Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!
Röportaj Atölyesi Çanakkale Eğitimleri Başladı

Röportaj Atölyesi Çanakkale Eğitimleri Başladı

Umut Vakfı ve Friedrich Ebert Vakfı ile birlikte yola çıkan Röportaj Atölyesi, 21-24 Kasım tarihleri arasında Çanakkale’de gerçekleştirilecek gazetecilik ve röportaj yazarlığı eğitim çalışmalarına başladı. Çanakkale, Antalya ve Diyarbakır’dan 30’u aşkın genç gazetecinin katıldığı eğitim çalışmaları yaklaşık 6 ay sürecek. Alternatif medya arayışının önemine vurgu yapılan çalışmalar sonrasında ise çeşitli raporlar oluşturulacak ve usta röportajcılarla genç kuşak gazeteciler arasında kopan bağın yeniden kurulması sağlanmış olacak.

2013 Ekim’inde 78’liler Girişimi bünyesinde çalışmalarına başlayan Röportaj Atölyesi, 2014 yılı eğitimlerine Çanakkale’de başladı. 21-23 Kasım tarihleri arasında Çanakkale‘de olacak Röportaj Atölyesi ekibi, bugün (22 Kasım 2014 Cumartesi) Çanakkale Belediyesi Meclis Salonunda gerçekleştirilen açılış programında, “Temel Gazetecilik İlkeleri”, “Haber Toplama ve Yazma Teknikleri”, “Haber Yazımındaki Tuzaklar”, “Röportajın Tanımı, Röportaj Teknikleri, Röportaj Ustaları”, “Haber ve Hukuk, Kaynakla İlişkiler, Basın Yasası” konularını işledi. Diyarbakır ve Antalya’dan Çanakkale’ye gelen gazetecilerin katılımı ile başlayan “Yerel basın atölye çalışması” programına Çanakkale Vali Vekili Cemal Yıldızer, Çanakkale Belediye Başkanı Ülgür Gökhan ve Umut Vakfı Başkanı Nazire Dedeman Çağatay da eşlik gösterdi.

“Demokrasilerin kalitesi ile basın kurumları arasında
kopmaz bir ilişki vardır”

Röportaj Atölyesinin açılış konuşmasını Çağdaş Gazeteciler Derneği Çanakkale Şubesi adına gazeteci Aynur Ganiler yaptı. “Basın, toplumsal sistemler içinde önemli yeri olan kurumlardan biridir. Bu boyutuyla toplumsal sistemlerin niteliğini belirleme açısından da önemli bir kriterdir” diyen Ganiler, “Demokrasilerin kalitesi ile basın kurumları arasında kopmaz bir ilişki vardır. Bu ilişki karşılıklı bir ilişkiyi içerir. Toplumsal sistemin, basın üzerindeki etkileri olduğu kadar basınında toplumsal sistem üzerinde etkileri vardır, olmalıdır; basın böylesi bir performansı yaratarak demokrasinin kalitesine katkı sağlar. Toplumsal sistemler sınıfsal ilişkilerin belirlediği ekonomi politikalar üzerinden konumlandıkları boyuta göre basın kuruluşları ile bir ilişki içersine girerler. Kapitalist toplumlarda bu ilişki faaliyet alanlarına müdahale ederek basın kurumlarını kendi yedeğine alıp sistemin menfaatleri gereği gerçeklerin halka ulaştırılmasını engelleme adına biçimlendirilmeye çalışılır” ifadelerini kullandı.


“Ateş Düştüğü Yeri Yakar”

Röportaj Atölyesi çalışmalarına katılan Umut Vakfı Başkanı Nazire Dedeman Çağatay ise; oğlu Umut Önal’ın ölümünün ardından kurulan vakıf ile bireysel silahsızlanmanın yaygınlaştırılması için çeşitli çalışmalar gerçekleştirdiğini dile getirdi. Konuşmasında Umut Vakfı hakkında bilgiler veren Dedeman, “Oğlum Umut 20 yıl önce bir silahla öldürüldü. Ateş düştüğü yeri yakar. Ve ben bugün hala oğlumun gerçek öldürülüş nedenini bilmiyorum. Tek bildiğim gerçek oğlumun ruhsatsız bir tabancayla öldürüldüğüydü. İnsanların barışçıl yolla çözülecek olayları şiddetle çözmeye çalışması ve benim gibi pek çok insanın bu acıları yaşadığını biliyorum. Sizlerin gazetelerinizde yaptığınız haberlerden derlediğimiz, resmi olmayan sonuçlara göre yılbaşından bu yana yani 10 ayda meydana gelen 1823 olayda, bireysel silahlarla 1706 kişi öldü. 1156 kişide yaralandı. Her gün yaşadığımız kadın cinayetlerine sizlerde aşinasınız. Bu yılın 10 ayında öldürülen kadın sayısı 255. Kadın cinayetlerinde anneler,babalar ve krdeşlerde zarar görüyor. Ve bu cinayetlerde kullanılan silahların yüzde sekseni ruhsatsız. 1993 yılında Umut Vakfı’nı kurduk ve o günden bu yana bireysel silahsızlanma için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. 2007 yılından bu yana düzenlediğimiz yerel medya seminerlerinin 13.’sünü bu yıl ilk kez Röportaj Atölyesi ile birlikte gerçekleştiriyoruz. Türkiye’de yerel medya seminerlerini bugüne kadar 12 il de gerçekleştirdik. Bu toplantılarımıza ortalama 1200 gazeteci katıldı. Bu yıl ilk defa seminerimiz Röportaj Atölyesi çalışmasına dönüştürüldü. Çanakkale, Antalya, Diyarbakır olmak üzere üç kentteki genç gazeteci dostlarımızın her toplantıya katılımı sağlanarak Atölye Çalışması yapılması amaçlandı. Umut Vakfı Başkanı olarak ben sadece sizlerden haberlerinizi yaparken Türkiye Gazeteciler Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’nde de yer alan gazeteci her türden şiddeti farklı gösteren, özendiren, kışkırtan yayın yapamaz kuralına uymanızı, haberlerinizde bireysel silahsızlanmanın yaygınlaştırılması için özen gösterirken, silah ve şiddet konusunda özendirici yayın yapılmamasına dikkat etmenizi ve duyarlı olmanızı rica ediyorum. Unutmayın ki sizler toplumu yönlendirici bir konumda bulunuyorsunuz” diye konuştu.

“Korkarak gazetecilik olmaz”

Çanakkale Belediye Başkanı Ülgür Gökhan ise; “Bu kentte barış ve özgürlüğe vurgu yapıyoruz. Bu kent özgürlüklerin kenti. Hep bunu vurguluyoruz ve bilinçlere yerleştiriyoruz. Bir kentte özgürlük yoksa, o kentte gelişme, sosyal kalkınmayı beklemek son derece güç. Özgürlük kavramının sadece Çanakkale’de değil, tüm Türkiye’de gündeme taşınmasında yarar var. Özellikle kadının ve toplumun özgürleşmesi noktasında gazetecilere çok önemli görevler düştüğüne inanıyorum. Çünkü, gazeteciler çok büyük bir sorumluluk altında görev yapıyor. Gazetecilerin yazdığı haber, toplum tarafından okunuyor ya da izleniyor. Burada taraflı haber topluma yapılan en büyük saygısızlıkların başında gelir. Ve bu toplumun haber alma özgürlüğüne bir karşı duruştur. Doğru haber alma özgürlüğümüz vardır. Yani iktidara yaranacak bir yandaş medya topluma karşı yapılan hak ihlalidir. Bugünkü Türkiye’de hep basın mensuplarına yapılan baskılar, basın mensuplarının cezaevlerinde olması yada işine gelmeyen basın mensubunun patronuna baskı yaparak işinden edilmesi gibi olayların yaşandığı bir ülkede taraflı bir haber verilmesi insanları ve toplumu olmadık yerlere götürür. Gazetecilerin hakları konusunda hassas olmalıyız” dedi. “Genç gazeteci arkadaşlarımız, özellikle topluma yönelik bir işi yaparken cesaretli olmalısınız” diyen Başkan Gökhan; “Evet başımıza olmadık işler gelebiliyor ama bu konuda mücadele etmeden de olmuyor. Şehitler diyarı Çanakkale’de şehitlerimiz var. Onlarda korkabilirdi ve mücadele etmeyebilirdi. Ama korkmadılar ve şehit oldular. Niçin? Bugünler için. Bu ülkede özgür yaşıyorsak, şehitlerimiz sayesinde yaşıyoruz. Dolayısıyla o süreci devam ettirebilmemiz için biz de her konuda cesur olmalıyız. Eğer cesaretiniz yoksa bu işi bırakınız ve yapmayınız. Korkarak gazetecilik olmaz. Öyle olmadığınızı da biliyorum. Basın mensuplarına yapılan her türlü baskıyı şiddetle kınadığımı bir kez daha ifade etmek istiyorum” diye konuştu.

Konuşmasında Kaz Dağları’ndaki altın arama çalışmalarına karşı mücadele verdiklerini belirten Başkan Gökhan; “Vahşi kapitalizm denilen şeyin ne olduğunu Kaz Dağları’nı gezdiğinizde gözlerinizle göreceksiniz. O güzel doğa ve cennet güzelliğinde olan Kaz Dağları’nın üç kuruşluk altın için kazılarak siyanürlenmesi konusunu titizlikle incelerseniz sevinirim. Çünkü burada hareketle düşüncelerinizi gazetelerinizde görmek istiyorum. Tersini de yazabilirsiniz. Çünkü aksi görüşü de dinlemek isterim. Bugüne kadar duymadım ama olabilir. Kaz Dağları’nın korunması için mücadele ediyoruz. Bu mücadelemize katkı verirseniz memnun oluruz. Kaz Dağları’ndaki altın tecavüzcülüğüne karşı hepinize müteşekkir kalırız” ifadelerini kullanarak sözlerine son verdi.

