Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!

REŞAT NURİ GÜNTEKİN YAZDIKLARIYLA ÇANAKKALE’DE YAŞIYOR

Çanakkale Kent Konseyi Kültür ve Sanat Meclisi Esenler Mahalle Meclisinde düzenlediği etkinlikle Reşat Nuri Güntekin ve Cahit Sıtkı Tarancı ölümlerinin 60. yılında anıldı.

Yaşamı boyunca Çanakkale ile olan bağı roman ve hikayelerinde söz konusu olurken aynı zamanda 1939-1943 yılları arasında Çanakkale milletvekili olarak kente hizmet eden Reşat Nuri Güntekin’in kent ile olan bağını yansıtacak hiçbir mekan ya da izi hayata geçirilememiştir.“Reşat Nuri Güntekin ve Çanakkale” konulu sunum Kültür ve Sanat Meclis yürütme kurulu üyesi Şahabettin Kalfa tarafından hazırlandı, sunuculuğunu da Şükriye Karadeniz yaptı.

Şahabettin Kalfa sunumunda; “Türk edebiyatının ünlü romancısı Reşat Nuri Güntekin’in bu ay ölüm yıldönümüdür. Kendisini ölümünün 60. yılında bir kez daha minnet duygularımız ve gönül borcumuz ile anıyoruz. Yaşam öyküsünden kesitler sunulduktan sonra; “Eşi Hadiye Hanım Reşat Nuri Güntekin’i şöyle anlatıyor; “Erenköy Kız Lisesi’nden hocası olan Reşat Nuri Güntekin’i ilk gördüğünde zeki ve zarif bir insan olduğunu düşünmüş. Reşat Nuri’nin gece 12’den sonra çalışmaya başladığını bu sırada da bol bol sigara ve kahve tükettiğini anlatıyor.

“Eşinizin en beğendiğiniz tarafları?” sorusuna “O kadar beğendiğim tarafları var ki… Bir defa karakterine hayranım. Sonra zeki ve iyi bir insan” diye yanıt veren Hadiye Güntekin, “Beğenmediğiniz tarafı?” sorusunu şöyle yanıtlıyor: “Eğlenmekten hoşlanmayışı. Eğlenmek diye bir şey bilmez yahut kendi anladığı manada eğlenir. Mesela okuyarak.” Hadiye Hanım’a göre ünlü yazarın ufak marangozluk işlerine, elektrik tamirine eli yatkın: “Bunlarla meşgul olmak için adeta bahane arar. Sonra canı istediği zaman gayet spesiyal yemekler pişirir.”

Milli mücadele ve Cumhuriyetimizin kurulmasında önemli rol oynayan Reşat Nuri’nin en büyük özelliği; sürekli yaşatmak istediği “memleket sevgisi”dir.

Reşat Nuri’nin güçlü bir sezgisi, toplumsal olguları toplamak için eşsiz bir büyüteci vardır.

-Mizaha daha geniş yer verdiği öykülerinde de aşk, yalnızlık, fedakârlık, dostluk, ihanet gibi temalar kullandı.

-Tanzimat ve Servet-i Fünun romanlarından sonra, “Çalıkuşu” bir zirve olmuştur. Adeta yapma çiçeklerden sonra bahçeyi bulan insanlar gibi, toplum “Çalıkuşu”na sahip çıkmıştır.

Feride’nin arkasından kentler köyler aşarak onunla acısını yaşar, inlersiniz. Yazar Çalıkuşu’nun benliğini, kendi benliğine doldurmuş ve kendi ruhunu onun ruhunda eritmiştir.

Yapıt yayımlandığı tarihte ülke işgal altındadır. Reşat Nuri, “Çalıkuşu”nda 33 yaşındadır. Romancımız yapıtında işgal altındaki kentlerimizi yalnızca kurtarmakla kalmamış adeta cumhuriyeti ilan etmiş, Feride’yi Anadolu’ya Türk devrimlerinin bir temsilcisi olarak yollamayı başarmıştır.

Şahabettin Kalfa sunumunda şu ifadelere yer verdi;

Reşat Nuri Güntekin’in Hikâyelerinde Çocuk önemli bir rol oynar. Prof. Dr. Metin Sözen, -“Çocuklar yaşadıkları kentin ne olduğunu öğrenmedikçe hemşehri de olamaz, yurttaş da olamaz.” bu nedenle Reşat Nuri Güntekin’de çocuklar açısından bakıldığında temel olarak iki ağırlıklı yaklaşım dikkat çeker:
1. Çocuğun yetiştirilişi ve eğitim şeklinin çocukta yansımaları
2. Aile içinde çocuğun oynadığı rol
Hikâyelerde pedagojik gayenin ağırlıklı olduğu görülür.

–Reşat Nuri Güntekin Çanakkale’yi yazıyor: Yaş henüz beş buçuk. Çok erken bir sabah saatinde bir vapur güvertesinden ilk defa Çanakkale’ye bakıyorum: Çimenlik kalesi, onun cümle kapısına bitişik eski iskele, Yalıboyu’nun “İngiliz konağı” na kadar bir sıra evi… Sonra küçük koyun devamı boyunca yalnız Belediye bahçesiyle Mutasarrıflık evi ve hayli ilerde bir başka yalnız ev, Abdurrahman Paşa evinde kır sakallı bir asker paşasının oturduğu köşk

-Mecidiye ve Nara istihkamlarına döndüğü noktadan itibaren hastahâne bayırı… Burası da o zaman, aşağı taraf gibi bomboş bir kırdan başka bir şey değildir.

-Yalnız tepedeki hastahâne ve onun bahçesi eteğinde birbirine yapışık üç kârgir musevî evi ile Nevrol Cemal’in babasının yaptırdığı iki ev..

-İskelede çocuk gözlerime ilk çarpan şey, Çimenlik kalesi içinde hazırlanan deve güreşine Ezine’den, Bayramıç’tan ve daha yukarılardan getirilen pehlivan develerdir.

-Sonra kalenin arka yüzünde, Çay mahallesine kadar giden sıra evler; bir tanesinde kendimizin bir zaman oturduğumuz ev; Yaya Binbaşılar’ın evi; Tahtalı Hocanın evi, Hacı Miralaylar’ın kızlarından birinin evi; “Bilek saati” diye bir hikayeye mevzu yaptığım Küçük Niyazi’nin evi…

Daha arkadaki dar sokakta yine bir zaman kendi oturduğumuz Martakollar’ın evi, Gümrükçü Kadıçavuşlar’ın, Alay Müftüleri’nin ve daha bir çoklarının evleri…

-Sonra Bayram yeri de olduğu için hâlâ salıncakları, dönme dolapları ve bayramlık çehresiyle görmekte devam ettiğim “Büyük Cami” meydanı… Ona bakan Hacı Miralaylar’ın ana konağı, biraz uzaktaki bir pencerede o zamanki idadi müdürü İsmail Hakkı Efendi’nin bu meydanı dolduran çocuklar alemine hâlâ gözcülük ediyor sandığım köse sakallı, keskin kaş ve gözlü sivri çehresi ..

-Sonra Kurşunlu camisine doğru benim ilk mektebime giden yol.. Rumeli muhacirlerinden olan başhocasının taşını, tahtasını taşımak suretiyle yapılmasına yardım ettiği için adına “Tahtalı Hoca” mektebi dedikleri birinci ilk mektebim… Onun küçücük avlusu içinde, sonradan harap bir garaja çevrilmiş olduğunu gördüğüm, küçücük camisi…

-Mektebin yukarı katında kilise meydanına bakan sınıf.. (Kitabımı yüzüme siper ederek daima gizli gizli seyrettiğim bu meydanı sonradan bir romanımda (Ateş Gecesi) hayalen, olduğu gibi Milas’a nakletmişimdir. Vak’a Milas’ta geçiyordu.. Iyi tanımadığım Milas’ta böyle bir meydana ihtiyacım olunca, onu takımiyle oraya taşımağa mecbur olmuştum). (R.N. Güntekin – Birkaç Eski Hatıra’dan)

-Sonra şehir dışları…Bahar, yaz ve sonbaharların o zaman tek mesiresi olan Çınarlık…

Çınarlıktaki ip canbazları, pehlivan güreşleri, cumaları izinli askerlerin memleketlerinin havalarını kendi çalgılariyle çalarak oynadıkları toplu oyunlar..

Bir yanda çayın taşmasına karşı yapılmış taş sedlerin arkasında bu kalabalıktan bir kısmının dağıldığı marul bahçeleri, öte yanda derenin üstündeki ince ince köprülerle geçilen karşı kıyı bahçeleri…

-Âyinlerini cuma günleri yapan cuma tekkesi..

En güzel sesli musiki meraklılarının okudukları ağır besteler ve kasidelerle bazan bir sanat müsameresi halini alan bu âyinleri dinlemek için, halkın içerde yer bulamayanları, bahçeye açılan sarmaşıklı pencerelerin dışında toplaşırlardı.

-Reşat Nuri Güntekin “ATEŞ GECESİ” romanında ‘KİLİSE MEYDANI’nı anlatıyor:

“Kilise mahallesi kışın çamur, yazın bir güneş ve toz deryası haline gelen bir meydanın etrafına dizili çarpık çurpuk eski zaman evlerinden meydana delmiş bir mahalleydi. Yaz sıcağında bu meydanın ortasından geçmeyi gözüme yediremediğimden için kıyıdaki bozuk yaya kaldırımını ve saçakların cılız gölgelerini takip ederek eve gider gelirdim.

Gündüzleri erkekler ve genç kızlar işe, çocuklar kilisenin mektebine giderler, mahallede yalnız kadınlar ve ihtiyarlar kalırdı. Fakat akşama doğru güneşin çekilmesiyle manzara birdenbire değişirdi. Evlerin kül rengi cephelerinde garip boyalar belirir, gündüz ışığında fark edilmeyen ince asmalar ve sarmaşıklar uygulanmaya başlar, açılan pencerelerin önü sardunya ve fesleğen saksılarıyla dolardı.

Pazar kurulur gibi kapıların önüne kerevetler, iskemleler, çıkrıklar, testiler, zerzevat tepsileri çıkar, hasırlar serilirdi. Gündüz tezgâh dokuyan şalvarlı ihtiyarlar şimdi çıkrık çevirirler, genç kadınlar birkaçı bir araya gelerek zerzevat ayıklar, yahut dolma sararlardı. Kundaktaki çocuklarından hafif hastalara ve yatalak ihtiyarlarına kadar kilise mahallesinin bütün nüfusu bu saatte sokaktaydı.

–Misafirlikler ve ikramlar orada yapılır, ufak tefek para ve miras davaları orada feshedilir, düğün ve drahoma pazarlıkları orada neticelendirilir, suçlu çocuklar orada dövülürdü. Guruba doğru akşam gezintisine çıkan kilise başpapazı hemen her kapıda durup konuşur, bazılarında içeriden merasimle çıkarılan bir koltuğa oturarak kahve veya likör içerdi.

–Meydanın bu saatlerinde hemen herkes iki dirhem bir çekirdekti. Genç kadın ve kızlar en yeni elbiselerini giyerler; aylarca iğne ucu kakarak, göz nuru dökerek meydana getirdikleri danteller, pul ve boncuk işlemeli kumaş ve kordela parçaları, kalaydan mücevherler, mumdan incilerle başlarını, kollarını, göğüslerini donatırlardı. Erkek kıyafetlerine gelince, onlardaki sefalet boncukla, kurdeleyle, kalayla saklanır cinsten değildi.

Saçları taranmış, mintanlarının omuzuna işlemeli bir çevre atılmış da olsa dirsekleri yenmiş eski ceketleri, diz kapakları çıkmış biçimsiz pantolonları, arkaları basık yarım pabuçlarıyla karılarının, sevgililerinin yanında çok süfli ve hakir kalıyorlardı.

–Bununla beraber alışkanlık neticesi kadın, erkek kıyafetleri arasındaki bu acı müsavatsızlık kimsenin keyfini kaçırmıyordu.

Piyasa, geç vakte kadar devam eder, birbirlerini bellerinden kavramış ikişer, üçer kişilik genç kız grupları kâh yanak yanağa konuşup gülüşerek, kâh şarkı söyleyerek bir aşağı, bir yukarı dolaşırlardı.

Mahalle; birkaç sokak feneri için senelerce Belediye ile mücadele etmiş, nihayet masraflarının yarısı kilise, yarısı halk tarafından temin edilmek üzere İzmir’den büyük bir lüks lambası getirmiştir.

Fazla masraf olmaması için yalnız mehtapsız gecelerde yakılan bu lüks altında bazen toplantılar yapılır; kalabalığın ortasında kızlarla erkekler el ele vererek gramofon veya gayda ile kasap havaları oynarlardı.

–Varvar dudunun evi, gemi sereni heybetinde iki destekle ayakta durmasına rağmen, mahallenin en aristokrat binalarından biriydi. Şimdi, bu eve benimle beraber harikulade bir zenginlik de girmiş bulunuyordu. (R.N. Güntekin- Ateş Gecesi’nden)

Sunumun sonunda Muhammet Şapçı’nın okuduğu “Büyükcami (Fatih Camii) ve kilise meydanı ile sarıçay kenarında geçen küçük Niyazi’nin hikayesi “Bilek Saati” ile Çanakkale sokaklarında gezindik. Bu arada olayların geçtiği yere ait eski Çanakkale fotoğraflarıyla görsellik gerçekleştirildi.Reşat Nuri Güntekin ve Cahit Sıtkı Tarancı’nın anılması Esenler Mahalle Meclisi katılımcıları tarafından büyük bir ilgiyle karşılandı. Esenler Mahalle Meclisi Başkanı İrfan Kütüklü’nün, bu sunumu Esenler Mahallesinde bulunan liselerde öğrenimini sürdüren öğrencilere en kısa zamanda izlettirmek için çalışmalar yapılması konusundaki önerisi kabul edildi.

Filtreler:

Yorumunuz