Sayın Cumhurbaşkanı’nın bu kadar açıklıkla bir değerlendirme yaptığına inanmıyorum.

Ancak öğretim üyeleri bu söylemi farklı değerlendirmiş olabilirler.

Sonuçta ikinci sırada olmamla biten bir seçim sonucu oldu.

Bundan başka seçim öncesinde bana karşı profesyonel hazırlıklar yapıldı, karalamalar, fabrikasyon suçlamalar yapıldı.

Bir Sayıştay denetçisi geldi. Tuncay Gürsen adında bir denetçi. Bu denetçi bir Sayıştay denetçisinden çok Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesine ve özellikle de bana karşı sanki intihar saldırısına gelmiş ‘ bir Taliban militanı’ olarak çeşitli kesimlerce değerlendirilmiştir. Yani neredeyse yaptığımız her uygulamaya karşı çıkan, yanlışlayan, bununla da kalmayıp demeç veren, öğretim üyeleri arasında konuşan, spekülasyon yayan bir havada davranıyordu.

Sonuçta rektörlük seçiminden önce yaptığı fabrikasyon sorgulamaları bütün gazetelere servis etti. Büyük bir memnuniyetle ifade etmek isterim ki Bugün Gazetesi dışında ulusal ve yerel hiçbir gazete bunları ciddiye almadı çünkü o belgelerin bu şekilde deşifre edilmesi yasaktır. Zaten konuyla ilgili olarak Bugün Gazetesi’nin haberi de dava edilmiştir.

Bunları, Tuncay Gürsen’in devlet memuriyetine ve adabına yakışmayan tutumlarını Sayıştay Başkanı’na ve bizatihi Genel sekreterine rektörlük görevindeyken yazılı ve sözlü olarak uyarı olarak iletmemize rağmen hiçbir şey değişmedi.

Tuncay Gürsen şunu da ima etti “Ben özel olarak görevlendirildim. Ali Akdemir ile ilgili yanlış proje ve yolsuzlukları ortaya çıkartacağım ve bunları ilgili yerlere ileteceğim ve gereği yapılacak”. Yine de ben öyle olmadığını düşünmek istiyorum.

Sonuçta benim ve çalışma arkadaşlarım hakkında, uygulamalarımız konusunda birçok gereksiz,anlamsız sorgu çıkarttı. Ancak yaklaşık yirmi gün önce Sayıştay’dan, ‘Sayıştay’ın üst kurulunda Tuncay Gürsen’in benim yönetim dönemimle ilgili tüm sorgularının reddine karar verildiği’ bilgisini aldık. Dolayısıyla iddia edilen konuların tamamının soruşturulmasına ve dava edilmesine gerekmediğine karar verilmiş oldu.

Dolayısı ile Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi 2007- 2011 dönemi rektörü olarak benim ve dönemimdeki hiçbir çalışma arkadaşım hakkında herhangi bir işlem yapılmamış oldu.

Zaman zaman basınla da paylaştığım gibi yaklaşık 50 yıla varan yaşamımda akçeli ve parasal konularda sıfır hatayla davranmamın aksine herhangi bir iddiada bulunacaklar için söylenecek en ağır sözleri sarfetmem gerekir. Ancak böyle ağır ifadeleri kullanmaya entelektüel birikimim izin vermemektedir. Zaten bu ifademden gerekli mesaj çıkmaktadır.

Ben başka bir konuda daha talihsizliğe uğradım;

Entelektüel derinliği neredeyse hiç olmayan bir milletvekili ile çalışmak zorunda kaldım. Rektörlük görevimi sürdürürken bunları bir polemik konusu yapmaktan olabildiğince uzak durdum. Ama ne yazık ki arkadaşımız görüntüde bana destek oluyor gibi bir yaklaşım içinde olmakla beraber arka planda Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’ni sabote eden, Rektörü karalayan bir yaklaşım gösterdi. Entelektüel çaba içerisinde olması gereken bir Milletvekili olmaktan çok ‘Çanakkale’nin Kasımpaşalısı’ olarak isimlendirilen bir davranış içerisinde bulundu. Bu benim bir yakıştırmam değil. Daha çok kendisinin verdiği genel izlenimle ilgili bir betimlemedir. Bilindiği gibi kendisi genellikle hem TBMM’de, hem meclis dışında partisine ve bakanlara yapılan sözlü sataşmalara karşı fiziki müdahale teşebbüsleri ile de gündeme geldi. Dolayısı ile böyle bir betimlemede bulunmayı yönlendiren unsur milletvekilinin bu davranışları olsa gerek..

Kendisi öyle bir hava veriyor. Daha çok güvenlik tedbirleri alma ve fiziki müdahalede bulunmak gibi bir tavır gösteriyor. Ben bu nedenlerle böyle bir betimlemeden söz ediyorum.

Ve bu milletvekili bana zarar vermek adına aslında Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’ne zarar vermiştir. Bu konudaki somut olay şudur;

Biliyorsunuz rektörlük görevime başlamadan önce ‘Dünya Üniversiteler Kongresi’ yapacağımızı, organize edeceğimizi basın ve kamuoyu ile paylaşmıştım. Nitekim dört yıllık yoğun bir çalışma sonucunda arkadaşlarımla beraber çok geniş katılımlı, 2 bini aşkın katılımlı bir kongreyi başarıyla gerçekleştirdik. Kongreden önce Kültür ve Turizm Bakanlığı aracılığıyla tanıtma fonundan 300 bin lira civarında bir destek talep ettik ve desteğin onaylandığı bilgisi şu andaki Savunma Bakanımız o zamanki Kültür ve Turizm Bakanlığı Müsteşarı olan Sayın İsmet Yılmaz tarafından bana sözlü olarak iletilmişti. Ancak daha sonra bakanlıktan gelen yazıda bu destek talebimizin reddedildiği ifade edildi. Ben tekrar Sayın Müsteşarı aradım,durumu ilettim. Şaşırarak konuyu inceleyeceğini iletti. Ancak tekrar bir geri dönüşleri olmadı. Ben bu iptalde Sayın Vekil’in dahlinin olduğunu düşünmekteyim.

İkinci olarak Çanakkale’de faaliyet gösteren çok büyük bir firma, Halka İlişkiler yöneticisinin de bulunduğu bir ortamda, Genel Müdürü aracılığıyla ‘Dünya Üniversiteler Konferansı’nın tüm sosyal faaliyetlerini finanse edeceği taahhüdünde bulunmuştu. Ama onlar da kongreye bir ay kala bu kararlarından vazgeçtiler.

Ben bu karar değişikliğinin de yukarıda bahsi geçen vekil aracılığıyla olduğunu düşünmekteyim.

Çünkü bu milletvekilinin o kuruluşla da çok yakın diyaloğunun olduğunu duymuştum. Ama bu diyaloğun içeriğinin ne şekilde olduğunu, milletvekilinin o firma ile nasıl bir ilişki içerisinde olduğunu doğal olarak bilmiyorum.

Herhalde bu açıklama yayınlandığında milletvekili bunu kendisi basına açıklar. Bu arkadaşımız ‘Dünya Üniversiteler Kongresi’nin gerçekleşmesi çabalarımızı baltalayarak bana zarar vereceğini düşünmüş olabilir ama aslında zarar verdiği doğrudan Çanakkale ve Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’dir. Ancak biz yurtsever ve Çanakkale’ye duyarlı insanların katkısıyla sorun yaşamadan Çanakkale tarihinde bir ilki başarıyla gerçekleştirdik. Bu vekil arkadaşımız ‘Dünya Üniversiteler Kongresi’nin bütün etkinliklerine, faaliyetlerine yüzü kızarmadan, vicdani bir rahatsızlık duymadan ve herhangi bir mahcubiyet hissetmeden katıldı, boy gösterdi ve ben de onu Milletvekili sıfatı nedeniyle arkadaşlarımla birlikte gereği gibi ağırladım.

Bu yaptığına çeşitli kesimlerce ‘İleri demokrasi yüzsüzlüğü’ denmektedir.

Bunun yanısıra adı geçen milletvekili benim rektörlük görevim sırasında özellikle son iki yıl boyunca bir gazeteciyi yönlendirerek karalama kampanyası organize etti.

