Köy Enstitülü Ulu Çınarlardan Bir Mücadele İnsanı: Hamdi Derya

Saim Ertün
07/03/2019

Hamdi Derya(Köy Enstitüleri Anısına)
Köy Enstitülü Ulu Çınarlardan
Bir Mücadele İnsanı
Hamdi Derya

Romanya’nın Pazarcık kasabasına bağlı Mumcuk köyünde doğmuştu. Şimdi bu topraklar Bulgaristan sınırları içerisindedir. Çiftçilik yapmakta olan bir ailenin çocuğuydu ve anasının söylediğine göre doğumu bir harman zamanı olmuştu. Babasının söylediğine göre de doğduğu yıl 1930 yılıydı. Mumcuk köyünde ailesinin mutlu bir yaşamı varken, durum zaman içerisinde değişmeye ve köyde yaşayan Türkler baskı görmeye başlamıştı. Köylerine atanan Bulgar öğretmenin köylüye hakaretler etmesi, hatta tokat-dayak atmaya başlamasıyla köy halkının huzursuzluğu, hoşnutsuzluğu giderek artmıştı. Mumcuk köyünün neredeyse tamamı Türklerden oluşuyor ve köyde sadece bir Bulgar aile bulunuyordu. Hiç kimsenin bu aileye karşı olumsuz bir davranışı yoktu. 19. yüzyıldan beri Bulgarlar, Rusların da yardımıyla bu topraklardan Türkleri atma, buraları slavlaştırma politikalarını planlı bir şekilde sürdürüyorlardı. Bulgar öğretmenin köylüye yaptığı olumsuz davranışların temelinde bu politikalar yatıyordu. Bu coğrafyada yaşamak Türkler için her geçen gün çekilmez bir hal almıştı.

Ailenin büyükleri, babası ve evli iki kardeşi durumu değerlendirip, konuşarak Türkiye’ye göç etmeye karar verirler. Bunun için gerekli resmi işlemler ve hazırlıklar tamamlanınca, yanlarında götürebilecekleri eşyalarıyla bindikleri gemiyle Çanakkale – Eceabat (o zamanki adı Maydos) ilçesine çıkıyorlar. Anavatana ayak bastıkları tarih 1935 tir. Romanya’da bıraktıkları halen akıllarından çıkmamıştır. Evlerini, tarlalarını düşünüyorlar. Geride bıraktıkları evlerinde artık Bulgar bir aile oturmaktadır.

Maydos’ta kendilerine bir miktar arazi verilir, ancak; arazinin çiftçiliğe uygun olmadığını düşünen aile yeni arayışlar içerisine girer. Oradan Gelibolu’ya geçen bu göçmen grubu bir süre de burada kalır. Orada da aradıklarını bulamayınca kendi olanakları ile Keşan’a doğru yola çıkılıyor. Şimdi olduğu gibi motorlu araçlar olmadığından hayvanlarla çekilen arabalarla zorlu bir yolculuk sonrası Keşan’a ulaşabiliyorlar. Hamdi’nin bu göç yolculuğundan aklında kalan Koru dağlarını aşarken anasıyla birlikte arabadan düşmeleri ve yaralanmalarıdır. Daha beş yaşında bir çocuktur. Yaşam onları en zor yüzüyle karşı karşıya getirmiştir. Keşan’da bir ay kadar kaldıktan sonra Muratlı’ya oradan da Çorlu’ya geçiliyor. İlçe Kaymakamlığınca barınmaları için kendilerine eski ve yıkık bir değirmen gösteriliyor. O yıllarda ülkemiz fakir, tarımsal üretimi yetersizdir. Gelen göçmenlerin işini bilen, işini iyi yapan insanlar olduğunu devleti yönetenler bilmektedirler. Kendilerine bazı yerler gösterilse de gösterilen yerleri beğenmezler. Bunun üzerine Çorlu Kaymakamı “Atlarınıza binin, çevreyi gezin, beğendiğiniz bir yer olursa sizin için orada bir köy kuralım” der. Trakya topraklarının o yıllarda önemli bir kısmı boş ve sahipsiz, yaşanan savaşlar nedeniyle terk edilmiş durumdadır. Babası ve amcası ve ileri gelenler bugünkü Türkgücü köyünün yerinde karar kılarak durumu kaymakama bildirirler. Köyün projesi hazırlanınca işe koyulurlar. Hamdi’nin ailesi böylece köyün ilk kurucuları arasında yer almış olur. O yılların iskân politikası çerçevesinde devlet göçmenlere ev yapabilmeleri için kereste, kiremit ve oluklu saç gibi malzeme yardımı da yapar. Kendileri de gerekli olan kerpiçleri kesip hazırlayarak evlerini kurarlar. Yeni kurulmakta olan köylerinin düzenli ve planlı olmasına özen gösterilir. Kurulan köyün kare planlı bir yapısı, her ailenin bir dönüm arsası vardır. Bu yerleşim yeri (Türkgücü Köyü) havadan bakıldığında bir dama tahtasına benzemektedir. Ortada köy meydanı yer alır. Bu meydanda okul, cami ve köy kahvehanesi vardır. Zaman içerisinde bu köye yerleşenlerin sayısı beş yüze ulaşacaktır. Kurulduğunda Çorlu’ya 7 km. uzaklıkta olan Türkgücü köyü bugün şehrin bir mahallesi durumundadır.

Köyde, 1939 yılında eğitmen atanması ile ilkokul açılır ve Hamdi Derya 1940 yılında ilkokula başlar. Sonraki yıllarda okula yeni, başka öğretmenler de atanmıştır. 3. 4. 5. sınıf öğretmeni sertliği ile bilinen bir bayan öğretmendir. 1945 yılında ilkokuldan mezun olur. Bu arada okula misafir gibi gelen ve asıl görevleri Kepirtepe Köy Enstitüsü’ne öğrenci seçimi yapmak olan iki öğretmen kendileri ile görüşür, bazı sorular sorarlar ve bilgi alırlar. Daha sonra sınava girmek üzere kendilerine çağrı gönderilir. Çağrı geldiğinden tarlada bostan bekçiliği yapmakta olduğundan, annesi ile babasının da okula devamını istemedikleri için kendisine haber verilmez. Evin tek erkek çocuğudur. Anne ve babası “Sen de gidersen yaşlılığımızda bize kim bakacak” diyerek çocuklarının yanlarından uzak olmasını istemezler. Çağrı haberi geldiğini bostanın yakınlarına hayvan otlatmaya gelen çocuklardan öğrenir. Bostanı onlara emanet ederek Çorlu’ya gitmek üzere 7 km’lik yolu yalınayak yürüyerek sınav yapılacak okulu bulur. Koşarak okul bahçesine girdiğinde orta yaşlı temiz giyimli üç kişi ile karşılaşır. Ne için geldiği sorulduğunda sınava geldiğini söyler. İçlerinden biri sınavın yapıldığını, şu an bittiğini ve geç kaldığını söyleyince, şaşkınlıkla tarladan geldiğini çağrı haberini geç aldığını, koşarak geldiğini anlatması, diğerinin “Haydi bunu da imtihan edelim” demesi üzerine kendisini sınava alırlar, sınavı kazanır ve Kepirtepe Köy Enstitüsünde öğrenci olmaya hak kazanır. (İşin garip olan tarafı eğitimini tamamladıktan ve aradan geçen yıllar sonrasında bu okulda okul müdürü olarak görev yapacaktır.)

Sınava girişinden anne ve babasının haberi olmamıştır. Bir süre sonra okula kayıt için velileri ile birlikte ilçede olmaları istenince babası “İlçeye de gitmem, bu iş için imza da atmam” şeklinde hareket tarzını belirler. Kendisine kefil olacak birisini bulamaz. Çaresizlik içerisinde kıvranırken kendisi ile benzer durumda olan bir kişi ile karşılaşır ve noterlikte düzenlenen kefalet senedi için birbirlerine kefil olarak okula kayıt yaptırırlar. Okul açıldığında amcasının tahta asker bavuluna birkaç parça eşya koyarak köylüsü olan bir arkadaşının babası tarafından Kepirtepe’ye götürürler ve öğrencilik hayatları başlar.

Köy Enstitülerine seçilen öğrencilerin bazıları bir yıl hazırlık sınıfı okurlar. Hamdi yapılan sınavda başarılı görüldüğü için hazırlık sınıfını atlayarak doğrudan eğitime başlar. Köy Enstitülerinde programı gereği %50 genel kültür, %25 sanat, %25 tarım dersleri vardı. Öğrenciler okula ait bina ve tesisleri kendileri yapıyor, okula ait arazileri kendileri işliyordu. Eğitim, iş temelli olarak sürdürülüyordu. Hamdi Derya marangozluk bölümünü seçmişti. Çalışıyor, yapıyor ve öğreniyorlardı. Temeli iş içinde öğrenme olan yöntem başarı ile uygulanıyordu. Bu sistem bir yerlerden devşirilmiş, kopya edilmiş, Türkiye’nin gerçeklerine yabancı eğitimcilerce hazırlanmış değil, çok özgün ve toplum gerçeklerine uygun milli bir eğitim sistemiydi. Fikir ve programı İsmail Hakkı Tonguç’a aitti. Tonguç’ta Hamdi Derya ile aynı topraklardan yetişmiş, ülkesini karanlıklardan aydınlığa çıkarma mücadelesinin başkahramanıydı.

Hamdi Derya

Köy Enstitüleri, sonraki yıllarda bazı ülkelerce örnek alınmış bir uygulamaydı. Okulda eğitim kesintisiz on iki ay devam ediyordu. Yaz tatilinin 20 günlük bir süresi vardı. Öğrenciler sıra ile tatile çıkarlardı. Hamdi Derya anılarında okulunda çok değerli öğretmen ve yöneticileri olduğunu söylemektedir. Bunların içinde Prof. Cahit Orhan Tütengil de vardır. Hepsine karşı sonsuz hürmet saygı ve minnet duymaktadır. Adının anlamı “şükreden” di. Onlara olan şükran borcunu hiç unutmadı.

O yıllarda ülkemizin nüfusu 16 milyondur. %20’si kasaba ve şehirlerde, %80 i köylerde yaşamaktadır ve köy nüfusumuzun %89’u okuryazar değildir. Köy Enstitüleri özellikle köylümüzün üzerine çökmüş olan karanlığı aydınlığa çevirmek amacıyla kurulmuştu. Kalkınma ve aydınlanma köylüden başlamalıydı. Bu işi gerçekleştirecek kişiler de köylünün içinden çıkmalı, çağdaş ve aydın kişiler olarak yetişmeli, içinden çıktığı toplumu dışlamadan, öz değerlerine yabancılaşmadan, onların sorunlarını çözmede, onlara rehberlik ve liderlik yapmalıydı. Köy Enstitülerinden yetişecek kişiler köyde sadece öğretmen değil, köylünün ihtiyaç duyacağı her konuda onlara doğru ve aydınlık yolu gösterecek önderler olacaktı. (Örnek bir çiftçi, sağlıkçı, ziraatçı, marangoz, demirci, arıcı, kooperatifçi…)

İşte Hamdi Derya bu inanç içerisinde 1945 yılında girdiği okulunu 1950 yılında bitirmiş ve 1950-1951 öğretim yılında Çanakkale İline atanmıştır. İlk görev yeri Bayramiç ilçesinin Kurşunlu köyüdür. Atandığı günlerde ülkemizde bir seçim olayı yaşanmaktadır. Görev yapacağı köyde, seçimde sandık başkanı olarak görevlendirilir. Sonraki günlerde, seçim bittiği halde halen köyde olması bazı kişilerin dikkatini çekmiştir. Bir yaşlının “Niçin hala buradasın” sorusuna “Ben bu köye öğretmen olarak geldim” şeklinde cevap vermesi üzerine yaşlı köylü “Eyvah başımıza gelenler, sen daha çocuksun, öğretmen olamazsın, çocuklar okula giderse keçileri kim güder” şeklinde tepki gösterir. (Hamdi Derya yaşından genç görünümlü bir kişidir.) Yaşlı köylü onu bir çocuk olarak görmüş, onun öğretmen olabileceğine inanmamıştır. Köye başka köylerden gelmiş, ağaç kesip, biçme işleri yapan birisi “Ben şimdi anlarım” diyerek ona matematik problemleri sorar. Problemlerin doğru çözümlerini gördükten sonra “Mektepli gibi yapmış ama doğru” diyerek öğretmen olduğunu onaylar. Böylece köylülerin tereddütleri ortadan kalkmıştır ama Hamdi Derya minyon tipiyle genç ve çocuksu görünümüyle köylüleri ikna etmede bir hayli sıkıntı yaşar.

Hamdi Derya
İlk atandığı köyde

Okullar açıldıktan sonra da öğrencilerin devamsızlıkları nedeniyle sıkıntılar yaşanır. Bir yıl sonra Kaymakamlık onayı ile Bayramiç – Yeniköy’e atanır. Bu köyde evlenir. İki oğlu bu köyde dünyaya gelir. Üç yıl bu köyde görev yapar. Terfi edeceği yıl teftiş olması gerekirken Müfettiş, okulların yaz tatiline gireceği son gün çıkıp gelir. Öğrencilere bazı sorular sorarak öğretmen Hamdi Derya’ya “Sen bunları iyi öğretememişsin, aldığın maaş haram olsun” demesi ile o da kendisine “Senin de aldığın yolluk haram olsun” şeklinde karşılık vermesi üzerine amirine karşı gelmekten hakkında soruşturma açar. Savunmasında müfettişin teftiş için uygun zamanda gelmediğini, geldiğinde de kendisine hakaret ettiğini belirterek şikâyette bulunur. Bu arada Müfettiş, ilçede görev yapan ve evlenecek olan bir öğretmene hediye almak üzere ilçede görevli tüm öğretmenlerin maaşından para kestirmiştir. Hamdi Derya maaşından yapılan bu kesintiyi öğrendikten sonra ilçeye giderek Memurlar Derneğinde Kaymakam, Savcı, Jandarma komutanı ile kâğıt oynamakta olan Müfettiş Niyazi Bey’den kesilen paraları ister. Müfettiş kendisinden kesilen miktarı cebinden çıkararak üzerine doğru atar, paralar yere saçılmıştır. Onları toplayıp masasına koyarak “Sadece benden kesilen değil tüm öğretmenlerden kesilenleri istiyorum” deyince ortam gerginleşir. Kaymakam duruma müdahale ederek dışarıya çıkmasını söyler. Bir süre sonra Müfettiş Niyazi Bey kendisini çağırtarak “İkimiz bu ilçeye fazla geliyoruz, birimizin gitmesi gerekiyor. Ben buralıyım, sen gideceksin” demesi üzerine en az üç öğretmeni olan başka bir ilçenin okuluna verilmesi durumunda bunu kabul edebileceğini belirtmesi üzerine, Gelibolu’nun Yeniköy İlkokuluna atanır.

Göreve başladığının ilk haftasında Müfettiş Ethem Bey gelir. Kendisinden Niyazi Beyin hakkında öğretmenlik yapamayacağı yönünde rapor verdiğini öğrenir. İstifa etmek ister ancak Ethem Bey’in gösterdiği anlayış ve ısrar üzerine görevine devam eder. Yeni atanmış olduğu bu köyde Pomakça konuşulmaktadır. Çocuklar okul yaşına gelene kadar Türkçe konuşamamaktadırlar. Eğitim oldukça güç şartlar altında sürdürülür. Burada dört yıl görev yaptıktan sonra kendi isteği üzerine Tekirdağ – Çorlu İlçesine atanır. Çorlu Karamehmet Köyünde bir yıl görev yaptıktan sonra askerlik görevi için ayrılır. Yedek subay olarak askerlik görevini Sivas’ta yapar. Burada bir çocuğu daha olur, kızı Müjgân dünyaya gelir. Askerlik dönüşü Çerkezköy’ün Uzunhacı Köyü’ne verilir.

Hamdi Derya
Yedeksubay Hamdi Derya

Burada görev yaparken 1960 ihtilali olur. Yaz aylarında köy muhtarlığı da yapar. Ardından kendi köyü olan Çorlu’nun Türkgücü köyüne öğretmen olarak atanır. Burada görev yaptığı süre içerisinde İstanbul Çapa Yüksek Öğretmen Okulunun Muavin öğretmenlik bölümüne devam ederek buradan mezun olur. Yan dalı resimdir. Ortaokullarda öğretmenlik yapma hakkı kazanır ama ataması gerçekleşmez. Köyünde dört yıl görev yapar, bu arada dördüncü çocuğu dünyaya gelir, sonra Çorlu merkez Mehmetçik İlkokuluna atanır. Burası Kepirtepe Köy Enstitüsü sınavlarına girdiği okuldur.

Hamdi Derya
Öğretmen Hamdi Derya

Burada görev yaparken yine Çapa’da açılan Pedagoji Bölümüne devam eder, mezun olmasına rağmen tekrar ataması yapılmaz. Beş yıl bu okulda görev yaparken bu süre içerisinde dernek ve sendika başkanlıkları da yapar. Bu nedenle başı dertten kurtulmaz. Bu yıllar öğretmen sendikalarının kurulduğu ve güçlendiği bir dönemdir. TÖS (Türkiye Öğretmenler Sendikası) en çok üyeye sahip ve en güçlü sendikadır. Sendikanın başında Genel Başkan olarak Fakir Baykurt vardır. Hamdi Derya’nın sendikal faaliyetler nedeniyle kendisi ile yakın ilişkileri vardır.

Çorlu’da öğretmenliğe devam ederken Çorlu İlköğretim Müdürü emekli olur. Yerine yeni bir müdür ataması yapılacaktır. Bu görev için birkaç adayla birlikte Hamdi Derya da başvuruda bulunur. Bir süre sonra atama kararnamesi gelir.

Hamdi Derya
Çorlu İlköğretim Müdürü Hamdi Derya

Tekirdağ Milli Eğitim Müdürü Sabahattin Avcıoğlu görev emrini tebliğ etmek üzere Çorlu’ya geldiğinde İlköğretim Müdürü koltuğuna oturarak, hazır bulunan okul müdürlerine bu atamaya itirazları olup olmadığını sorar, bir itiraz olmaması üzerine zarfı açarak imza karşılığı gerekli tebligatı yapar. İmza seremonisinden sora Hamdi Derya Milli Eğitim Müdürüne “Şimdi İlköğretim Müdürü ben miyim?” diye sorar. “Evet” cevabı alınca “O zaman koltuğumdan kalkın, ben oturacağım” der. Bu durum odada soğuk bir duş etkisi yapar. Milli Eğitim Müdürü kalkarak koltuğu sahibine teslim eder. Milli Eğitim Müdürü oradan ayrılmadan telefon çalar ve İl Milli Eğitim Müdürü telefona istenir. Telefondaki ses atama emrinin tebliğ edilmemesini istemektedir. Milli Eğitim Müdürü tebliğ ettim şeklinde cevap verir. Belli ki bazı çevrelerden bu atamaya itirazlar vardır. Böylece maceralı İlköğretim Müdürlüğü görevi başlar. Ardından soruşturmalar ve müfettişlerin gelip gitmeleri başlamış olur. Her şeye rağmen öğretmen örgütlenmesi ve hak mücadelesinde ön safta yer alır. TÖS’ün (Türkiye Öğretmenler Sendikası) gerçekleştirdiği Devrimci Eğitim Şurasına İl Delegesi olarak katılır. Bu çalışmalarda ve sendikal faaliyetler nedeniyle Fakir Baykurt ile yakın ilişkiler içerisinde olur. Bu arada 1969 yılında gerçekleştirilen öğretmen boykotuna TÖS Çorlu Şubesi Başkanı olarak katılır ve kendisine maaş kesimi cezası verilir.

Hamdi Derya
TÖS’ün düzenlediği Devrimci Eğitim Şurasında (TÖS Başkanı Fakir Baykurt ve Trakya İlleri delegeleriyle)

İlköğretim Müdürlüğü görevi devam ederken bir gün üç kişi ziyaretine gelir. Gelenlerden birisi iktidar partisi Tekirdağ Milletvekili, diğer ikisi parti teşkilatından kişilerdir. Partilerinin kendisi ile ilgili çok eleştiri aldığını, bir başka göreve atanması için görüşmeye geldiklerini, anlaşmak, bir başka ilçeye vermek istediklerini söylerler. Tekliflerini kabul etmez, İlköğretim Müfettişi olarak ataması yapılırsa bu görevinden ayrılabileceğini söyler. Böylece 1970-1971 Öğretim yılında Ordu İline İlköğretim Müfettişi olarak atanarak göreve başlar. Bu arada Gelibolu Lisesi Resim öğretmenliğine ve Giresun Kız İlköğretmen Okulu Meslek Dersleri Öğretmenliğine de atama yazıları gelir, fakat bu görevleri kabul etmez. Urfa İlköğretim Müfettişliğine verilir. Bu ilde bir ay kadar görev yaptıktan sonra Danıştay’ın verdiği yürütmeyi durdurma kararıyla tekrar Ordu İline döner.

Ben kendisini 1973 yılında yaz aylarında Malkara öğretmenler grubu olarak Karadeniz Bölgesine yaptığımız bir gezide gece konakladığımız Ordu-Perşembe Öğretmen Okulunda tanımıştım. Grubumuzdan Asım Dinç onun köylüsü Türkan Dinç öğretmen ile evliydi. Belli ki o gece orada olunacağından haberi olmuş ve görüşmeye gelmişti. Yol yorgunluğu ile daha önce tanışmadığım Hamdi Derya ile birkaç kelime konuşma sonrası dinlenmek üzere bize ayrılan odamıza geçtim. (Yıllar sonra ben de İlköğretim Müfettişi olarak Çanakkale’ye atandığımda Hamdi Derya ismi benim için tanıdık isimlerdendi. Emekliydi ve yaşamını burada sürdürüyordu. Doğal olarak daha fazla görüşme, konuşma zamanımız, onun yaşamı ile ilgili daha fazla bilgi edinme olanağım oldu. O hem Tekirdağlı bir hemşerim, hem mesleğimin büyüğü, bir ağabeydi. )

Bu arada Ordu’da bir arkadaşlarının doğan bebeğini kutlamak üzere yapılan bir toplantı sonucu polis toplandıkları evin çevresini sararak, orada bulunanları hükümeti devirmek amacı taşıdıkları gerekçesi ile tutuklar. Tutuklananlar arasında Hamdi Derya’da vardır. Adana Bölge Mahkemesine çıkarılır, oradan Mamak Cezaevine gönderilir. Bir ay sonraki duruşmasında Ordu Ağır Ceza Mahkemesine sevk edilir. Bir hafta içerisinde yargılanarak beraat eder ve görevine döner. Hakkında yürütülen soruşturmalar, kovuşturmalar yakasını bırakmaz. Yapılan soruşturmalardan aklanır. Hiçbirinden ceza almaz. Suçlanma gerekçeleri arı Türkçe sözlükler kullanma, öğretmenlere mesleki eserleri okumalarını tavsiye etme… vb şeklindedir. ( Asıl amaçlanan komünizm propagandası yapıp yapmadığını belirlemeye yöneliktir. )

1975-1976 Öğretim yılında Çanakkale’ye sürgün edilir. Bir ay sonra da Kütahya’ya tayini çıkar. Bülent Ecevit Başbakanlığında yeni hükümet kurulunca bu tayin durdurulur. Çanakkale İlköğretim Müfettişleri Kurulu Başkanı olur. B. Ecevit’in istifası sonucu yeniden Gümüşhane’ye atanır. İlin Valisi orada can güvenliğini sağlayamayacağını belirtir. Amacı kendi isteği ile istifa etmesini veya görevi terk edip gitmesini gerçekleştirmektir. Hamdi Derya’nın Vali’ye “Polis de jandarma da sizin emrinizde, siz benim güvenliğimi sağlamak zorundasınız” diye diretmesi üzerine Vali’nin Bakanlığa teklifi ile geçici görevle Diyarbakır’a gönderilir. Gümüşhane’den Diyarbakır’a gitme yolculuğu da çok maceralı bir yolculuktur. Bu yazımız kapsamında yer vermek çok yer tutacaktır. Bu nedenle belki bir başka yazıda ele alabiliriz. Hamdi Derya çalışma şartlarının olumsuzluğunu dikkate alarak 1980 yılında emekliye ayrılır.

Emekliliğinde de sorunlar yakasını bırakmaz. Emekli olmasının üzerinden az bir zaman geçmiş 12 Eylül’de ihtilal olmuştur. Bir gece sabaha karşı evi polislerce sarılır. Evi alt üst edilir. Kitapları çuvallara doldurulur. Gözleri bağlanarak götürülür. Günlerce ağır ve acılı işkence yapılır. Yapmadıklarını yaptım, söylemediklerini söyledim demek zorunda kalır. Ağır hakaretlere maruz kalır. On yedi gün sonra mahkemeye çıkarılarak tutuklanıp Çanakkale Cezaevine konur. Koğuşlar çok kalabalıktır. İnsani ihtiyaçların karşılanmasından söz edilemez, bir gün adı okunarak hapishane savcısının karşısına çıkarılır. Savcı mahkemesinin dışarıdan görüleceğini bildirerek tahliye eder. İstanbul Selimiye Kışlasındaki iki buçuk yıl süren mahkemesinde idam istemiyle başlayan duruşmaları beraatla sonuçlanır. Yaşamının bundan sonraki her aşamasında yapmak istediklerine engel olacak şekilde bu tutukluluk ile ilgili adli kayıt karşısına çıkar. Ama Hamdi Derya bir dava ve mücadele adamıdır. Hiçbir şeyden yılgınlık göstermez. Siyaset ve Sivil Toplum Kuruluşlarında görevler alır. Çanakkale SHP de beş yıl Yönetim Kurulu Üyeliği, iki yıl disiplin Kurulu Üyeliği, Çanakkale Tüketiciyi Koruma Derneği Kuruculuğu ve başkanlığı, Spastik Engelli Çocuklar Eğitim Vakfı Kurucu üyeliği, Çanakkale Yeni Kuşak Köy Enstitüleri Derneği kurucu üyeliği, Küçükkuyu Atatürkçü Düşünce Derneği üyeliğinde bulunur.

2010 yılından sonra yaşının da gereği olarak sağlık problemleri ile mücadelesi başlar, sanki geçmişte yaşadığı olumsuzluklar bedenini zorluyor ve birer birer ortaya çıkıyordur. Her şeye rağmen düşündüklerinden, yaptıklarından pişmanlığı yoktur. Kötülük yapanlar toplum vicdanında mahkûm olmuş, kendisi başı dik, alnı açık, gönlü rahat olarak yaşamını sürdürmektedir. Pişmanlık değil, yaptıklarından mutluluk duymaktadır.

Mücadelesi ile eğitim toplumumuza örnek olacak bir kişidir Hamdi Derya. Devrimciliğiyle, Atatürkçülüğüyle, çağdaş görüş ve yaşamıyla eğitim tarihimize bir Ulu Çınar olarak adını yazdıranlardandır. Yaşamında sağlık ve mutluluğunun hiç tükenmemesini diliyoruz.

Saim Ertün Son Yazıları...

Yorumlar...
  • İsmail Bayırlı
    22/04/2021 22:25

    Saim Bey yazılarınızı zevkle okudum. Yalın ve akıcı bir anlatımla yazmışsınız. Çok beğendim. Aynı anlatımı kitabınızı okurken de izlemiştim. Güçlü bir dile ve kaleme sahipsiniz. En içten dileklerimle kutluyor, bu güzel çalışmaların devamını temenni ediyorum.

Sizin Yorumunuz...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir