Mevsimin ve hatta yılın en sıcak günlerini yaşıyoruz. Temmuz sıcaklarına uygun iki sanat etkinliği kentin gündemindeydi. Gidenler gördü, gitmeyenlere geçmiş olsun.

2010 yılında ilki yapılan ve bu yıl ikincisi aynı format, usul ve üslupta gerçekleştirilen Şeffaf Beygir Filim Şenliği, gelenekselleşmek yolunda ilerliyor. Adını Troia koyarak kentte bir filim festivali yapma girişimine karşı bir tepkiyle ortaya çıkan Şeffaf Beygir’ciler, sanırım artık toplumsal meşruiyetini gittikçe oluşturuyor.

Bu yıl gösterilen sinema filmleri vizyonun en iyileriydi. Hem popüler, hem nitelik yönü olan karma bir 7’liyi sinemaseverler izledi. Yapılan söyleşilere de sinema alanında rüştünü ispatlamış ünlüler katıldı. Açılış korteji, saat kulesi ile Yalıhanı arasında oldukça renkli katılımlarla başarılı bir şekilde gerçekleşti. Mahalle muhtarları her yıl kendi mahalle halkının nabzını da yoklayarak bir en iyi filim seçiyor. Bu yılın en iyisi “New York’ta Beş Minare” adlı filim oldu.

Organizasyonun tüm hataları kabulümüzdür. Bir Organizasyon Komitesi üyesi olarak hataların bile bir “şenliğe” yakışır olduğunu düşünüyorum. Meselenin özü, çekirdek çıtlatarak, gecenin temmuz serinliğinde ve yıldızların altında, mahallelilerle birlikte, yazlık sinema keyfini çıkartmaktır. Siz bunu kaçırdıysanız ben size ne yapsam, ne etsem, ne desem yeridir. Ama görülmektedir ki, bu işin bir sonraki senesi de olacak. Kaçırmazsınız umarım.

Bir başka Temmuz sanat etkinliği Bulgar Çağdaş Seramik Sanatçısı Eli NEDELCHEVA’nın, “Toprak ve Ateş” adlı seramik sergisiydi. Çanakkale’de böylesi bir daha olmaz. Bence Dünya’da da olmaz. Çünkü Eli aramızdan 6 ay önce ayrıldı. Son 2 yılda ürettiklerini Çanakkale sergisi için biriktiriyordu.

Bu sergi önemli olduğu kadar öyküsü olan da bir sergidir. Çanakkaleli Okan Günalp Paris’te yaşar. Bu sergiyi bana öneren sevgili Okan Günalp’tır. Öncelikle Seramik Sanatçısı Eli Nedelcheva’nın oluru alındı. Akabinde Çanakkale Belediyesinin lojistik destek vermesi istendi ve kabul gördü.

İşin Bulgaristan ayağında ise; Sevgili Okan’ın da tanıdığı olan ve Eli Nedelcheva’nın çocukluktan buyana arkadaşları, hemşehrisi Bayan Krassimira ATANASSOV ve Bay İvador ATANASSOV esas aktörlerdir. Bilimsel aktörümüz, Bulgar Bilimler Akademisi Güzel Sanatlar Enstitüsü Bölüm Başkanı Assoc. Prof. Violeta VASİLCHİNA, Ph.D.’dır. Kentsel kültürel ilişki aktörümüz ise Bulgaristan’ın Razgrad kenti Kültür Bölümü Yöneticisi Stefka RANGELOVA’dır. Ama esas aktör kızını bu yolda kaybeden Sanatçı Eli Nedelcheva’nın annesi sayın Dora NEDELCHEVA’dır. Bu kişilerin hepsi kentimize geldiler. Uzun sohbetler yaptık. Sevgili Eli’nin eserleri arasında gezindik.

Bu Sergi’nin önemine gelince, Bulgar seramik sanatının özellikle de Troyan kültürünün en önemli seramik yorumcusu olarak bilinen Eli Nedelcheva, çağdaş yorumlamasıyla yarattığı ürünlerini bizimle paylaştı. Ben sürecin içindeyim diye mi çok etkilendim düşüncesi taşıdığımdan, sergiyi gezen çoğu insana düşüncelerini sordum. Hemen herkes çok etkilendiğini ve kendisine yakın bir kültürün yorumlarıyla karşılaştıklarını ifade ettiler.

Düşündüm bir ara, yüzlerce yıldır kavgalı ve düşman iki komşu kültür birbirine bu kadar yakınken, neden uzaklaşır ki? İktidar dışı ve kentler üzerinden kurulan ilişkilerin barışı geliştireceğini bir kez daha gördük. Çanakkale’nin bir sloganı “barış” iken, diğeri “Seramik” olarak telaffuz ediliyor. Bu sergi hem barış, hem seramik üzerine oldukça verimli bir süreci yaşattı.

Temmuz’da sanat yapmak zor. Buna rağmen zenginliğimiz için sanat ve kültüre devam…

Bir Temmuz şiiriyle bitirelim…

Bir Oğlum Olacak Adı Temmuz

bir oğlum olacak adı temmuz
uykusuz
korkusuz
beter mi beter
ben beynimi satarak yaşıyorum
o benden proleter

bir oğlum olacak adı temmuz
karataşın göbeğinde aşk
karataşın göbeğinde barış
karataş çatladı çatlayacak
bende bitmeyen kavga
onda yeniden başlayacak

bir oğlum olacak adı temmuz
öfkede benden fırtına
sevgide deniz
ne samanyollarının ulu kervanları susuzluğumun
ne kutup şafaklarında tanrılaşması ilkelliğimin
temmuz gibi sıcak ve bereketli
temmuz gibi uçsuz bucaksız

bir oğlum olacak adı temmuz
dilinde en güzel sesi Türkçemin
kulağı en yiğit şarkılarla delik
korkak bir merakla değil yıldızlı karanlığı
Vivaldi’yi dinler gibi okuyup anlayacak
ve belki de sütdişleri sürerken balaban bir bursa şeftalisine
ay’dan kendi sesini dinleyecek
vahşi bir çiçek gibi açılmış gözleriyle

ben ki yalınayak bastım kızgın dişlerine açlığın
iri bir çizme gibi Balkanlar’a basarken faşizm
dağlarda silah atmayı sevdim
ben ki silah taşıdım gizli gizli
dünyanın bütün devrimlerine
boşuna dönmüyor bu rotatifler
boşuna bağırmıyor bu kara
boşuna dinlemiyor bu korku kapımızı
anamın aksütü gibi biliyorum ki
doyumsuz günlere doğacak temmuz
doyumsuz günler görecek
hani şu hep andıkça sızlatan yüreğimizi
hani şu hep dalıp dalıp gittiğimiz andıkça
beklediğimiz beklediğimiz beklediğimiz
ve tam görecekken göçüp gittiğimiz günler gibi günler
ama mutlaka

karataşın göbeğinde aşk
karataşın göbeğinde barış
karataş çatladı çatlayacak
ben direndim yorulmadım
o yorulup yıkılmayacak

Hasan Hüseyin Korkmazgil