Çanakkale’de gazeteci kıyafetleri giyen bir tetikçi tüccarla uğraşmak zorunda kaldım. Kamu kaynaklarından finanse edilen, gazeteci kıyafetiyle dolaşan, gazeteci rolünü oynayan bir tetikçi tüccarla… Bu gazeteci kılıklı tetikçi tüccarın aynı milletvekili tarafından kamu kaynakları kullanılarak finanse edildiği yaygın duyumlar arasındadır. Madem bir gazeteciyi tetikçi olarak istihdam ve finanse edeceksiniz, daha doğrusu gazeteci kıyafetinde dolaşan bir tetikçi tüccarı finanse edeceksiniz bari finansmanını kamu kaynaklarından yapmayın!..

Aldığım duyumlara göre adı geçen gazeteci sürekli bir şekilde kamu kurumlarından iş alarak finanse ediliyormuş.

Aynı milletvekili seçimden önce bazı öğretim üyelerini parti il başkanlığına davet ederek benim desteklenmemem gerektiği konusunda görüşler bildirmiş ve seçime iki gün kala beni desteklemesi muhtemel arkadaşları telefonla arayarak şimdiki rektörü destekleme telkinlerinde bulunmuştur.

Bana yakın olan arkadaşlarımla da ilgili hayal kırıklıklarım oldu. Ben, rektörlük seçimlerinden önce isteyen herkesin aday olabileceğini ve bunu da saygıyla karşılayacağımı söyledim.

Bana da herhangi bir taahhütte bulunmayan başka adayları destekleyen arkadaşlarımın kararlarını saygıyla karşılıyorum.

Ama seçim sürecinde benim ekibimde yer alıp, yanımda görünüp hatta seçim günü bile benimle birlikte görünüp takiye ve manüpülasyonu strateji sanatı sayarak başka adaya destek veren arkadaşların yaptığı tutumu ve davranışı Türkçe’deki ve Türk Dil Kurumu Sözlüklerindeki en kibar deyimle ‘İhanet’ olarak nitelendirmekteyim.

Bu ihanet benden çok kendilerine ve üniversiteye yapılmıştır. Ben zaten bir öğretim üyesi ve yönetici olarak kendi emeğimle gelebileceğim her yere çok genç yaşlarda gelmiş birisiyim. Ben rektör adayı iken Cumhurbaşkanı ve Başbakan ile çektirdiğim fotoğrafları öğretim üyelerini etkilemek için istismar etmedim. Proje anlattım, hayali projelerden söz etmedim.

Öğretim üyelerinin zekaları ile de alay etmedim.

‘Cambridge modeli uygulayacağım, Harvard modeli uygulayacağım’ gibi tamamen öğretim üyelerinin zekalarıyla alay eden bir tutum içerisinde asla olmadım. ‘Beni birileri gönderdi’de demedim.

Ve seçim ve atamadan sonra ‘Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi kurtarıldı’ gibi bir yaklaşımla davranıldı.

Üniversite düşman işgalinden mi kurtarıldı?

Birinci yılda düşman işgalinden kurtuluş mu kutlanacak?

Ben ‘öteki’ olarak değerlendirildiğimi biliyordum. ‘Öteki’ olarak görülüyordum ama bir düşman olarak görüldüğümü hiç sanmıyordum.

Böyle bir yaklaşıma da muhatap edildim.

Sırada şimdi ‘Belediye’ var. Çanakkale Belediyesi var.

Şu günlerdeki söylem “Çanakkale Belediyesi’ni kurtaracağız…” olmaktadır.

Soruyorum: Çanakkale’yi de mi düşman işgalinden kurtaracaksınız? Peki Çanakkale Belediye Başkanı Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı değil mi?

Ama ben eminim ki Çanakkale halkı tek aşamalı bir seçimle bu kurtarıcılara izin vermeyecektir.

Soruyorum: Üniversiteyi denetlemeye gelen bir Sayıştay denetçisi olan Tuncay Gürsen’i Genel Sekreter olarak atamak etik midir? Böyle bir şey daha önce herhangi bir yerde yaşanmış mıdır? Örnek olmaya çalıştığımız Suriye’de, Libya’da, Mısır’da böyle bir olaya rastlanmış mıdır? Önceki rektörü karalayan, yapay sorgular üreten, sorguları yasa dışı olarak mahalli ve ulusal gazetelere servis eden bir denetçinin sonraki rektör tarafından Genel Sekreter atanması etik midir? O zaman seçim öncesinde Sayıştay Denetçisi ile şimdiki rektörün önceki rektörü karalamak konusunda işbirliği yaptığı akla gelmez mi? Tuncay Gürsen’in Genel Sekreter olduğu gün kanımca Sedat Laçiner’in Rektörlüğü meşruiyetini yitirmiştir. Yasaldır ama meşru değildir.

Sayın Cumhurbaşkanlığı Makamına basın aracılığı ile arz ediyorum:

Bir önceki rektörü denetleyen, raporlarını ve hazırladığı belgeleri gazetelere servis eden, böylelikle yasaları da çiğneyen bir denetçiyi sonraki rektörün seçim sonrasında Genel Sekreter olarak ataması yasal mıdır ve etik midir? Cumhurbaşkanlığı Makamı’nın bu konuda değerlendirmelerini istirham etmekteyim.

Üniversitelerde Genel Sekreterler ve diğer başka yönetim kadroları rektörle gelen rektörle giden kadrolar değildir. Her gelen rektörün çalışmak durumunda olduğu kadrolardır. Dolayısıyla Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nde bu düzeyde şu anda yapılan değişiklikler hem yasal hem de akılcı olmaktan çok uzaktır.

Rektör ve yardımcılarının neredeyse tamamı aynı branştandır.

Üniversitenin ne olduğu konusunda arkadaşların bilgilendirilmeye ihtiyacı var:

Üniversite çok çeşitli akademik ve bilimsel dallardan, fen bilimleri, sosyal bilimler, sağlık bilimleri ve sanat dallarından oluşur ve onun için adı üniversitedir.

Akademik atamalar bu kriterlere göre yapılır. Ağır başlı ve akılcı tutum budur. Bilim dalı temsiliyeti atamalarda dengeli olmalıdır. Ben, sosyal bilimci olduğum için dönemimde hiçbir Rektör Yardımcısı’nı sosyal bilim alanından atamadım. Hiçbir zaman özlük haklarını siyasi tercihlere göre, bana oy verip verilmediğine göre değerlendirmedim. Özlük hakları konusunda böyle bir değerlendirme yapılmamalıdır, yapılamaz. Bu üniversiteyi sabote etmek, bilimselliği ortadan kaldırarak bu özelliğin yerine siyaseti koyup siyasi yapı kurmak demektir.

Rektörlük bir alanda uzman olmanın ötesinde bir tecrübe makamıdır da…Yanısıra rektörlük konuşma makamı değil, icraat makamıdır. Şu andaki rektör belki de Profesör olarak atandıktan bir gün sonra rektörlüğe aday olan ilk kişidir.

Ayrıca görevde bir yılını tamamlamadan ‘Yılın Rektörü’ de seçilen ilk kişidir.

Bu konularda kendisini tebrik etmek gerekiyor çünkü bunlar birer rekordur.

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nde kalmadım çünkü eski bir Dekan ve Rektör olarak sizin atadığınız, bir yerlere getirdiğiniz insanların saygısız, umursamaz tutumlarına katlanmak istemedim. Daha makul bir yönetim oluşmuş olsaydı tabi ki Öğretim Üyesi olarak çalışmak benim için anlamlı olurdu.

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’ne bir daha dönmeyi düşünmüyorum hatta birkaç ay sonra bir kamu üniversitesi mensubu olarak da kalmamayı planlamaktayım.

Bu vesile ile tüm Çanakkale halkına görevim sırasında bana destek olan, katkı veren, üniversitenin gelişimi için işbirliğinde bulunan iş adamlarına, kamu yöneticilerine, STK ve yerel yöneticilere, ÇOMÜ’nün tüm çalışanlarına içtenlikli teşekkürlerimi, selamlarımı, iyi dileklerimi iletiyorum.

Prof. Dr. Ali Akdemir
2007-2011 Dönemi ÇOMÜ Rektörü
Trakya Üniversitesi İİBF Öğretim Üyesi

[Basın Açıklaması Kaynağı: burasıcanakkale.com]

Filtreler:
Görüntülenme: 2.735
Google Analytics verileri olup, manipüle edilemez bir kaynak kullanılmıştır. Günde bir kere güncellenmektedir.

Yorumlar

Henüz yorum yok...

Sizin yorumunuz...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir