Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!
“Fotoğraf Yalan Söylemez”

“Fotoğraf Yalan Söylemez”

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ)’nden Gökçe Güzel, Pan Görsel Sanat Derneği’nin yaptığı bir etkinlikle Aykan Özener ve ÇOMÜ Fotoğrafçılık Topluluğunun davetlisi olarak Çanakkale’ye gelen fotoğrafçı Dora Günel ve Kemal Cengizhan’la bir röportajla gerçekleştirdi. Güzel, fotoğrafın iki usta ismiyle, fotoğraf, fotoğrafçılık ve fotoğraf hikayeleri üzerine konuştu:

Hoş geldiniz Çanakkale’ye… Bugün söyleşinize yoğun bir ilgi vardı. Neler düşünüyorsunuz nasıl buldunuz buradaki atmosferi?
Dora Günel: İstanbul’da hafta içi bu kadar kalabalığı söyleşi için bir araya getirmek gerçekten çok zor. Dolayısıyla Pan Görsel Sanat Derneği’nin çalışmasını bu konuda çok başarılı buluyorum. Ama katılımcıların heyecanı bambaşka çünkü bunun altında öğrenme, araştırma, yeni bir şeyler  bulma isteği var gibi geldi bana.

“HİKAYESİ FOTOĞRAFTAN ÖNEMLİDİR”
Yıllar önce ben öğrenciyken de sizi burada ağırlamıştık. O dönemlerde fotoğrafçılık topluluğunun üyelerindendim şimdi röportaj yapmanın keyfini yaşıyorum sizinle. Kemal Hocam “insanlar fotoğrafı görüyor fakat hikayesini hiç merak etmiyor. Onlar için artık güzel bir martı fotoğrafı, güneş fotoğrafı önemli oluyor ama fotoğrafın hikayesinin bir önemli olmuyor. Fotoğraftan daha önemli bir şeydir hikaye” diyorsunuz. Sizin fotoğrafçılık hikayeniz nedir, bu serüven nasıl başladı?

Kemal Cengizkan: Ben lise yıllarında başladım fotoğraf çekmeye. İlk sergimi 1979’da “İngiltere’den İnsan Manzaraları” adıyla açtım. Ankara Fotoğraf Sanatçıları Derneği’nin (AFSAD ) kuruluşundan itibaren 10 yıl süre ile yönetiminde yer aldım. Daha sonra İstanbul Fotoğraf Vakfı’nın kuruluş aşamasında yer aldım, ilk başkanı da benim fotoğraf vakfının. Benim fotoğraf maceram fotoğrafın örgütlenmesiyle çok yakın gitti.

Aslında işin başından beri mutfağındasınız…
Evet, aynen öyle. Bireysel çabalardan ziyade, birlikte bir şey yapıldığında daha anlamlı buluyorum. Fotoğraf Vakfı’nda da Fotoğraf Sanatçıları Derneği’nde de bu fikirle çalışan insanlar var. Kısaca fotoğraf maceram böyle şekillendi diyebilirim. Dora Günel’le de böyle bir birleşmenin sonucunda “İç Kalpakçı Çıkmazı” adında bir  albüm ve sergi yaptık. S’YOMKA isimli kişisel sergimin açılışı için Çanakkale’ye geldim ve sizlerle buluştum. Çanakkale’de fotoğraf adına buluşmaları sağlayan başta Aykan Özener olmak üzere tüm dernek gönüllülerine de teşekkür etmek isterim.

“FOTOĞRAFTAN PARA KAZANILMIYOR”
Peki, Dora Hocam Türkiye’de özellikle sanat için “yap ama hobi olarak gene yap, fotoğrafçılıktan para kazanılmaz, fotoğrafçılıkla bir yere varamazsın anlayışı var. Bu anlayışı değiştirmek için ne yapabiliriz?
Dora Günel: Fotoğraf Türkiye’de çok hızla yaygınlaşıyor sadece üniversitelerde değil derneklerde, kurumlarda fotoğrafçılık kursları veriyor. Mesele şu ki; buradan çıkan herkes kendisini bir tür fotoğrafçı hissediyor. Fakat bu alan o kadar geniş değil ve bu alanda bir bolluk yok dolayısıyla buralardan gelen birçok kişi fotoğraftan para kazanamıyor. Üniversitelerin fotoğraf bölümlerinden mezun olanların çoğu da fotoğrafçılık yapamaz hale geliyor. Serbest piyasa ekonomisi içerisinde ciddi paradokslar söz konusu.

İşin sanat kısmına gelince bu gün Türkiye’de fotoğraftan ciddi olarak para kazanan, sanatsal açıdan da para kazanan çok değerli arkadaşlarımız var, bunları yadsıyamayız. Birçok değerli arkadaşımız profesyonel tanıtım fotoğrafçılığı yapıyor. Çünkü hayat şartları zor, öyle para kazanıyorlar.

Ama bugün kurslardan çıkmış herkesin fotoğraftan para kazanmak meşhur olmak gibi bir derdi olamaması lazım çünkü bu derde deva yok.

Siz sanatı, fotoğrafçılığı yaşayanlardansınız, hobi olarak yapma kısmını çoktan aşmış birisi olarak sizin sanat yolculuğunuz nasıl başladı?
Dora Günel: Benim fotoğrafçılığımda 1977 yılında AFSAD ile başladı. AFSAD’ın kurucularının büyük çoğunluğu gençlik, çocukluk arkadaşımdı.

1980 ? 85 yılları arasında da AFSAD’ta yönetimde bulundum. Sonrasında İstanbul’a geldim. Çok uzun yıllar Fotoğraf Evi’nde fotoğraf dersleri verdim.  Fotoğrafın kolektif bir çalışma olduğuna inandığım için Fotoğraf Vakfı’nı kurduk. O dönemde ASFAD’ın gerçekleştirdiği tüm sergilere katılmanın yanı sıra Kemal Cengizkan ile İç Kalpakçı Çıkmazı Sergisi’ni açtık. Aynı dönemde çalıştığım Güz Gülleri çalışması vardı, Ardından İstanbul’un eski semtinde semt kültürü üzerine “Müseccel Marka Kadırga” isimli çalışmamı yaptım.

Annemin hastalığından da yola çıkarak yaptığım “Doğum Yaşam Alzheimer Ölüm” isimli bir çalışma oldu. Sonrasında da “Unvansız” adlı sergimi açtım.

Bunların dışında çeşitli yerlerde de fotoğraf atölyeleri gerçekleştirdim. Foto öykü atölyeleri gerçekleştirdim. Şu anda fotoğraf üzerine yazılar –  yayınlar çıkarıyorum, bunlarla uğraşıp gidiyoruz.

Genellikle insanlar hobi olarak dağlara çıkar, yürüyüş yapar, balık tutar, fotoğraf çeker. Peki, bir fotoğrafçının hobisi nedir? Fotoğraf dışında yaptığınız şeyler nelerdir, nelerden hoşlanıyorsunuz?
Dora Günel: Ben çok iyi bir okuyucu olduğumu düşünüyorum. Roman okuyorum ama öyle bir iki tane değil, külliyatlar şeklinde. Eğer ben Kemal Tahir okuyacaksam 21 – 22 cilt bütün kitabını okuyorum. Bütün yazarları bu şekilde okuyorum ve iyi bir kütüphanem olduğunu söyleyebilirim.

Bunun dışında hobim; müzik dinlemek… Caz, etnik caz, blues zaman zaman klasik müzik gibi türlerde müzik dinlemeyi çok severim. Elimden geldiğince de yazmaya çalışıyorum.

Kemal Cengizkan: Ben Dora kadar iyi bir okuyucu değilim. Pek zamanım olmuyor okumaya. Mühendislik yapıyorum yaşamak için. Ama müzik dinlemek ve fotoğraf önemli bir yer tutuyor benim hayatımda. Fotoğraf kitapları özellikle takip etmeye çalışıyorum, dünyada ne oluyor ne  bitiyor bunların takibini seviyorum.


