Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!
reklam
reklam
“Gezi’de Birlikte Dayanışmayı Deneyimledik”

“Gezi’de Birlikte Dayanışmayı Deneyimledik”

8 Kasım Cumartesi günü İşçi Filmleri Festivali kapsamında Türkan Saylan Kültür Merkezi’nde düzenlenen Gezi Paneli’ne çok sayıda izleyici katıldı. Panelist olarak Emsal Atakan (Ahmet Atakan’ın annesi), Şahap Korkmaz (Ali İsmail Korkmaz’ın babası), Çiğdem Çidamlı (Kuzey Ormanları Savunması Temsilcisi), Mehtap Doğan (Sosyalist Feminist Kolektif Temsilcisi), Oya Ersoy (Halkevleri Genel Başkanı) ve Yıldız Tar (KAOS GL Temsilcisi)’ın bulunduğu panel 2 bölümde gerçekleşti. Panelin ilk bölümünde, Gezi direnişi ile ilgili kısa bir film izlenilmesinin ardından moderatör Güleda Erensoy konuşmasına Gezi Parkı’nda 3 hafta boyunca devletin bulunmadığı bir ortamda, sloganlarıyla başka bir dünyanın kapılarını aralayan direnişçilere ve direniş sırasında kaybettiğimiz 7 güzel insana selam yollayarak başladı. Gezi direnişinden bu toplumun muhalifleri olarak neler kazandık sorusunu yönelterek panelistlere söz verdi.


Emsal Atakan;

“Beni bu panele davet ettiğiniz için, Çanakkale’de misafir ettiğiniz için, bu panelde emeği geçen herkese teşekkür ederim. AKP zihniyeti benim çocuğumu katletti. Binlerce evladım var artık, sizlerde ışık görüyorum. Mücadeleye kazanana kadar devam edeceğiz. Ahmet hep haksızlığa karşı mücadele etti. Manisa’da üniversite bitirdi, Hatay’da Siyaset okuyacaktı. Hatay’da biz yıllardır Kürt, Alevi, Süryanisi kardeş gibi yaşıyoruz. Ancak Hatay üzerinde oyunlar oynanıyor. Hatay halkı bu oyuna gelmeyecek. Reyhanlı’da 300 kişi öldü, Tayyip Erdoğan 53 Sünni vatandaş öldü dedi, Tayyip Erdoğan insanları ayrıştırıyor. Seçimde insanlar yine koyun gibi satın alındı, yine AKP’ye oy verdiler.”

Şahap Korkmaz;

“Gezi’de hayatını kaybeden bütün evlatlarımızla gurur duyuyoruz. Hepsi örnekti bizim için. Benim oğlumun çocuk denecek yaşta barışla ve özgürlükle ilgili çok güzel düşünceleri vardı. O yüzden sokağa çıkmıştı. Orda herkesin hakkını aramak için, baskıya haksızlığa uğrayanların yanında olmak için sokağa çıktı. Biz onların yaptıklarını devam ettireceğiz. Ben mümkün olduğunca mücadele ortamlarında bizzat bulunmaya çalışıyorum. Hükümet ülkeyi şiddetten yana, tek taraflı yönetiyor. Hatay mozaik kenti olarak biliniyor ancak Hatay’ı da dağıtmak istiyorlar. Ali İsmail Eskişehir’e gitmeden önce mektup yazmış, kitaplarının arasından çıktı. Aklı Hatay’da kalmıştı. Diktatör yönetimle ilgili hissettiklerini yazmış. ‘Direnin ey güzel insanlar, şehrinize sahip çıkın’ yazmış. Ne kadar birleşirsek başarıya, sonuca o şekilde ulaşırız.”

Çiğdem Çidamlı;

“Ailelerden sonra konuşmak çok zor olacak. Onların varlıkları çok önemli bizim için, çok şey ifade ediyor. Onlara çok teşekkür ediyoruz. Bizler kendimizi Gezi’nin çocukları olarak ifade eden mücadele örgütleriyiz. Gezi’nin bir anı olarak kalmaması için kentlerin talanına karşı mücadeleye devam ediyoruz. Marmara’nın 1970’lerde yaşadığı kıyımdan sonra bu günlerde yeni ve büyük bir kıyımla daha karşı karşıyayız. Gezi bir ‘an’ değil, bir ‘süreç’tir. Mücadelemiz şiddetlenerek devam ediyor. Validebağ’dan, ordaki bütün arkadaşlardan selam getirdim size. Gezi’den önce talan başlamıştı, Tayyip Erdoğan kuzeydeki elimizde kalan son ormanlık alanda 3. köprü inşaatını başlattı. Emek Sineması ve en son Gezi Parkı saldırısından sonra birikmiş olan bütün öfke ortaya çıktı ve direniş başladı, Türkiye’nin her yerine yayılarak ‘Haziran İsyanı’ adını aldı. Bir şehir içindeki hafıza mekanlarıyla, ortak yaşam kaynaklarıyla vardır. Ancak bu değerler AKP’nin yağma kaynakları haline geldi. Bütün ormanlarımız, yeraltı kaynaklarımız kar meselesi haline getirilip, iktidar ilişkileri, gericileştirme politikalarıyla özgürlüklerimiz elimizden alınıyor. Şu anda Yırca’da, Soma’da mücadele devam ediyor. Bizler, bu kapsamda Marmara’nın tamamındaki kamusal ve tarımsal alanları savunmak için 7 Temmuz 2013’ten itibaren her Cuma parklarda forumlarımızı topluyoruz. 5 arkadaşımız şu anda Yırca’da. Her yerde bu mücadele ağını örmeye çalışıyoruz. Hepinizin bu mücadele ağının bir ucundan tutmanızı istiyorum. Aralık ayı sonunda büyük bir Marmara Mitingi yapmayı düşünüyoruz.”

Mehtap Doğan;

“Gezi’nin bütün sürecinde aktif olarak yer aldık. Dayatmalara karşı, baskıcı zihniyete karşı, kadını emeğin sömürüsü olarak gören AKP zihniyetine karşı olduk. Gezi direnişinde ilk zamanlarda çok cinsiyetçi bir yaklaşım hakimdi. Duvarlarda Tayyip’in karısına ve kızına yazılar yazılıyordu. Biz toplanıp küfürlü ve cinsiyetçi bütün yazıları duvarlardan sildik. İlk günlerde edilen küfürlere itiraz edip, eşcinsel arkadaşlarımız da bizimle birlikte burada, ettiğiniz küfürler onları parktan uzaklaştırıyor dediğimde olumsuz karşılandım. Ancak direnişin sonlarında aynı kişiler bu kelimeyi söyleyebiliyor muyuz, cinsiyetçiliğe giriyor mu diye sormaya başladılar. Gezi’nin simgesi olan 3 kadın Lobna, kırmızılı kadın ve tomanın karşısında duran siyahlı kadındı. Ama tabiki bunların yanında, bizlere yemek getiren, yaptığınız çok yanlış diyerek polise kafa tutan, parkta çocuklarıyla birlikte direnen anneler yani farklı kesimlerden sokakla ilk kez tanışan birçok insan vardı. Normalde aynı ortamda bulunamayacak insanlar orada birlikte bir direniş gerçekleştirdiler. Biz feministler olarak meydanlarda olmaya, AKP politikasını deşifre etmeye devam edeceğiz.”

Yıldız Tar;

“Gezi direnişinde ufacık bir parka milyonlar sığdı. Herkes kendi hikayesiyle gelmişti. Birbirimizin üzerine basmadan orda olmayı başardık. Trans bireyler 80’lerde kendilerine ayrılmış yerlerde işkenceye maruz kaldı. 1996’da kentsel dönüşüm, kentsel yağma başladığında Cihangir’deki translar oradan sürüldü. Bu durum Ankara Eryaman’da ve çeşitli yerlerde devam etti. Sonradan transların gidecek yer bulamayıp buraya da gelmezler diye düşünerek yerleştikleri İstanbul Avcılar’da da bir linç kampanyası başlatıldı. Gezi’nin bizim için çok sembolik bir anlamı vardı. Translar orada evlerini, yaşama haklarını savundu. Her toplumsal grup sorunlarını orada çözebileceğini düşündü.”

Oya Ersoy;

“Biraz önce ailelerimiz konuşurken ortak bir ruha girdik. Yıllardır ayrıştırılan herkesin AKP faşizmine karşı, ortak düşmana karşı, bir halk olarak mücadele etmeye başladığı bir yer oldu Gezi. AKP gericiliğine karşı olan milyonlarca insanın mücadelesi oldu. İnsanlar artık evlerine çekilmiyor. Haziran İsyanı hakkımızı aramayı gösterdi. Sağın hegemonyasının sarsılmaya başladığı bir dönem oldu. Dünya çapında kritik bir dönemden geçiyoruz. Gezi Parkı’nda 3-5 ağaçla başlayan mücadele, polisin vahşice insanlara saldırması üzerine başlayan görkemli bir halk isyanına dönüştü. Kadınlar ve gençler isyanın büyük çoğunluğunu oluşturdu. AKP’nin gerici politikaları en fazla kadınların toplumsal yaşamdan dışlanmasını öngörüyordu. Kadınların yaşam haklarının ihlaliydi. Antakya’da bu isyan Gezi’den önce de vardı ve yükselen savaş karşıtı isyanla birleşti. Bu yüzden oradaki çatışmalar daha uzun sürdü ve 3 gencimizi kaybettik.”

Kısa bir aranın ardından panelin ikinci bölümünde moderatör Güleda Erensoy kaybettiğimiz gençlerin ailelerine mahkeme süreçlerinin ne durumda olduğunu sorarak, Gezi sonrası ne öğrendik diyerek bütün konuşmacılara tekrar söz verdi.