“Alternatif Medya Arayışı Ciddi Boyutlara Geldi”

Açılış konuşmaları ardından programın ilk konuşmacısı olarak gazeteci-yazar Celal Başlangıç söz aldı. Türkiye’de alternatif medya arayışlarının ciddi boyutlara geldiğini belirten Başlangıç, “Alternatif medya arayışları sonucunda gördük ki, bu alternatif medya da yer alan yetişmiş eleman sıkıntısı çektiğini gördük. Bir internet sitesi açıyorsunuz ama altında yazacak bir eleman bulamıyorsunuz. Hem röportaj konusunda hem de yetiştirilecek eleman konusunda yardımcı olabilmek için böyle bir çalışma başlattık” dedi. Kısa bir tanıtım videosu ile Röportaj Atölyesi çalışmaları katılımcılara aktarıldı.

Yerel ve Ulusal Basının Sorunları Masaya Yatırıldı

Açılış konuşmaları ardından Röportaj atölyesi ekibi; Diyarbakır, Antalya ve Çanakkale’de görev yapan basın mensuplarının sorunlarını dinledi. Haber kaynaklarına ulaşımda sıkıntı çektiğini söyleyen muhabirler, ayrıca maaş sıkıntıyla ilgili yaşadıkları sorunları da dile getirdi. Ana akım medyada aynı dezenformasyonun olduğunu belirten Doç. Dr. Ceren Sözeri, “2009 yılında Hrant Dink Vakfı nefret söylemi çalışmasında yer aldım. Bir çalışma yaptık, Hrant Dink’in gazetelerde nasıl yer aldığını inceledik. Ve gazetelerdeki 2004 yılından itibaren süregelen nefret söylemlerinin etkili olduğunu gördük. Yerel medya ile sorunları için söylemek istediklerim var. Evet Türkiye’de medya sahipliği işadamlarından oluşmakta. Türkiye’de medya patronlarının asıl işleri medya değil. Madenlerle ilgili bir haber yapmak istediğiniz zaman bunu patronuz istemedikçe yapamayacaksınız. Para aktardığınız bir gazetede, bir başım derde girmesin, iki mümkünse biraz fayda sağlasın anlayışı daha önemli. Maaş konusunda, ana akım medya aynı durumda. Basın İlan Kurumu’ndan ilan almak için gazete çıkarıyorlar. Gazete patronlarını bir kenara koyalım. Gazeteciler kaç para kazanıyor diye araştırma yaptık. Ana akım medyada da elden para veriliyor. 300-400 TL bankaya yatıyor, diğer kalanı muhasebeden elden alıyorsunuz. Gazeteciler nasıl yaşıyor sorusuna cevap almak için TÜİK’ten derlediğimiz verileri toparladık. Türkiye’de 2011 yılında bir gazeteci aylık eğer kadroluysa ortalama 1000 TL kazanıyor, kadrosuzsa sabah 9 akşam 9, ama sadece 500 TL kazanıyor. İçlerinden bir tanesi çıktı ayda 30 bin TL kazanıyor. Aradaki uçurumu düşünebiliyor musunuz. 1500 TL kazanan ve 30 bin TL kazanan aynı gazetecilik için, mesleki dayanışma için birlikte mücadele edebilir mi? 30 bin TL kazananın bu umurunda bile değildir. İşten atılıyormuş, sözleşmesiz çalışıyormuş umurunda olmaz aralarında devasa bir fark var. Bu da temel de gazetecilerin birbirleri ile o dayanışmayı kuramamasından kaynaklanıyor” dedi.

“Dördüncü kuvvet gazetecilik”

Gazeteci ve akademisyen Ragıp Duran ise devlet yönetiminde ve toplumların idaresindeki yasama, yürütme ve yargının ardından bu organların denetlenmesi görevini dördüncü bir kuvvet olarak medyanın üstlendiğini ifade etti. “Uzunca bir süre batıda, demokrasinin gelişmiş olduğu ülkelerde basın bu işlevini yaptı” diyen Duran, “Gazetelerde hükümetin, devletin, meclisin, mahkemelerin aksayan yanlarını eleştirdiler. Bir ülke düşünün, herşey tıkır tıkır işliyor, olağanüstü bir cumhurbaşkanımız var, olağanüstü bir başbakan, trenler, uçaklar tam saatinde kalkıyor. Böyle bir ülkede gazeteciye ihtiyaç yoktur. 8.25 treni, 8.25’te kalkarsa haber olmaz. 8.25 treni 8’de veya 9.25’te kalkarsa haber olur. Biz Türkiye’de her gün 8.25 treninin haberini okuyoruz, ki o tren hiç kalkmadığı halde! Gazeteci olarak aksayan, iyi yürümeyen işlerin, iyi yürümesi için, halk adına, yurttaşlar adına iş yapan insanlarız. Ancak, dördüncü kuvvet Türkiye’de bu üç kuvveti denetlemek yerine, onların müştemilatı gibi davranıyor” ifadelerini kullandı.

Filtreler:
Görüntülenme: 132
Google Analytics verileri olup, manipüle edilemez bir kaynak kullanılmıştır. Günde bir kere güncellenmektedir.

Yorumlar

Henüz yorum yok...

Sizin yorumunuz...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir