Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!
Liderler Sultası…

Liderler Sultası…

İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi ile Yunanistan Başbakanı Yorgo Papandreu görevlerini bıraktı. Şöyle veya böyle, yani gerekçesi ne olursa olsun, görevlerini bıraktılar. Seçimle ve demokratik yollarla, yani toplumun iradesiyle iktidardan uzaklaşmadılar.

Son dönemlerde seçimle iktidardan düşenlerin azlığı çok dikkatimi çekiyor. Bu vesileyle ülkemize ve kentimize de bakıldığında ilginç sonuçlar görebiliyoruz. Menderes dönemi, Ecevit-Demirel Dönemi 1960 ve 1980 darbeleriyle sonlanır. Özal ile Demirel’in 2. Dönemi de Cumhurbaşkanı olarak sona erer. Aradaki küçük ve kısa süreli iktidarları saymazsak Türkiye siyasetinde, halkın iradesiyle seçim sandığında iktidardan uzaklaşan liderler yoktur. İlginçtir tüm bu iktidarlar sağ-muhafazakar kimliğe sahiplerdir.

Kente döndüğümüzde, Efsanevi 2 belediye başkanı öne çıkar. Birincisi Reşat Tabak, 1980 askeri darbeyle görevden alınır. İkincisi olan İsmail Özay ise, milletvekili olduğundan görevini bırakır. Aradaki birkaç dönemi saymazsak Çanakkale’deki yerel yönetici Belediye Başkanları da halkın iradesi olan seçim sandığı sonuçlarıyla değişmemiştir. İlginçtir Türkiye’nin aksine Çanakkale’deki yerel iktidarlar ise sol-sosyal demokrat kimliğe sahiptir.

Genel fotoğraf bize her ölçekte, yani uluslararası, ulusal ve yerel ölçeklerde, demokrasi adına seçilmiş ve temsili-parlamenter yönetimlerle iktidarı ele geçiren ülke veya kent liderlerin iktidardan seçimle gitmediklerini gösteriyor.

Bunun sebebini hepimiz biliyoruz, “liderlik sultası” iktidarı çok iyi kullanıyor.

Ama genel mesele, temsili/parlamenter yönetim biçiminin monarşi, oligarşi yönetim anlayışlarına, yani krallık, padişahlık, hanedanlık, faşist, darbeci vb. yönetim anlayışlarına gittikçe daha fazla yaklaştığını gösteriyor. İster sol jargondan olsun, ister sağ jargondan olsun, iktidarı eline geçiren liderler yeni gerekçeler oluşmadığı sürece iktidarlarını sürdürecek olayları, fırsatları kendi lehine maniple ediveriyorlar.

Dünyada, Türkiye’de ve Çanakkale’de son 10-20 yıl, bu sistemin yanlışlığının tespiti ve katılımcı yönetim / yönetişim sisteminin gelişmesi üzerine yönetsel ve demokratik arayışlarla geçti. Yönetsel kararların sadece siyasal iktidara verilmemesi, toplumun tüm kesimlerinin karar süreçlerine dahil edilmesi ve seçim süreci dışındaki tüm zamanlarda yönetime müdahalenin açık olması temelindeki bu yeni arayışlar, ciddi deneyimleri açığa çıkarttı.

Fakat görülmektedir ki, iktidarların liderleri hala son damlasına kadar iktidar olanaklarını lehine kullanmaktadırlar. Yunanistan ve İtalya başbakanı örnekleri de bunu bize gösteriyor.

İktidarın ve liderin yönetimlerde en pasif halinin yaşandığı bir düzene yaklaşmak demokrasiye yaklaşmakla eşdeğer görülüyor. Hani bisikletle parlamentoya giden milletvekilleri, kırmızı ışıkta duran başbakanlar, eskort ve korumasız araç kullanan liderler, halk ile yalnız başına gezip sohbet edebilen yöneticiler duyuyoruz ya… Bunlar Patagonya’da yaşamıyor herhalde, bu demokrasi arayışlarını sürdüren ülke ve kentlere has bir yaşam biçimi…

Filtreler:

Yorumlar

Henüz yorum yok...

Sizin yorumunuz...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir