Son yılların en büyük kent yıkımlarının yaşandığı kentsel dönüşümler, neden kentlerin en riskli ve ilk çok katlı binalarının yapıldığı semtlerden değil de, yoksulların yaşadığı semtlerden başlar?

Yani; İstanbul’un ilk apartmanlarının olduğu Nişantaşı, Harbiye, Şişli dururken, Sulukule yerle bir edilir. Merkezde kalmış ve 30-40 yıllık apartmanlara sahip orta ve alt gelir grubunun yaşadığı mahalleler, kentsel dönüşümle çok katlı soylulaştırma semtlerine dönüşür.

Baştan söyleyelim, bunun adı “kentsel dönüşüm” değildir, “rantsal dönüşümdür” de ondan…

Ayrıca belirtmeliyiz ki, bu durum Avrupa ve diğer batılı kentlerde Türkiye’den önce başlatıldı. Bu meselenin özünde sandığımız gibi afet riski yer almaz, yani afete karşı riskli bina korkutması geniş halk kitlelerine damardan verilen bir uyutma ilacıdır. Esas mesele küresel sermayenin kendini döndürebilmesinin yeni aracı olarak yık, yap tekniğini kullanmasıdır. Ekonomik başarı olduğu kadar, sosya-kültürel açıdan da kent merkezinden alt ve orta gelir gruplarının kovulması girişimi başarılı olmuşa benzer.

Çanakkale’deki romanların çoğunluklu yaşadığı Fevzipaşa Mahallesi’nin yıkılıp yapılması isteklerinin altında, gizli olarak soylulaştırma özlemleri yer alır. Kentin merkezinde, peyzajı ve manzarası güzel, her yere ulaşılabilir konumdaki bu bölgenin, alt gruptan insanlar tarafından kullanılıyor olması, bazılarını hoşnut etmiyor. Reva görülen onlara yeni garaj civarına taşıyıp kentin çay mahallesini mutena bir semt haline getirmek istekleri dalga dalga kabarıyor. Ayrıca “buralardaki binalarda büyük paralar ve rantlar getirir” yönünde sulanmalar da ortamı göle çevirmiştir.

Öbür yandan, önce AKP’li merkezi hükümetin yerel birimleri tarafından göze kestirilen, sonra “ben senden daha güzelini yaparım” diyerek işe koyulan CHP’li yerel yönetim tarafından başlatılan, sosyal konutlar kentsel dönüşüm alanı, yeterli incelenme yapılmadan karar verilen bir vakadır. Belirtmeliyiz ki, sosyal konutlar orta ve alt gelir grubundan emekli memur ve işçilerin çoğunlukla oturduğu bir semttir. Dedik ya, ilk girişim bir ihtiyaçtan değil, iki rakip partinin ben önce yaparım kapışması ve körüklemesiyle başladı. Belediye meclisi kararıyla imar planlarında emsal ve kat sayıları 3 misli yükseldi. Bu kentsel dönüşüm kararlarının, katılımcılık giydirilmesi işlemi ise mimari proje yarışması süreciyle gerçekleştirilir. Nitekim, kente duyarlı benim gibi bir çok kişi bütün kararların verilip, oyunun kurallarının tayin edildiği yarışma sürecinde meseleyi duyduk.

Süreç projeden uygulamaya doğru evrilir halde… Peki neden bu bölge? Söylenen “afet riski yüksek alan” olduğu yönünde… Bildiğimiz kadarıyla bu alan 1980’li yılların ortalarında yapılaşması oluşmuş bir bölge. Halbuki bu kentin 1960 ve 1970’lerde oluşumunu tamamlamış bir kordon boyu ile hastane bayırı mevkii vardır ki, bu alanlar betonarme çok katlı binalarının risk taşıması itibariyle çok daha nafiledir. Ancak o alanlarda kentin orta ve yüksek gelir grubundan kesimleri oturur.

Kentsel yenileme adıyla bize sunulan, sosyal konutlar alanındaki kentsel dönüşüm projelerinin, rantsal dönüşüm projesi olmadığını anlamanın yöntemi, bu tür uygulamaların kordondan başlamasıyla mümkün olacaktır.

İşte bu durumda bir defa daha bakarız, bu işlerin kentsel yenileme mi, kentsel dönüşüm mü, yoksa rantsal dönüşüm mü olduğuna….