“TÜRKİYE FOTOĞRAFÇILIĞI DİYE BİR ŞEY YOK”
Dünyada ne oluyor ne bitiyor demişken “Dünya Fotoğrafçılığı” ve “Türkiye Fotoğrafçılığı” hakkında ne düşünüyorsunuz, kıyasladığımızda nerde görüyorsunuz ülkeyi?
Kemal Cengizkan: Dünyada fotoğraf bence başka bir yerde.
Türkiye’de birkaç gurup görüyorum, farklı birkaç anlayış görüyorum. Birisi amatör fotoğraf kulüpleri içerisinde yoğunlaşan ve güzel fotoğrafı hedefleyen bir fotoğrafçılık anlayışı. Fotoğraf güzeldir –  güzel olmalıdır diye düşünenlerin var olduğu bir akım bu. Bu akımda daha eski dönemlerdeki bizden yaşlı fotoğrafçıların güzel sanatlar okulu mezunu olmaları, güzel sanat eğitimi almış olmaları, fotoğrafları üretirken güzel sanatların resim alanındaki kurallarına göre fotoğraf üretmeleri güzel fotoğraf budur diye ortaya koymalarının büyük bir etkisi var.

Bir diğer anlayışa göre yüzü dışarıya dönük olan ve fotoğrafı modern sanat, çağdaş sanat kapsamında ele alan ve bu doğrultuda işler yapan arkadaşlar var.

Bunların dışında, bunların hiç birine uymayan, kendi kendine fotoğraf çeken ve çok güzel işler yapan arkadaşlar var.

Tüm bunlara rağmen, dünyadan baktığımız zaman Türk fotoğrafı, Türkiye fotoğrafı gibi bir fotoğrafçılık ? fotoğraf anlayışı yok. Mesela Kuzey Avrupa ülkelerine ait fotoğraf anlayışı var, İtalya, Almanya çevresinde odaklanan bir fotoğraf anlayışı var, çok güçlü bir belgesel fotoğrafçılığı anlayışı var özellikle Hollanda da…  Amerika başka, Meksika başka, buradan bakıldığında Tük fotoğrafı, Türkiye fotoğrafı, Türkiyeli fotoğraf gibi bir durum yok bana kalırsa.

“FOTOĞRAFIN BİR DERDİ OLMALI”
Annenizin hastalık ve ölüm sürecini fotoğrafladınız ve bazı kesimlerce eleştirildiniz, sizce Türkiye’de fotoğrafa nasıl bakılıyor?
Dora Günel: Fotoğrafın ruhumuzu huşu içinde hissettirmesi, bize iyi gelmesi, güzel duygular vermesinin ötesinde bir derdi bir sözü olmalı bir işlevi olmalı. Fotoğraf konusunda öyle bir elitist anlayış var ki ben annemin ölüm fotoğraflarını çektiğimde benim adım ölüm fotoğrafçısına çıktı. Övgüyle karşılayanlar olduğu gibi çok yeren gruplarda oldu.

“HAYAT STERİL DEĞİL AKSİNE PİS BİR ŞEY”
Oysa ben bugün Türkiye’de yapılan işlere, fotoğraflara baktığımda her şeyin mükemmellik üzerine kurulduğunu görüyorum. Bir buğday başağı var mükemmel, bir siluet var mükemmel, gün batıyor mükemmel. Her şey durağan, inanılmaz bir ahenk var, müthiş arınık bir ortam. Hayır, hayat bu kadar steril değil, bu kadar temiz değil. Hayat pis bir şey.

Bu nedenle fotoğrafta göstermek gerekir mi diyorsunuz?
Dora Günel: Aynen öyle. Bu kadar steril, bu kadar temiz, bu kadar gerçek olan tek bir şey var o da ölüm. Bana göre aslında herkes ölümün fotoğrafçılığını yapıyor. Benim yaptığım çatır çatır, hayatın fotoğrafıydı.


“FOTOĞRAF YALAN SÖYLEMEZ”
Daha önce bir yazınızda “her gün önünden geçtiğiniz bir kapının, bir duvarın fotoğrafını gördüğünüzde şaşırırsınız, o nesne fotoğraflandığında anlamlı gelmeye başlar” demişsiniz. Fotoğrafı bu kadar büyülü kılan nedir?
Dora Günel: O yazıyı, Kemal’in fotoğrafları için yazmıştım. Çünkü o her gün önünden geçtiğimiz ama tanımadığımız, dikkatimizi çekmeyen bir şeylerin fotoğrafını çekmişti. Bu hep böyledir aslında bir yabancı gelir, sizin mahallenizden bir fotoğraf çeker ve o sokak daha anlamlı gelmeye başlar. Fotoğraf sizin farkındalığınızı ortaya çıkarır, fark etmenizi sağlar.

Fotoğrafın büyüsü, bakmakla görmek arasındaki farkı gözünüze sokmasından kaynaklanıyor. Etrafa daha dikkatli bakmanızı sağlıyor, bir şeylerin kıymetini bilmenizi sağlıyor fotoğraf. Fotoğraf gerçekçidir ve asla yalan söylemez, büyü de her ne kadar soyut dursa da gerçekliğe dayandırılmak ister.


Hocam, ülke gündemi, siyasi çalkantılar, politik tavırlar fotoğrafınızı ? sanatınızı etkiliyor mu? Bunlardan besleniyor musunuz?
Dora Günel: Kesinlikle etkiliyor ve kesinlikle besliyor. Son dönemlerde yaşanan olaylarda sahada olamamak ve bunları bir fotoğrafçı olarak takip edememek beni üzüyor mesela. Ama bu benim işim değil, bu takibi çok iyi yapan, koşturan genç, cesur arkadaşlarımız var. John Berger bu durumu çok güzel ifade ediyor. “Sizin deklanşöre bastığınız an o an değildir. Sizin o güne kadar geride bıraktığınız yıllar, olaylara bakışınız, yaşınız, içinde bulunduğunuz coğrafyanın sosyo politik yapısı, ekonomisi, kültürü sizin deklanşöre bastığınız anı etkileyecektir” dolayısıyla yaşananlardan, olup bitenlerden etkilenmemek mümkün değildir. Bu durum bizi bazen fotoğraf çekememeye götürüyor bazense kendimizi rehabilite edebileceğimiz fotoğrafı çekmeye götürüyor.

Kemal Cengizkan: Bu konuda son bir yılda özellikler foto ? journalism alanında çok ciddi çalışmalar ortaya çıktı ülkemizde. Bu nedenle yaşananların fotoğrafları etkilediğini söylememiz mümkün. Eskiden beridir insanlar fotoğraf çekiyor ancak özellikle mesleki açıdan bu işi yapanlar fotoğrafları ajanslara kabul ettiremiyorlardı. Masalardan geri dönerdi fotoğraflar ama şimdi herkes sosyal ağlardan muhabirlik, fotoğrafçılık yapabiliyor ve olan biten her şeyi fotoğraflama ihtiyacı doğuyor.

Son zamanlarda yeni dünya ? yeni medya düzeni gibi kavramlar ortaya çıktı. Özellikle sosyal paylaşım sitelerinde insanların üzerinde oynayabildikleri, efekt uygulayabildikleri hazır programlarla fotoğrafların paylaşıldığı bir çok platform var. Siz sosyal medya kullanımı hakkında ne düşünüyorsunuz?
Fotoğraf çok yaygınlaştı ve elinde akıllı telefonu olan herkes, muhabir, fotoğrafçı, bir gazeteci gibi malzeme getirebiliyor. Kişi herhangi bir olayı görüp, yazıp, çekip, yayınlıyor ve bu yayılıyor bu anlamda çok önemli buluyorum sosyal medya kullanımını. Sansürcü zihniyetin önünü kesen de bir durum oldu, gazetelerin, televizyonların yayınlamadığı her şeye sosyal medya aracılığı ile ulaşılabiliyor. Tabii bu iyi işler ortaya çıkarabileceği gibi ortalık bulandıran işler de ortaya çıkarabilir.

Elinizde sihirli bir değnek olsa fotoğraf – fotoğrafçılık adına ne olmasını sağlardınız?
İkimizin de ortak fikri 7 gün 24 saat fotoğrafla yaşayabilmek olurdu sanırım.

[Gökçe Güzel / comu.edu.tr]

Filtreler:
Görüntülenme: 89
Google Analytics verileri olup, manipüle edilemez bir kaynak kullanılmıştır. Günde bir kere güncellenmektedir.

Yorumlar

Henüz yorum yok...

Sizin yorumunuz...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir