Ülgür Gökhan “Newroz piroz be” dedikten sonra ne oldu?

04 Nisan 2013

Radikal’den Barış Avşar, Çanakkale Belediye Başkanı Ülgür Gökhan’ın BDP tarafından düzenlenen Newroz kutlamasına katılarak yaptığı konuşma sonrasında yaşadıkları ve konu hakkındaki düşünceleri üzerine bir röportaj gerçekleştirdi:

Çanakkale Belediye Başkanı Ülgür Gökhan, belediyenin web sitesindeki öz geçmişinde “köklü ve sosyal demokrat bir ailenin bireyi olarak 1950 yılında Çanakkale’de dünyaya geldi” şeklinde tanıtılıyor. 2002’den itibaren belediye başkanlığı yapan Gökhan bu yıl Çanakkale’de BDP tarafından düzenlenen kutlamalarda Kürtçe, “Newroz piroz be!” demesiyle gündeme geldi.
Kutlamada yaptığı konuşmada, “Bundan sonra da ülkemizin tamamında barış içerisinde yaşamak için elimizden gelen mücadeleyi ortaya koymaya hazırız. Hiçbir şeyden korkmuyoruz. İnsanımızdan korkmuyoruz, hepiniz canımızsınız, ciğerimizsiniz” demişti.
Gökhan’a bu konuşmasını ve sonrasında aldığı tepkileri sorduk.

BDP’nin kutlamasına katılmanız ve konuşmanız nasıl gerçekleşti? Sonrasında nasıl tepkiler aldınız?

Ben zaten Çanakkale’de belediye başkanlığı yapmaya başladığımdan beri, yani yaklaşık 10 yıldır bürokratik Nevruz kutlamalarına gitmem, BDP’nin düzenlediği Newroz kutlamalarına katılırım. Zaten bize başvururlar, bizim parklarımızda yapılır. O alanları da biz düzenleriz. Beni de her yıl konuştururlar. O yılki gündeme göre de bu katılımlarımız hakkında spekülasyonlar oluşturulmaya çalışılır. Bu yıl barış süreci gündemde olduğu için çok dikkat çekti sanırım ve sanki bu yüzden katılmışız gibi düşünüldü. 2009’daki kutlamalara da kardeş belediyemiz olan Diyarbakır’ın Sur Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş ile katılmıştık. O zaman da yerel seçimler dönemine denk gelmişti, orayla ilişkiliymiş gibi spekülasyonlar olmuştu. Ama biz belediye başkanı olarak seçilene kadar partiliyiz. Seçildikten sonra herkesin başkanıyız. Beni de kim çağırırsa çağırsın yasal her toplantıya gider konuşurum. MHP çağırsa ona da giderim ama onlar çağırmıyor…
Burada önemli olan insandır. İnsanın bir derdi varsa ben yanında olurum. Bunun karşılığını da aynen alıyorsunuz. Bu yıl düzenlenen kutlamaya BDP Genel Merkezi’nden gelen yönetici de bizim maden şirketlerine karşı Kaz Dağları’nı korumak için yaptığımız mücadeleye destek verdi örneğin. Çok da güzel bir konuşma yaptı. Bunlar ‘ulusalcı’ denilen kesimler tarafından polemik konusu yapılmaya çalışılıyor ama ben cevap vermiyorum. Yoksa seçmenlerimizden hiç kimse bana ‘niye böyle söylüyorsun’ demedi. Aksine gerek vatandaşlardan gerek Çanakkale dışından izleyenlerden olumlu tepkiler aldım.

Siz bir sosyal demokrat olarak böyle davranıyorsunuz ama partinizin yönetimde olduğu her belediyede benzer yaklaşımlara çok sık tanık olmuyoruz. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Tabii bu öncelikle oralardaki arkadaşların tercihleridir. Ben anlayış meselesi diyebiliyorum sadece. İnsana negatif mi bakıyorsunuz, pozitif mi? Sadece bununla ilgili. Karşınızdaki talep sahiplerinin insan olduğunu, yaşam hakları olduğunu düşünerek, bu felsefeyle bakabilme meselesi… Karşımdaki insanın kültürünü yaşamak istemesi, ayrımcılıktan kurtulmak istemesi insani bir talep değil mi? Ben Türkçe konuşmam engellense, Türk olduğumu söylemem engellense nasıl karşı çıkacaksam, onun bu karşı çıkışına da öyle sahip çıkarım. Ve biz bunu çözüm süreci yokken de böyle söylüyorduk.
Biz bu topraklarda binlerce yıldır yaşayan halkların devamıyız. Hangimiz, Hititlerden, Urartulardan, Frigyalılardan gelmediğini söyleyebilir? Yıllar boyu bu kültürler bu toprakları paylaşmışlar. Şimdi de bu yapılmalı. Birbirimizi dışarıya atamayacağımıza göre!

“Atalarımız Çanakkale’de yan yana yatıyor” söylemi de süreçle birlikte popülaritesini artırdı. Siz Çanakkale Belediye Başkanı olarak nasıl değerlendiriyorsunuz bu açıklamaları?

Bunun böyle olduğunu kabul edenler, ki bu çoğunluktur, o atalarının devamı olarak birlikte yaşamanın da hakkını vermelidir. Yoksa şehitler üzerinden siyaset yapılmış olur sadece ki bunun bir anlamı yok. Çanakkale mücadelesi aslında bu topraklar üzerinde yaşama iradesi gösterenlerin Osmanlı devletini koruma mücadelesidir. Bugün de Türkiye devletinde yaşıyoruz. Elbette bir devletimiz, üst kurumumuz olacaktır. Burada ‘Türk’ adına takılmamak, beraber nasıl yaşayacağımızı planlamak lazım.
Bu anlamda mevcut sürecin de iyi gittiğini söylemiyorum. Hükümet net görünmüyor, idare-i maslahat yapıyor. Ben gidip Diyarbakır’ın Kırkmeşe’de köyünde halka hitap ediyorum, bir oğlu PKK’da olan Sur Belediye Başkanı sayın Abdullah Demirbaş Çanakkale’de geliyor halka konuşuyor. Ben orada alkış alıyorum, o burada 10 bin kişiden alkış alıyor. Budur işte barışa hizmet. Burada içiçeliğimizi sağlamamız lazım. Özellikle 80’den sonra Kürtlerle ilgili affedilemez hatalar oldu. Acı var orada, büyük acı var. Bu yaraların üzerine merhem sürülmeli öncelikle… Yoksa silahlı çekilme silahsız çekilme laf-ı güzaf! Hükümet de ve benim partim CHP de açıkça ön almalıdır. Özellikle biz, cumhuriyeti kuran partiysek, bununla övünüyorsak, cumhuriyetin sürmesini de sağlamak zorundayız. Bunun için gerekirse oyların düşmesi de göze alınmalı.

[radikal.com.tr]

Yorumlar...

    Henüz yorum yok...

Sizin Yorumunuz...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir