Salgın ve bulaşıcı hastalıklar, tarihin her döneminde dünya üzerindeki canlılar için her zaman büyük felaketlere neden olmuştur. Toplumların sosyal, siyasal, kültürel, bilimsel, ekonomik ve askeri yapılarının yanı sıra hayvanları etkileyen felaketlere de her zaman rastlanmıştır.

İnsanları etkileyen hastalıkların başında ise veba, sıtma, kolera, tifo, tifüs, çiçek hastalığı ve influenza gibi bulaşıcı hastalıklar gelmiştir. Böyle hastalıkların tarihin seyrini değiştiren boyutlara ulaştığını, savaşların seyrini değiştirdiğini biliyoruz. Tarih boyunca özellikle savaş sırasında yayılan salgın hastalıklarla baş etmek için devletler büyük çabalar harcamışlardır. Ordularını hastalıklardan koruyan taraflar her zaman diğer tarafa üstünlük kurmayı başarmışlardır.

Bir salgın hastalık, bazen bir ay içinde milyonlarca insanın ölümüne yol açabilmektedir. Salgın hastalıklar, imparatorlukları çökertmiş, orduları kırmış, yaşama biçimlerimizi sürekli değiştirmiştir. Özellikle muharebe alanlarında baş gösteren salgın hastalıklar ordular için ikinci bir mücadele alanının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Modern tıbbın gelişmediği dönemlerde orduların çatışmalarından daha çok askerin salgınlar yüzünden öldüğünü gösteren kanıtlar mevcuttur. İnsan yaşamı için uygun olmayan şartların olduğu alanlar, savaş alanları ve asker kamplarıdır. Bu tür sağlıksız ortamlarda salgın hastalıkların çok hızlı yayıldığı günümüzde bile görülebilmektedir.

Özellikle karşı kuvvetin su kaynaklarına yapılan bir saldırı girişimi ile karşı tarafın kolayca salgına yakalanmasına ve kırılmasına neden olunmuştur. Buna verilecek en güzel örnek ise MÖ 6. yüzyılda Asurluların düşmanlarını zehirlemek amacı ile su kuyularına ryeergot attıkları bilinmektedir. Atinalı Solon da, Krissa şehri kuşatmasında purgatif her hellebore isimli müshil etkisi olan bir ot kullanmıştır. Suların kirletilmesi bir savaş stratejisiydi ve yakın zamana kadar kullanılıyordu. Orgeneral W. T. Sherman, Amerikan İç Savaşı’nda yaşadıklarını da anlattığı “Anılar” adlı kitabında, Amerika Birleşik Devletleri askerlerini zehirlemek için çiftlik hayvanlarını bilerek sulama kanallarında vurduklarını ve bu hayvanların kokan leşlerinin Amerika Birleşik Devletleri kuvvetlerinin su kaynaklarını tehlikeye attığından bahseder. Bu savaşta ölen 600.000 askerin üçte ikisi salgın hastalıktan ölmüştür.

Böylesi bir salgının orduları nasıl etkilediğini gösteren en eski anlatımlardan bir tanesi ise Homeros’un İlyada Destanı’nda anlattığı Troia Savaşı sırasında karşımıza çıkmaktadır.
Troia üzerine savaşa gelen Akhalar, Anadolu yakasında yer alan yerleşimleri yıkıp talan etmektedirler. Akhilleus, Edremit Ovası (Thebe) kentlerini talan ederken, Apollon Smintheus Tapınağı rahibi olan Khryses’in kızı Khryse’yi tutsak eder ve onu Başkomutan Agamemnon’a verir. Khryses, Akhalara gelir ve Agamemnon’a kurtulmalık vererek kızını geri ister. Fakat Agamemnon ona hakaret eder ve kovar. Rahip bu durumdan sonra Apollon’a yalvarır ve yardım ister. Bu duruma kızan Tanrı Apollon, orduya salgın hastalık yayar. Akhilleus’un Agamemnon’a ne olup bittiğini sorması üzerine, Bilici Kalkhas durumu anlatır:

Halk toplanıp gelince bir araya
ayağıtez Akhilleus kalktı, dedi ki:
“Atreusoğlu, birazdan geri döneceğiz, herhal,
yurdumuza gideceğiz, kurtarırsak ölümden canımızı;
bak yiyor Akhaları, bir olmuş savaşla salgın.
Gel bir duacıya, bir biliciye başvuralım,
ya da bir düş yorumcusuna, bilirsin Zeus getirir düşü.
O söylesin, Phoibos Apollon’un bu büyük öfkesi neden?
Adak mı adamadık, yüzlük kurbanlar mı kesmedik?
Uzaklaştırması için başımızdan şu salgını
koyunlar, lekesiz keçilerin razı mı yağ dumanlarına?”

……
Kalkhas söz aldı, düşüne taşına dedi ki:
……
“Yok yok, ne adak için kızdı o,
ne de yüz sığırlık kurbana.
Saygısızlık etti Agamemnon duacıya da ondan.
Kurtulmalıkları istemedi, salmadı kızını.
Çok acılar çektirdi okçu tanrı bu yüzden size,
bundan böyle de çektireceği var.
Vermezse kurtulmalık almadan, pazarlıksız,
oynak gözlü kızı sevgili babasına Agamemnon,
kurban etmezse bir de yüz kutsal sığır Khryse’ye,
bu kötü salgından Danaoları kurtaramaz o,
bunlar olursa tanrı yola gelir, yatışır.”
(Homeros, İlyada, I: 60-100)

Khryses / Agamemnon
Khryses’in kızı Khryse için Agamemnon’a yalvarması sahnesi (Vazo Resmi, MÖ 360-350)

Akhilleus, Agamemnon’a kızı geri vermesini söyler: Agamemnon kızı geri verir. Fakat Akhilleus’un davranışına kızdığı için habercileri gönderip Akhilleus’un kölesi olan Briseis’i elinden alır:

Ağır sözlerle buyurdu, yolladı onları.
İsteksiz yürüdüler ekin vermeyen denizin kıyıları boyunca.
Vardılar Myrmidon’ların barakalarına, gemilerine.
Barakasıyla kara gemisi yanında oturur buldular Akhilleus’u.
Onları görünce Akhilleus’un sıkıldı canı.
Haberciler ne bir şey sordular, ne bir şey söylediler,
kralın karşısında saygıyla durdular öylece.
Ama o, yüreğinde anladı her şeyi, dedi ki:
“Selam haberciler, Zeus’un, insanların sözcüleri.
Beri gelin, sizin bir şeyiniz yok, suçlu Agamemnon asıl,
Briseis kızı alasınız diye o gönderdi sizi.
Haydi tanrısal Patroklos, getir ve götürsünler,
ama ordudan uzaklaştırmak için kötü salgını
bir gün gene iş düşerse benim ellerime,
mutlu tanrılar, olumlu insanlar, o inatçı kral önünde
şu iki adam tanığım olsun benim.
Baksana, onun kara yüreği hep öfkeli,
ne ilerisini görür, ne gerisini,
gemilerinin yanında Akhalar sağ salim
nasıl dövüşecekler, bundan haberi yok.”
(Homeros, İlyada, I: 325-345)

Bu anlatımın Apollon üzerinden anlatılmasının bir nedeni vardır. Apollon bilindiği gibi fareleri ile ünlü bir tanrıdır ve Akhaların arasına yaydığı hastalık ise farelerden yayılan vebadan başka bir hastalık değildir. Kızını geri alan Khryses tekrar Apollon’a yalvarır ve salgın hastalık Akhaları terk eder.

kaldırdı Khryses ellerini, yüksek sesle yakardı:
“Ey Khryse’yi, kutsal Killa’yı koruyan, gümüş yaylı,
Tenedos’un güçlü kralı, dinle beni!
Yakarmalarımı nasıl dinlediysen bundan önce,
Akhaların ordusuna yumruğunu nasıl indirdiysen, beni sayıp,
şimdi de tezelden yerine getir şu dileğimi:
Uzaklaştır amansız salgını Danaolardan.”

Böyle yakardı, Phoibos Apollon da dinledi onu. (Homeros, İlyada, I: 450-460)

Salgın hastalığın gücünü bu olaydan açıkça görmek mümkündür. Yenilmez ve korkusuz savaşçı Akhilleus’u korkutan da, Agamemnon gibi güçlü bir krala geri adım arttıran da salgının orduyu yok edeceği korkusudur. Troia ordusu bu salgın kadar zarar verememiştir Akhalara ve bu kadar korkutamamıştır onları Troia’nın güçlü surları.

İşte Troia Savaşı dahil tarihin bütün büyük savaşlarında en büyük imparatorların, kralların, kahramanların korkulu rüyası olan salgın hastalıklar günümüzde de etkisini sürdürmeye devam ediyor. Son dönemde yayılan Corona Virüsü gösterdi ki insanoğlu salgın hastalıklar karşısında tarihin her döneminde olduğu gibi çaresizlik içinde…

O gün çaresiz olan Agamemnon iken bugün dünyanın süper güçleri…