Baharın yaza döndüğü Mayıs ayında Kazdağları zirvesine çıkalım dedik. Yani denizden 1750 metrelere doğru yükselişe geçtik. Edremit körfezine indik, Küçükkuyu, Altınoluk, Akçay’ı geçtik, Zeytinli sapağından “Kazdağları Milli Parkı” tabelasını da görerek girdik tali yola. Güzelim zeytinli beldesinin içindeki Milli Park tanıtım merkezine girdik. Bazı broşür ve haritalarımızı aldık ve 5 km kadar orman yoluna devam ettik. Karşımıza Kazdağları Milli Parkı giriş kapısı çıktı. Görevli bizi durdurdu, alan kılavuzu almamız gerektiğini ifade etti. Biz mutlaka zirveye çıkacağız ya, bastırdık toplam 75 lirayı araç giriş ve alan kılavuz ücret makbuzumuz ve alan kılavuzu Hüseyin ağabeyimizi yanımıza alıp, daldık ormana.

Bizi önce zeytinlikler karşılamıştı. Denizden 160 metre yüksekliğe geldiğimizde bitkiler karaçama döndü. Yaklaşık denizden 500 metre yükseğe çıktığımızda kılavuzumuz bizim arabamızı sağdaki otoparka park etmemizi istedi. 10 dakika alışma molası vermemizi istedi. Tansiyon ve diğer rahatsızlık ve uyumsuzluk sorunları baş göstermesin istedi. Kazdağlarının güzelim suyundan içtik. Moladan sonra rehberimiz başladı anlatmaya, Kazdağlarının florası ve faunası, coğrafi yapılanması, yeraltı zenginlikleri, bin pınarlı suları, şelaleleri ve tabi ki mitolojisi, köyleri, insan yapısı, kültürü? Ben alan kılavuzluk hizmetinden memnun kaldım, verdiğimiz paraya helal olsun Hüseyin abi..

Alan kılavuzumuz Hüseyin ağabeyimiz 60’ına gelmek üzere. Bu dağlarda çok anısı var. 25 yıl avcılık yapmış. Her taşı, kayayı, patikayı, ağacı, suyu, ormanı çok iyi biliyor. Hepsinde bir anısı gizli. Yaz veya kış fark etmeden çıktığı avdan 15 gün sonra döndüğü anları hatırlıyor. Ama vicdanı kendisini geceleri rahat bırakmıyormuş. Çok cana kıydım diyor. 15 yıldır eline silah almıyormuş. Kendisini Kazdağlarının korunmasına adamış. Sıkı bir siyanürlü altın aramacılarına karşı duruşu var. Bir ağacın yaprağına bile zarar gelmesin istiyor. Bir zamanlar silahıyla kıyım yaptığı Kazdağlarının hayvanlarını rahatsız etmemek için fısıltıyla konuşuyor.

Yaklaşık 1.000 metrelerdeyiz. Bir mola daha verdik. Dağa her anlamda alıştık artık. Oksijen direk ciğerden kanımıza akıyor. Son metrelere doğru sürdük arabamızı, sağda solda piknikçiler var, ateşsiz piknik yapıyorlar. Soğuk kendini hissettiriyor yavaştan.

Birden 100 metre kadar önümüzden stabilize yola bir ceylan çıktı, sekerek endamlı bir şekilde karşı tarafa geçip ormanda kayboldu. İşte olan tam bu anlarda patladı. Bizim Hüseyin ağabeyimiz heyecanla zıplamaya başladı. Benzetmesi harikaydı. “Macar kızı gibi sekerek gidiyor.” Bir ceylan bu kadar iyi ifade edilebilir ancak; Macar Kızı?



Sarıkız Zirvesinde Mola

Zirvedeyiz, Sarıkız tepesine 500 metre mesafede aracımızı durdurduk. Yürüdük düz yolda. Sarıkızın zirvesindeki türbeye gidelim ve görelim istedik. 5-10 metre önümüzden giden Hüseyin ağabeyimiz, zirveye 30 metre kala hepimizi toprağa yapıştırırcasına sipere yatırdı. Biz bir şey anlamadık tabi ki. Yine avcılık refleksiyle ve doğayı çok iyi bildiğinden dolayı bizden çok önce bir şey keşfetmişti. Zirvenin öbür kenarında bir domuz ailesi otluyordu. Domuzlar iyi görüşe sahip değillermiş, ses ve koku algıları çok gelişkinmiş. Rüzgar ters olduğundan, Hüseyin ağabeyimiz de bizi gürültü yapmaktan alıkoyduğundan dolayı, domuz ailesine yaklaşabildik. 15-20 dakika seyrettik bu aileyi. 8 adet domuzdan oluşan bu aile hem zirvedeki taze otları, hem de topraktaki böcekleri yemekteydi. Hiç rahatsız etmedik onları.

Velhasıl, Sarıkız zirvesinden dileklerimizle bir taş aldık yanımıza, temiz havayı ciğerlerimize çekerek dönüşe geçtik. Kazdağlarına Mayıs ayında bile otomobille zirveye çıkmak mümkün, Haziranda, Temmuzda, Ağustosta hayli hayli mümkündür. Israrla öneriyorum?



Arkada Sarıkız, Veda Zamanı

Ancak; “Macar Kızı Gibi Seken” bir Kazdağları ceylanına rastlayabileceğinizi hiç sanmıyorum. Hüseyin ağabeyinin deyişiyle, milyonda bir rastlantıyı biz yaşadık. Aynı durum bir Domuz ailesi görme meselesi için de geçerlidir.