Normal Ve Anormal
Öncelikle belirtelim ki, kentler tıpkı canlı organizmalar gibidir. Zamana bağlı olarak değişir ve dönüşürler. Öbür yandan kentler, bir tarafından yaptığınız müdahaleye mutlaka yanıt verirler. Dolayısıyla kentlerde gelişme için müdahale ve değişim/dönüşüm yapmak normaldir.
Bu yazıda biz anormal olanı ortaya çıkartmaya çalışacağız. Yani; kentlerin gelişmesi, insan temelli değişimi ve daha iyi bir gelecek için dönüşümü için değil, bir başka amaç için yapılan ve adına kentsel dönüşüm denen anormalliklerden bahsedeceğiz.

Ölçek
Mesele, yerel uygulamaların, ulusal politikalarla ve küresel sermaye öncülüğünde olmasıdır. Dolayısıyla mesele, küresel-ulusal-yerel olmak üzere her boyutu bağlayan bir ölçek içerir. Bugün kentsel dönüşümün bir kaç aileyi etkileyen boyutuna, yani apartman halini görebildiğimiz gibi, ulusal politikalarla bir kentin şirazesini yerinde edebilecek yapılaşmaları, hatta küresel dünya sermayesinin finans merkez ilanı ile gökdelenleşip cam fanuslarla örtüldüğü, AVM’ler ile meşrulaşmayı sağladığı ulusötesi uygulamaları da görmek mümkündür.

Soylulaştırma
Türkiye’deki uygulamalar kadar, dünya kentlerindeki uygulamaları da incelediğimizde kentsel dönüşümün yapılmasının birinci gerekçesi, kent merkezinden yoksul insanların kent çeperine atılması uygulamalarını görüyoruz. İngilizce “gentrification” kelimesinin karşılığı olan ve Türkçede mutenalaştırma, seçkinleştirme, burjuvalaştırma, nezihleştirme, kibarlaştırma, centrifikasyon, jantileşme gibi anlamları olan, ama en fazla “soylulaştırma” olarak bilinen uygulamalar zengin yaşamlara sahip insanların kent merkezlerinde yaşayan yoksul kentlileri mekanlarından edip, yerleşmeleri anlamına geliyor.

Sulukule
Bunun Türkiye’deki en çarpıcı örneği, İstanbul Sulukule’sindeki roman vatandaşların Fatih Belediyesi eliyle yerlerinden edilip, semti mutenalaştırarak, zengin soyluların merkeze yerleştirilmesi uygulamasıdır. Çok hazin ve dramatik olaylarla dolu bu süreci Türkiyeliler kadar tüm Dünya kamuoyu da izledi ve tanık oldu.

Marsilya
Bir başka proje dolayısıyla gittiğim, Fransa’nın 2. büyük kenti olan Marsilya’da, tanık olduğum bir başka örnek de aynı sonuçları yaratıyordu. Marsilya uluslararası göç alan bir kent. Kuzey Afrika başta olmak üzere Ortadoğu ve uzak doğudan gelen insanlar kentin terk edilmiş mahallelerine yerleşir ve kendi gettosunu kurar. Dolayısıyla kentin merkezinde var olmaya, görülmeye başlarlar. 10’larca yıldır süren bu yaşam biçiminin, yerel ve merkezi iktidarın el ele vererek sona erdirilmesi projelerine tanık oldum. Görüştüğümüz bir kent plancı / mimar grubu devletten paralar alarak, bu yoksul gettolarının ortadan kaldırılması, kentin çeperine sürülmesi ve merkezin de soylulaştırılması projelerini hazırlıyorlardı. Fakat ilginçtir, para için yaptıkları bu projelere inanmıyorlar ve vicdanlarının rahatsızlığını ifade ediyorlar.

Sosyal Konutlar
Kentsel dönüşüme bir de yerel örnek verelim. Çanakkale’nin 1980’li yıllarda başlayan kent içi kooperatifçilik örneklerinde birisi olan “sosyal konutlar” bölgesi, orta ve alt gelir grubundan memur ve işçilerin maaşlarının bir kısmını ödeyerek edindikleri bir alandır. Önce AKP’li merkezi hükümetin yerel birimleri tarafından göze kestirilen, sonra “ben senden daha güzelini yaparım” diyerek işe koyulan CHP’li yerel yönetim tarafından başlatılan, sosyal konutlar kentsel dönüşüm (yenileme diye ısrar ediyorlar) alanı, yeterli incelenme yapılmadan karar verilen bir vakadır. Dedik ya, ilk girişim bir ihtiyaçtan değil, iki rakip partinin ben önce yaparım kapışması ve körüklemesiyle başladı. Belediye meclisi kararıyla imar planlarında emsal ve kat sayıları 3 misli yükseldi. Bu kentsel dönüşüm kararlarının, katılımcılık giydirilmesi işlemi ise mimari proje yarışması süreciyle gerçekleştirilir. Nitekim, kente duyarlı bir çok kişi, bütün kararların verilip, oyunun kurallarının tayin edildiği yarışma sürecinde meseleyi duydu. Yarışma bitti ve her şeyi 3 kat artıran proje seçildi. Bina yükseklikleri ve yapılaşma alanları 3 kat artmakla kalmadı, yapı fiyatları da en az 3 kat arttı. Tabii ki, site giderleri için ödenecek aidatlarda 3 kat artacaktır. Sonuçta uygulama sonrası, bu bölgede oturan orta ve alt gelir grubundaki emekliler bölgeyi terk edecektir. En önemlisi de birbiriyle yan yana duran ve merhabalaşan bu insanlar azınlıkta kalacaktır. Aynı alandaki nüfus 3 misli artınca, yeni gelen çoğunluk soylular, bu azınlık yoksulları istemeyecekler ve kültürel dışlanma süreciyle soylulaşma gerçekleşecektir.
Çanakkale’nin dillerden düşmeyen bir başka kentsel dönüşüm alanı ise romanların yaşadığı Çay mahallesinin bir bölümüdür. Tıpkı Sulukule’deki gibi, önce kentin dışına (yeni otogar civarına)almayı, mevcut bölgeyi yıkarak soylulara satmayı, sonra da bu insanları geri getirerek soylularla birlikte yaşamasını öneren projeler daha sık dile gelmeye başladı. Biliyoruz ki, Sulukule’nin hiçbir yerlisi eski yerlerinde yaşama şansı bulamadı. Peki Çanakkale’nin Çay Mahallesindeki kentliler bulacak mıdır?

Sosyal Kültürel Ekonomik
Örneklerde de görüldüğü gibi, meselenin bir boyutu derin sosyal – kültürel çelişkilerin çözülmesi üzerinden yönlendirilmektedir. Bir başka boyut ise ekonomik çelişkilerin ortaya koyduğu projelerle yönlendirilmektedir.
Biliyoruz ki, artık kentler insan yaşamının mutlu ortamları değil, alınıp satılan birer metaya dönüşmüştür. Kentler artık finans kapitalin en fazla haksız kazanç kapısı haline dönüşen araçlarıdır. Bütün Dünya bunu keşfettiği gibi, Türkiye ve Çanakkale’de ki finans çevreleri de bunun keşfini yapmıştır. Dolayısıyla organize rant çevreleri, kentlerin arsalarını sipeküle ederek, binaların inşaat alanlarını arttırarak sürdürdükleri bu düzeni yetersiz bulmaktadırlar. Dolayısıyla birden çok yapıyı, bir adayı, bir mahalleyi, bir kent parçasını külliyen kentsel dönüşüm eliyle “Rantsal Dönüşüm” haline getirmektedirler. Böylece daha fazla kazanmaktadırlar ve Dünya küresel kent rantı finans sistemine entegrasyonunu sağlamaktadırlar.

Yasal Ve Hukuki Değişimler
1980’lerde başlayıp, son 10 yılda müthiş ivmelerle artış gösteren bu tür organize rant eylemleri, bir çok yasal ve hukuki dönüşümü de getirmiştir. Biz teknik elemanlar yasal değişiklikleri takip etmek ve hukuksal kararları okumaktan yorulduk. Bu değişime bir örnek verelim; önceleri bir yapının yıkılması veya dönüşmesi için bütün hissedarların olurunun alınması ön koşuldu. Sonra bunu hissedarların %50’sinin olur vermesi yeterlidir denildi, en son ise sadece bir hissedarın talep etmesi yeterli görüldü. Tüm bu yasal ve hukuksal değişikliklerin hedefi, kentsel dönüşümün rantsal dönüşüme hizmet etmesi için bütün engellerin bertaraf edilmesi olduğunu biliyoruz.
Şu günlerde çok daha büyük bir yasal ve hukuksal operasyon ile rantı açığa çıkartmanın hazırlığı yapılıyor. Bu doğrultuda torba yasalar hazırlanıyor. Biraz aralayarak açıklamaya çalışalım. Kentsel Dönüşüm alanlarında yapılan plan tadilatları sonucu ortaya çıkan ilave kent rantının %40’ına merkezi hükümet ortak oluyor. Yapı sahibi bunu plan askıdan indiğinde ödemek zorunda. Zaten yoksul olan yapı sahiplerinin bu meblağı ödemesi pek mümkün gözükmüyor. Bu durumunda devletimiz mal sahibinin tapusuna ilgili sanal rant artışı oranında hissedar oluyor. Velhasıl özel mülkün kutsallığı ve güvencesi filan ortadan kalkıyor. Belediye meclislerinde alınan bir karar sonucu tapunuza sanal bir rant artışı dolayısıyla ortak olunuyor.
Ama bundan sonrası da var. Düşünün ki bu uygulamayı 10 imar adasını kapsayan bir mahallede yaptılar. Devlet elde ettiği tapu hisselerini bir müteahhide satabilecektir. Dolayısıyla tüm mahallenin hissedarı bir müteahhit olabilecektir. Mahallenin büyük hissedarı müteahhit, sizin olurunuz olmadan ve ruhunuz bile duymadan tüm bu bölgeyi yıkmaya başlayacaktır. İşte kentsel dönüşümün ölçeği ve özendirilmesi için yaratılan yasal ve hukuki değişiklikler bu boyutta sürdürülüyor.
Bir şeyi daha vurgulayalım, devletimiz tüm bu işlemleri yaparken zorlanacağını düşündüğü müteahhitlere konut başı hibe para ve faizsiz kredi vermeye başlayacakmış.
Soru net; tüm bu sistemin içinde insan nerede durmaktadır? Ya yaşanılabilir kentler nasıl olacaktır?

“Bu yazı Çanakkale Barosunun 2015/14. sayılı dergisinde yayınlanmıştır.”