Emsal Atakan;

“Oğlum mücadelenin yerde olduğunu söylerdi, çatıya çıkarılmasında bir tuzak olduğunu düşünüyorum. Ahmet’in yaşama şansı varken polis bunu bitirdi. Buna rağmen davamız başlatılmadı. Ben hep direnmeye devam edeceğim. Tertemiz, pırıl pırıl gençlerimizi katlediyorlar. Ethem’i öldüren polise verilen ceza 4 sene. Ülkeye böyle bir faşist gelmedi. Bizim çocuklarımız tarih yazdı, katiller de hep katil olarak anılacaklar tarihte. Şu anda yetişen nesil aydın ve zeki. Direne direne kazanacağız. Tek dileğim Gezi şehitlerinin ve diğer şehitlerimizin kanlarının yerde kalmamasıdır.”

Şahap Korkmaz;

“Ali İsmail’in davası başladıktan sonra davayı bölmek için farklı şehirlere aldılar. Kayseri’ye gittiğimizde çok büyük bir kalabalık yanımızdaydı. En son 4. dava bitti, yine ertelendi. Polisler görüntülerdekilerin kendileri olduğunu itiraf ettiler. Sadece 1 tanesi bana benziyor ama bilmiyorum dedi. Ama Adli Tıp ve Tübitak raporlarıyla hepsi ortaya çıktı. İnşallah hak yerini bulur en azından başka gençlerin canı yanmaz. Sonuca ulaşmak için mücadele etmek lazım.Ben babası olarak Ali İsmail’den çok şey öğrendim.”

Çiğdem Çidamlı;

“Uzun zamandır adalet talebi isyanımızın sebeplerinden biriydi. Kaybettiğimiz gençlerimizin mahkeme süreçlerini hep beraber takip etmeye söz verelim. Mücadelemize rağmen kesilmesini engelleyemediğimiz her ağaç için özür dileriz. Dün Yırca halkı şirketin iş makinalarını bölgeden çıkardı. Validebağ’da da büyük çadırımız tekrar kuruldu ve direnişimiz devam ediyor. Biz elimizden geldiğince her yeri ağaç ağaç, sokak sokak, ev ev savunmaya devam edeceğiz. Topyekûn bir direnişi gerçekleştirmek için umut kırıklığının olmaması gerekiyor. Önümüzde çok çetin bir mücadele var. Ülke bilincini, yurttaşlık bilincini geliştirerek topyekûn direnişi sürdürmek için büyüyerek ilerlemeye çalışıyoruz. Savunmaya çalıştığımız her alanda Gezi’nin örgülerini görmeye devam ediyoruz. Bursa’dan İzmir’in kuzeyine kadar büyük tarım alanlarını yok ederek termik santral ve büyük bir organize sanayi bölgesi kurmaya çalışıyorlar. Büyük bir tehditle karşı karşıyayız. Bizim yanımıza gelmeye çekinenlerin şimdi polisin önünde bizimle birlikte durduğunu görüyoruz. Bütün direnişlerin elele tutuşmasını sağlamaya çalışıyoruz.”

Mehtap Doğan;

“Gezi’de birlikte dayanışmayı deneyimledik. 20 kişiyle başlayan direnişin bütün ülkeye yayıldığını gördük. Orada müthiş bir güven ortamı vardı. Sokakla hiç tanışmamış, aktivist olmayan insanlar televizyonda çapulcu olarak bahsedilen kişilerin kendileri olduğunu gördüler ve basının ne derece yanlı davrandığını gördüler. Gezi oldu da ne oldu umutsuzluğuna kapılanlar için, umutsuzluğa kapılmamaları gerektiğini söylemek istiyorum.”

Yıldız Tar;

“Trans bireylerin bu mücadelede neden bulunduğunu soranlar bizi bölmeye çalışan iktidarın yapmak istediğine ortak olmuş oluyorlar. Nefret söylemine karşı mücadele etmediğimiz sürece topyekûn özgürleşme mümkün olmayacaktır.”

Oya Ersoy;

“İktidar ülkenin başında olduğu günden beri doğa talanını arttırdı, işçileri sendikasız çalışmaya mahkûm etti, ülkeyi taşeron cennetine çevirdi. Bu politikalarını gölgelemek için,Sünni mezhepçi politikalarını örgütlemeye devam ediyor. Haziran isyanının dinamikleri hala devam ediyor. Okullarını imam Hatip’e dönüştürülmesine isyan eden veliler, öğretmenler ‘Okuluma Dokunma’ mücadelesini büyütmeye çalışıyorlar. Kadınlar özgürlük mücadelelerine devam ediyor. İşçiler taşeronlaştırılmaya karşı durmaya devam ediyor.”

Panelin sonunda çok sayıda izleyici sorularıyla ve yorumlarıyla katkıda bulundu.

Filtreler:
Görüntülenme: Veri Alınamadı
Google Analytics verileri olup, manipüle edilemez bir kaynak kullanılmıştır. Günde bir kere güncellenmektedir.

Yorumlar

Henüz yorum yok...

Sizin yorumunuz...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir