Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!
Meslek Örgütleri Çanakkale’de Kazdağları İçin Bir Araya Geldi

Meslek Örgütleri Çanakkale’de Kazdağları İçin Bir Araya Geldi

Türk Tabipler Birliği, Türk Mühendisleri ve Mimar Odaları Birliği ve Barolar Birliğinden oluşan bir heyet Kazdağlarında devam eden altın arama çalışmalarını yerinde incelemek üzere Çanakkale’ye geldi.

Kazdağlarında devam eden altın arama çalışmalarına gösterilen duyarlılık sivil toplum örgütleri arasında artmaya devam ediyor. Türk Tabipler Birliği, Türk Mühendisleri ve Mimar Odaları Birliği ve Barolar Birliğinden oluşan heyet Truva Otelinde bir araya geldi. Burada gezi öncesi ortak hazırlanan bildirgeyi kamuoyu ile paylaşan Türk Tabipler Birliği Merkez Konseyi Başkanı Ahmet Özdemir Aktan siyasi iktidara seslenerek ilk ağaç kesilmeden bir kez daha düşünmeleri gerektiğini kaydetti. Aktan yaptığı açıklamada yöre halkının haklı sesine kulak verilmesi gerektiğini belirterek; “Bizler Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), Türkiye Barolar Birliği(TBB) Yönetim Kurulu temsilcileri ve Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi üyeleri olarak, Çanakkale ili ve Kazdağları yöresinin binlerce yıllık tarihi, doğal ve yaşam kokan güzelliklerini yine binlerce yıl sonra, bu bölgede yaşayacak olan yurttaşlara taşıyabilmek amacıyla yürütülen mücadeleye destek vermek için buradayız. Bizler yaşamı savunmak, yaşama hakkımıza sahip çıkmak üzere Kazdağlarındayız, Çanakkale’deyiz. Yöre halkının sesini büyütmek için buradayız. Çanakkale ilinin ve Kazdağları bölgesinin eşsiz coğrafyası ve zenginliklerinin, bizden sonraki nesillere bozulmadan aktarılabilmesi, yüreği olan herkesin görev sayacağı bir durumdur. Mesleki duyarlılığımız ve insani yönümüz, dünyada ender olarak bulunan bu bölgenin korunması ve yaşatılması için bize görev yüklemektedir. Yaklaşık 10 yıldır bölgede sürdürülen maden arama faaliyetlerini hem bireyler olarak hem de meslek örgütleri olarak endişe ile yakından takip ediyoruz. Ancak, bugün Çanakkale’de gelinen nokta, ülkemiz ve gelecek nesiller adına bizi daha da büyük bir endişe içine sevk etmektedir. Arama faaliyetlerinin sona ermek üzere olması, bu arada bölgede binlerce sondajın yapılmış olması, hatta sondajlar sonunda pırıl pırıl suları olan bazı köylerin artık damacana suyu içer hale gelmesi ve daha ilk sondajlarda bu durumun yaşanması bu bölgede yer altı su rezervinin karşı karşıya olduğu tehlikeyi gözler önüne sermektedir. Ayrıca, madencilik şirketlerinin, ruhsat sahalarının genişliği, şirketlerin kapasite artırımı istekleri, arama faaliyetlerin bu seviyede kalmayacağını göstermektedir. Çanakkale ili sınırları içinde, 6 maden işletmesi için ÇED süreçleri tamamlanmıştır. Bunlardan birisinin kapalı, diğerlerinin açık maden işletmesi olması planlanmaktadır. Bunlardan ikisi için ise, kapasite artırımı ve zenginleştirme tesisi başvurusu yapılmıştır. Çanakkale ili, Kazdağı yöresi, Biga Yarımadası, Güney Marmara bölgesi tarihi, mitolojik, sosyal, kültürel, jeolojik, ekolojik birçok zenginlik, çeşitlilik ve değişkenlikleri barındıran nadir bölgelerimizden birisidir. Bölge bereketli toprakları, sulak alanları, yer üstü ve yer altı zenginlikleri, uygun iklim koşullarından dolayı binlerce yıl boyunca insanlığın yerleşim alanı olarak kullanılmıştır. Kazdağı, doğal ve kültürel kaynak değerleri açısından oldukça zengin bir potansiyele sahiptir. Bu değerler Kazdağı kütlesinin tümüne dağılmış durumdadır. Kazdağı, yerüstü ve yeraltı su rezervleriyle, sıcak ve soğuk su kaynaklarıyla, Biga Yarımadası’nın hayat kaynağıdır. Kazdağı, doğal bitki örtüsü olan ormanları, endemik türleri, gen kaynaklan ve koruma alanları ile bölgenin yaşam kaynağıdır. Dünyamızın en önemli ekosistemlerinden birisidir. Kazdağı, tarihsel, kültürel, ekolojik ve toplumsal mirasımızdır. Tarım, bölgedeki temel ekonomik etkinliktir. Karasal habitatların başında ormanlar gelmektedir. Çanakkale ilinin il yüz ölçümünün yarısından fazlası ormanlarla kaplıdır. Tarihi, doğası, temiz havası ve suyu ile anılan bu bölge altın madenciliği girişimleri durdurulmaz ise sadece madencilikle anılır olacaktır. Tıpkı Bergama, Balya, Kışladağı gibi kirlilikle anılır olacaktır. Tıpkı Dilovası gibi, tıpkı Ergene havzası gibi anılacaktır. Kazdağı ve yöresinde, Biga Yarımadası’nda yaklaşık iki milyon insanın içme suyunu sağlayan kaynakları, sulama göletleri, Karamenderes ve Kocabaş çayının suladığı topraklar üzerinden tüm tarımsal ürünleri olumsuz etkileyecek olan, madencilik faaliyetleri ile ilgili olarak uluslararası altın şirketlerinin ve yerli ortaklarının yürütmekte olduğu çalışmalar bugün tehlikeli bir noktaya ulaşmıştır. Şimdilik planlanan 6 (altı) adet metalik maden işletmesinin her birinde milyonlarca tonluk toprak ve kaya çıkarılacak, bunlar öğütülecek ve siyanürle işlenerek altına dönüştürülecektir. Bu işlem sırasında yine milyarlarca metreküp su kullanılacaktır. Devasa çukurlar açılacak, yüzlerce metre yükseklikte pasa ve liç yığınları bırakılacak, çevreye kaya tozu, silis tozu. ağır metalli tozlar yayılacak, önlem de alınsa bu yığınlardan doğaya asitli sular yayılacaktır. Kirletilen yer altı suları ile birlikte, bölgenin suyu tüketilecek hatta başka havzalarda yapılacak barajlarla bölgeye su taşınacaktır. Milyar tona yaklaşan kaya kazılacak ve coğrafya değiştirilecektir. Ormanlık alanlar ve bölgenin kendini besleyebilen tarım sistemi yok edilecektir. Çanakkale ve köyleri susuz kalacak ya da su kaynakları ağır metal zengini asidik sulara dönüşecektir. Tarım ve ormancılığın çökmesi ile yöre insanı bölgeyi terk etmek zorunda kalacaktır. Su ve toprak kirliliği, bu bölgeden beslenmek zorunda olan insanların kanser ya da başka kronik hastalıklara yakalanmasına neden olabilecektir. Bütün bu manzara, belki de bugünden öngörebildiğimiz sorunların sadece bir bölümüdür. Emek ve doğa toplumun maddi zenginliğini oluşturur. Kapitalizm, emek gücünü iş gücü, doğayı da hammadde ve kaynak olarak ele alarak sermaye birikimini ve büyümesini gerçekleştirir. Kapitalizmin varoluşu ve kendini sürdürebilmesi; insanımızın piyasa koşullarında sefalete mahkûm edilmesiyle, çalışanların işsiz kalma korkusu altında her defasında daha düşük ücretle ve daha kötü yaşam koşullarını kabul ederek çalışmalarıyla, doğayı hammadde deposu ve kaynak olarak daha ucuza mal etme arayışı ile mümkündür. Sömürerek büyümeye devam eden sermaye doğanın kendi varlık koşullarını yenileyebilme olanaklarını ortadan kaldıracak şekilde tüketerek, insanoğlunun varlık koşullarını da zorlamaktadır. Yaşanan değişimler küreselleşen kapitalist dünyanın doğayla ilişkilerine de yansımıştır. Onlara göre, ormanlar, balık alanları, meralar, yeraltı ve yerüstü sularının ortak kullanılan kaynaklar olmaları ve mülkiyet haklarının iyi tanımlanmamış olması nedeniyle piyasa düzgün çalışmamaktadır. Onlara göre doğal kaynakların korunması ve piyasanın düzgün çalışması için bu kaynakların ya özelleştirilmesi ya da bedelini ödeyerek kullanmaya razı olan insanların kullanımına açılması gerekmektedir. Bu görüşler doğrultusunda çevre alınır satılır bir meta olarak uluslararası ticaretin konusu haline getirilmiştir. Uluslararası sermayenin, geldiği ülkede üretimden pazarlamaya kadar mülkiyet edinme de dâhil olmak üzere hiçbir sınırlama ve denetimle karşılaşmaması için kuramsal ve kurumsal düzenlemeler tüm dünyada olduğu gibi pervasız bir şekilde ülkemizde de yapılmıştır, yapılmaya devam etmektedir. Bu düzenlemelerde çevre de ticaretin konusu haline getirilmiştir. Eğitim ve sağlık alanında olduğu gibi doğal kaynaklar ve çevreyle ilgili hizmetler de serbest piyasada alınır satılır mallar haline getirilmiştir. Oysa; 1948’de kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 25. maddesi; “yaşam hakkı” çerçevesinde “Sağlık Hakkıma yer vermiştir. “Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi”nin 12. maddesi de sağlık hakkını tanımlarken, çevre sağlığını ve sanayi temizliğini her yönüyle ileriye götürme ve salgın hastalıkların, yöresel hastalıkların, mesleki hastalıkların ve diğer hastalıkların önlenmesinden bahsetmektedir. Anayasamız, herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı olduğunu belirtirken, çevreyi geliştirme, çevre sağlığını koruma ve çevre kirlenmesinin önlenmesini hem devlete hem de vatandaşa yerine getirilmesi zorunlu olan bir görev olarak vermektedir. Bu nedenle doğa ve insan yaşamı üzerinde olumsuz yönde risk oluşturabilecek bir faaliyete ekonomik değeri düşünülerek izin verilmesi Anayasamızın çevrenin korunması ile ilgili hükümlerine aykırıdır. Ülkemizde altın madenciliği konusunda yaşanan Bergama tecrübesi birçok gerçeği gözler önüne sermiştir. Ancak on yıl önce yargı kararlarına rağmen Bergama’da sürdürülen yanlış bugün Çanakkale ili ve Kazdağlan’nda da inatla devam etmektedir” dedi.

“Siyasi iktidara uyarı”
Aktan konuşmasında siyasi iktidara da seslenerek; “Türk Tabipleri Birliği, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği ve Türkiye Barolar Birliği olarak bizler siyasal iktidarı ve yetkilileri bir kez daha uyarıyoruz. Siyasal iktidara ve ilgililere sesleniyoruz. Gelin ilk ağaç kesilmeden, ilk kazma vurulmadan, ölüm çukurları açılmadan, toprağımız ve havamız bozulmadan, sularımız zehirlenmeden ve bölgemiz susuz kalmadan önce bir kez daha düşünün. Bölge hakkında yerel örgütlerimizin ve uzman meslektaşlarımızın hazırladığı onlarca raporu algılamaya çalışın. Yöre halkının haklı sesini duyun. Bölgedeki tüm arama, işletme faaliyetlerini durdurun, ruhsatları iptal edin. Meslek örgütleri olarak bizler, bu bölgede yürütülen direnişi saygıyla selamlıyor ve sonuna kadar destekliyoruz. Ve şunu söylüyoruz ki; ne vaat ederlerse etsinler bu güzellikleri görmeyerek yağmalayanları, buna izin verenler ya da görmezden gelenleri, bugün bizler, yarın gelecek kuşaklar asla hoş görmeyeceklerdir” diye konuştu. Gazetecilerin soruları arasında yer alan siyanürün zehirlemediği yönündeki soruyu yanıtlayan Türk Tabipler Birliği Merkez Konseyi Başkanı Ahmet Özdemir Aktan; “Bununla ilgili bir çok rapor yayınlandı. Şunu biliyoruz ki bu tür durumlarda ne kadar tedbir alınırsa alınsın bunların tamamen yok edilmesi söz konusu değildir ve insan sağlığı ile çevre sağlığına vermiş olduğu zarar bir çok rapor ile gösterilmiştir. Biliyorsunuz sigara üreticileri de eğer yeterli havalandırma sağlanırsa, uygun koşullar sağlanırsa kapalı alanlarda sigara içilebileceğini hep iddia etmişlerdir. Hep de bunun olabileceğini öne sürmüşlerdir. Bilimsel gerçekler bunun böyle olmadığını göstermektedir. Bu şekilde yapılan altın aramasının insan sağlığına zararları çok nettir. Diğer yöntemlere göre bunun ucuz olduğu için tercih edildiği ve insan sağlığını tehdit ettiği belirlenmiş durumdadır” dedi.

“Avukatlar dava almama konusunda tavsiye edebilir”
Türkiye Barolar Birliği Genel Sekreteri Cengiz Tuğral ise avukatların altıncı şirketlerin davalarını almak istemediği yönündeki soruya; “Avukatların çevre ile ilgili olarak avukatların madencilerin avukatlıklarını üstlenmemesi konusunda hiçbir yasal hukuk kurumunun baroların ve barolar birliliğinin avukatlara dava almayın diyebilme yetkisi ve hakkı yoktur. Ancak hem yasaların, hem anayasanın, hem uluslar arası sözleşmelerin barolar birliğine ve barolara tanıdığı görev ve sorumluluklar içerisinde çok büyük bir yer teşkil eden insan hakları ve insan haklarının temelini teşkil eden insanın yaşam hakkı onu tehdit eden çevre kirliliğine sebebiyet verecek olanlar çevre dokuna zarar verecek olan olaylar haksızlığa mahkum olan olaylardandır. Bu çerçevede de hem barolar birliği hem barolar kendi mensuplarına madencilerin bu çeşit taleplerine yönelik davaları çevreye zarar verecek fillerinden kaynaklanan olaylara karşı davalarda vekalet almama konusunda tavsiye talebinde bulunabilirler. Buda en doğal haklarıdır. Kurumların yada baroların kendi başına vereceği bir görev değildir. Her insanın sorumluluk duyması gereken gelecek nesillere sağlıklı miras bırakmak görevleri içindedir” dedi.

“Ankara’da mücadelemizi sürdürüyoruz”
Cumhuriyet Halk Partisi Milletvekili ve CHP Çevre Komisyonu Sözcüsü Serdar Soydan ise toplantıda yaptığı konuşmada çevrecilerin kelle koltuk altında mücadelelerini sürdürmekte olduğunun altını çizerek; “10 yılını dolduran bir AKP hükümeti var. Ne olduysa zaten bu hükümette oldu. AKP hükümetinde 2 büyük tehlike ile karşı karşıya kaldık. Birincisi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurmuş olduğu laik Türkiye Cumhuriyeti tehlike altındadır. İkincisi insan yaşamı tehlike altındadır. Bizler sizlerin mücadelesini Ankara’da mecliste sürdürüyoruz. Biz çevre komisyonu olarak gezmeye devam ediyoruz. Kamuoyunu bu konuda bilgilendiriyoruz. Biz Eylül ayında Manisa’ya giderek cehennem çukurlarını gördük. Kazdağları ne kadar önemliyse her yeri önemli. Bakana Kazdağlarını öldürüp dünyanın sonunu getiriyorsunuz dedim. Manisa’da Kazdağlarının geleceğini gördük. 100 metre çukur var ballandıra ballandıra anlatıyorlar. Kaynak suyuna ulamışlar. O kaynak suyu bir bölgenin içme suyu olarak bir yere akıyordu. O suya el koymuşlar. Bu Kazdağı en büyük iki dağdan biri diye bağırıyoruz. Biz ne yapacaz. Siyanür faydalı. Onun içmesini de tavsiye etmiştim. 338 ton altını çıkarmak için milyonlarca suya el koyacakmısınız. O suyu biz içiyoruz, hayvanlar içiyor, geçim sağlanıyor. Kazdağları yok edilirse sizin ürettiğiniz kirli havayı kim temizleyecek ve zehirli atıklarla nerede yaşayacağız. Bu siyasi bir mesele değil insanlık meselesidir. Bu meseleye herkes sahip çıkmalıdır” şeklinde konuştu.

“89’dan beri mücadele ediyoruz”
Cumhuriyet Halk Partisi Milletvekili Ali Sarıbaş da toplantıda söz alarak 1989’dan bu yana çevre mücadelesinin içinde olduğunu belirterek; “Çevreyle ilgili son büyükşehir yasası dahil maden ruhsatı verilmesi yerel yönetimlere bırakıldı. STK’ların kanun hükmünde kararnameler ile içini boşaltılarak çevre kanunlarının buraya gelişi ile birlikte hepsinin vardığı noktada Başbakanlığa doğru gidiyor ve buda tek adamlıktır. Madencileri kollayan bir zeytin yasası değişikliği var. Bölgede Kazdağlarının gezilecek yer su havzalarıdır. Kazdağlarının yerini altıncılar biz değiştireceksiniz diyorlar. Benim dönemimde 90 çeşmenin yapıldığı yere gideceksiniz. En sulak havzada altın var. Altın çıkarken çok du kullanılacak. Bu suyu önce yaratmaları lazım. Gittiğimiz yerde Bardakçılar kaplıca suları bu şirkete satılıyor. Arkadan bu şirket yabancı şirkete devir ediliyor. Yerle yönetimlere dolaylı olarak halka kullandıracaksınız diyor. Bu önemli bir cevaptır” dedi.

[Medya Hedef]

Filtreler:

Yorumlar

Henüz yorum yok...

Sizin yorumunuz...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir