Kırklareli’ndeyiz. Türkiye Tarihi Evleri Koruma Derneği’nin her yıl düzenlediği “Türkevi” haftası dolayısıyla… Ben bilmezdim, Kırklareli’nin eski adının Kırklarmanastırı olduğunu, öğrendik.

Birkaç gitmişliğim vardır Kırklareli’ne, bu gidişimde etraflıca gezme ve inceleme olanağı buldum. Kırklareli ilini 3’e ayırmak lazım, birincisi kentin kendisi, ikincisi zenginliklerin ekonomiye yansıdığı ova bölümleri, üçüncüsü ise Karadeniz kıyılarındaki ormanlık alanlar…

Çanakkale’den yola çıktık, Trakya’yı Güney Kuzey aksından bölüp, görmediğim yollardan geçip gitmeyi deneyecektim. Trakya’nın tam ortasında bir köy tarif etti, Malkaralı dostum İbrahim Şişmanlar; Büyük Mandıra köyü. Bu Trakya köyleri bir alem zaten, bunun adı köy ya, bizde öyle sandık. 20 civarında piliç ve et lokantasının olduğu köy olur mu? İnanmazsanız siz de gidin ve görün. Görmekle kalmayın, oturun bir lokantanın yeşillikli bahçesine, yarım piliç yiyin, Trakya yoğurdunu da ihmal etmeyin hani.

Armutveren Köyü Evleri

Hamdibey Köyü Evleri

Kırklareli’ndeyiz, kentin merkezindeki arasta, hamam ve cami külliyesi tarihi merkez olduğunu bize söylüyor. Kırklareli kentinin bir özelliği de çay bahçeleri. Denizi veya kıyısı olmayan kentlerin özellikleridir, Çay Bahçeleri. Sohbetlerin, demli çayların ve çekirdek çıtlatmalarının, etrafa boş bakmanın, gülümseyerek selamlaşmaların mekanları. Bir taraftan merkez ve civarı, diğer taraftan istasyon yolu ve civarı Çay Bahçeleriyle dolu.

Ama bizim derdimiz, kentin tarihi konut alanlarını bulmak, gezmek ve incelemek. Kulağımıza çalınmıştı; Yayla Mahallesi diye bir yer. Bir kenti tanımanın iki yolu vardır; birincisi yürüyerek gezmek, ikincisi kaybolarak gezmek. Bir mahallenin adı yayla ise, sanırım yükseklerde bir yerdedir diye, kentin tek yükseltili alanına doğru tırmanıyoruz.

Tarihi kent dokusu kendisini göstermeye başladı. Karakterli konut mimarisi, metruk ama güvenli halleriyle dimdik duruşlu evler. Eklektik mimari baskın. Malzeme karışık, mimari karakteri belirgin, mimari öğeleri estetik olan evler.

Kırklareli Evleri

Yayla mahallesinin meydanı geniş bir alan, ağaçlık oturma bölümleri buluyor. Meydana açılan bir bölgede yakın zamanda yanıp terk edilmiş bir heybetli yapı bulunuyor. Baktığımızda önemli bir okul yapısı olduğu anlaşılıyor. Eğitim yapılan bir manastır olduğu, daha sonra klasik okul olarak kullanıldığı ve birkaç yıl önce yandığı ve harap olup terk edildiği belirtiliyor.

Biz yapıyı incelerken, yanımıza iriyarı bir bey yanaştı. Uykudan yeni kalkmış, kısa pantolon askılı atlet, ev haliyle. Birkaç metreden alkolün kokusu gelmeye başlıyor. Alışmamız lazım, bu kent alkolün en fazla tüketildiği kentlerin başında geliyor. Bizim yabancı olduğumuzu öğrendi, sandı ki yetkiliyiz de, koruma mağduru olduğunu anladığımız bu arkadaş gittikçe yaklaşarak şiddet yanlısı hakaretlerini salvolamaya başladı. Mahalle arkadaşları geldi de biz de aradan sıyrılıverdik. Meğer arkadaş evini müteahhitte vermek istiyormuş, ama sit alanı dolayısıyla kısıtlı imar hakkı kazancını yarılamış, filan, falan… Ben bunlara alışıktım, bir zamanların Çanakkale’sinde de rantiye kesimi bu tür yöntemlere başvurmuştu. Ama Kırklareli’nde sopa yemeğe ramak kala yayla mahallesi gezimizi sonlandırdık.

Kırklareli Evleri

Akabinde yapılan etkinliklerde, genel tarihi ev probleminden, Kırklareli koruma ve yaşatma problemlerine kadar bir tam gün değerli fikirler ortaya çıkarttık. Benim görevim, Çanakkale örneğinden hareketle bir kent nasıl korunmalı üzerine konuşmaktı. Tabii ki, sivillik ve ortaklık temelli bir model örneğinin altını çizdim. Gün sonunda Dernek genel başkanımız Prof. Dr. Cengiz Eruzun, Meslektaşım Oktay Ekinci ve ben oturduk bir çay bahçesine güzel bir Sonuç Bildirgesi hazırladık.

Ertesi gün, Eski Istranca, yeni adıyla Yıldız dağları eteklerindeki köyleri ziyaret ettik, baharın güzelliklerini bu güzel köylerin mimari dokusuyla bütünleşmiş sohbetlerle süsledik. Meşhur ormanlar, longozlar-lagünler gördük ve İğne Ada’dan deniz ve sahile attık kendimizi.

Longoz Ormanları

Memleketin her tarafı bir başka güzel ya, Kırklareli de bir başka güzel…