Bugünlerde aklıma düştü? Troia’nın bizzat kendisi mi, yoksa efsanesinin yazıldığı destanı mı ünlü?

Nerden geldi bu soru? diye düşünürseniz, bugünler de Troia müzesi meselesini kurcalıyorum, oralardan geldi.

Müze içeriğinde ne olmalıdır üzerine düşünürken, bir Troia’nın kendisi, bir de efsanesi var diye düşündüm. İkisi de müze de ifade bulmalı kuşkusuz. Nasıl? Sorusunun cevabı bir süreçtir. Bu süreçte herkes görev, sorumluluk, rol almalıdır. Sakın bunu devletimizin sadece ilgililerine bırakmayın.

Troia efsanesinin yazılı destanı olan İlyada, kuşaklar boyu okunmuş ve tartışılmış, önemli bir öğreti olmuş. Eğer Shiliman bu destanı okuyup, bilmeseydi Troia’nın peşine düşüp 1850’lerde onu bulmaya çalışmayacaktı.

Dünyanın bir ucundan bir ucuna, yani Japonya’dan ABD’ye kadar Troia kentinin efsanesinin anlatıldığı İlyada destanı eğitim-öğretim sistemine örgün bir şekilde girmiştir. Troia deyince herkes bu efsaneyi anlatır size. Halbuki hepsi Troia’yı görmemiştir.

Hep anlatıyorum, gecen mayıs da Moskova Puşkin Müzesinde yaşadıklarımı. Troia hazinesini sergileyen Puşkin Müzesini gezmek için gittiğimizde, müze girişinde 2.5 km kuyrukla karşılaştık. Meğer, Rus eğitim müfredatında bunlarda İlyada destanını öğreniyormuş. Kuyruktakilerin büyük çoğunluğu Rusya da yaşayanlarmış.
Mesele gayet nettir. Uluslararası arena da İlyada destanı, Troia’nın kendisinden daha ünlüdür.

Şöylesine bildik bir tümce var; “Asıl hazine Troia’nın kendisidir.” Çok doğru, dünyada 50 civarında müzeye yayılmış Troia buluntularına ait parçalardan daha ünlüdür Troia kentinin kendisi. Ama Troia’dan ünlüsü de var demek ki, efsanesi olan İlyada destanı…

Bu coğrafyada, yani Troia’nın coğrafyasında yaşayan bizler şu ünlü ve meşhur, bir o kadar da önemli İlyada destanı konusunda ne yapıyoruz? Cevabımız doğal olarak bir kocaman “hiç” tir.

Entelektüel katılımı yüksek bir toplantıda bu konuda itiraflar yaptık. Her 10 kişiden 9’u İlyada destanını okumamıştı. Pardon, okuyamamıştı…
Bende bu %90’ın arasındayım, okumak için başladığım her seferinde 15.sayfadan geri dönüyorum. Parça parça bakıyorum sonra, velhasıl itirafımdır; İlyada destanını en iyi Çeviri sayılan Azra Erhat ?A.Kadir’in Can yayınlarından çıkan kitabından bile okuyamıyorum. Birde bunun diğer çifti olan ve yine bir Homeros yazıcısının kitabı Odysseia vardır. Ona hele hiç başlayamadım.

Dünya bunu nasıl yapıyor. Araştırılmalıdır. Ama sanırım okunacak veya anlaşılacak hale getirildiğini muhtemel. M.Ö. 1250’lerde yaşanmış Troia Savaşının Homeros tarafından 400 yıl kadar sonra kaleme alınarak destanlaştırılması, şiirsel bir anlatıma sahip bu efsanenin okunması, özellikle bu haliyle okunması ve anlaşılması her babayiğidin harcı değildir. Dolayısıyla, bu destanı farklı ve ön açıcı metinlerle ifadelendirmek, başka araçlarla sinema, belgesel, animasyon filmleri, drama ve tiyatrolarla, müzikal gösterilerle, boyama kitaplarla ve çizili romanlarla vb şekilde ifadelendirmek gerek. Doğal olarak bunları da en yaygın bir şekilde toplumun tüm kesimlerine tanıtmak, vermek, bilgilendirmek gerek. Bu yapılabilecek en önemli “kültür” politikalarından birisidir.

Son bir ay içinde 2 şey beni umutlandırdı. Birisi iki uzmanın İlyada’daki çiçek ve ağaçlar ile ırmakları anlatan konferanslarıdır. Diğeri ise Troia festivalinde “Troyalı Kadınlar” adlı tiyatro oyunudur. Bunları gördükçe İlyada’yı daha iyi anlıyoruz.

Dünya bu Efsanenin peşinde, biz bu efsaneyi bilmekle daha fazla yükümlüyüz.