Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!
Çanakkale Ruhu Temalı Resim Yarışması Ödül Töreni ve Sergi Açılışı Gerçekleşti

Çanakkale Ruhu Temalı Resim Yarışması Ödül Töreni ve Sergi Açılışı Gerçekleşti

Çanakkale Ruhu Temalı Resim Yarışması Ödül Töreni ve Sergi Açılışı, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Troia Kültür Merkezinde gerçekleşti.

Ödül töreni ve sergi açılışına Belediye Başkan Vekili Ali Sürücü, ÇOMÜ Rektörü Prof. Dr. Sedat Laçiner, Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Ramazan Gülendam ve Prof. Dr. Eyüp Özdemir, MHP Çanakkale Belediye Başkan Adayı Halil Rüştü Akgün, J.Ö.M.E. Komutanı J.Kd.Albay Bülent Çakar, 116. Jan. Eğitim Alay Komutanı J. Albay Timuçin Alper, ile üniversite yöneticileri, kurum, kuruluş temsilcileri, akademik ve idari personel katıldı.

Törende Saygı Duruşu ve İstiklal Marşının ardından müzik dinletisine geçildi. Müzik dinletisinin ardından Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ramazan Gülendam ile Rektör Prof. Dr. Sedat Laçiner birer konuşma yaptılar.

Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ramazan Gülendam yaptığı konuşmada Çanakkale Ruhu temalı olarak düzenlenen resim yarışmasına yurt genelinden toplam 80 eser gönderildiğini ifade ederek bu eserlerden ikisinin yarışma şartnamesine uymadığını, 42’sinin de yarışma jürisinden düşük puan alarak sıralamaya dahil edilemediğini belirtti. Gülendam, “Bugün burada ödül almaya ve sergilenmeye layık bulunan 36 eser mevcut” dedi.

“Çanakkale Savaşları birçok devlete, birçok millete esin vermiştir”
Prof. Dr. Sedat Laçiner ise yaptığı konuşmada şunları söyledi:

“Çanakkale Savaşları bu toprakları kutsal hale getiren en önemli unsurlardan bir tanesi. Çanakkale Savaşlarının anlamını, önemini bütün dünya biliyor ve takdir ediyor. Elbette bizlerde bunun bilincindeyiz. Çanakkale pek çok devletin, milletin doğduğu yer desek abartmış olmayız. Yeni Zelanda ve Avustralya Anzakları dediğimiz insanlar bu topraklarda millet olma bilincine kavuştular. Bugün Avustralya ve Yeni Zelanda diye iki ayrı devlet var ise bunu birazda bu topraklardaki mücadeleye borçlular. Bununda farkındalar, o yüzden üzerinden nerdeyse yüzyıl geçmiş olmasına rağmen Çanakkale’ye halen geliyorlar. Belki de bizlerden daha fazla kıymet gösteriyorlar. Sadece Avustralya ve Yeni Zelanda değil, biliyorsunuz Çanakkale Savaşlarının yapılma nedenlerinden bir tanesi de -belki de en önemlisi- müttefik devletlerin Rusya Çarlığına yardım etme gayretidir. Çanakkale ve İstanbul Boğazları geçilerek Rusya’ya silah yardımında, maddi yardımda bulunulacaktır ve bu sayede çar kurtarılacaktır. Müttefikleri olan bir devleti kurtarmak için bu savaşı gerçekleştirmişlerdir. Fakat Türklerin direnci Osmanlı Devletinin buna müsaade etmemesi sonucunda Rusya’da çok dramatik bir değişim yaşanmıştır. Leninlerin, Stalinlerin, Troçkilerin yani Marksist hareketin başarısının en önemli nedenlerinden bir tanesi de Çanakkale Savaşları olmuştur ve Rusya tarihinde büyük bir kırılma yaşanmıştır. Sovyetler Birliğinin ortaya çıkmasının en önemli maddi nedenlerinden bir tanesi de Çanakkale Savaşları ve Çanakkale’nin geçilememesi olmuştur. Sovyetlerin doğması yani bir coğrafyanın kaderinin değişmesine de vesile olan savaş burasıdır. Çanakkale Savaşları birçok devlete, birçok millete esin vermiştir, millet şuurunu vermiştir, tarihin kaderini değiştirmiştir. Tarihe hediye ettiği en büyük devlet ise belki de Türkiye Cumhuriyeti Devleti olmuştur.

Kurtuluş savaşının önsözü diyoruz doğrudur. Kurtuluş savaşı belki de burada başlamıştır. Yani bir milletin şahlanışı, kendine gelişi, küllerinden doğuşu buradan gerçekleşmiştir. Uzun yıllar boyunca unutulmuş olan Fatih Sulatan Mehmet’in, Kanuni Sultan Süleyman’ın, Yavuz Sultan Selim’in ruhları bu topraklarda yeniden canlanmıştır ve bir millet en alt neferinden, onbaşısından, çavuşundan yüzbaşısına kadar kendisini her biri bir Fatih Sultan Mehmet gibi hissetmiştir.

“Bu savaş bir iman savaşıdır, bu savaş aynı zamanda bir akıl savaşıdır”
Bu savaş sıradan bir savaş değildir. Bu savaş dönemin süper güçlerine karşı verilmiş bir savaştır ve gerçekten zaruret içinde verilmiş bir savaştır. Bu savaş bir iman savaşıdır, bu savaş aynı zamanda bir akıl savaşıdır. Bir milletin düştüğü yerden kalkabilmek için aklını ve imanını birlikte kullandığı zaman neler yapabileceğini kanıtlamış bir savaştır. Hepiniz Vietnam’daki Amerika Birleşik Devletleri’nin başarısızlığını ve Vietnamlıların başarısını çok iyi biliyorsunuz ve bütün dünya Vietnam Savaşı’na, Vietnamlıların bu direncine, başarısına hayran… Şunu çok net bir şekilde söyleyebiliriz ki Çanakkale Savaşı Vietnam Savaşı’ndan dahi çok daha büyük bir güç farkının ortaya konduğu ve zayıfın güçlüyü yendiği çok özel bir savaştır. O dönemin iki süper devleti Fransa ve İngiltere, bugünün Amerika Birleşik Devletleri gibi, Türkiye gibi yıkılmak üzere olan bir devlete Osmanlı topraklarına saldırmıştır ve bu topraklarda gerçekten insan gücü ile büyük bir zafer kazanılmıştır. Bu savaşın birçok özelliği var. Eminim bunları hepiniz okuyorsunuz ve okuyacaksınız da, birçok özelliğinden bir tanesi de karada, denizde, havada ve denizin altında bütün araçların hepsinin bir arada kullanıldığı insanlık tarihindeki ilk savaş olmasıdır.

Çanakkale ruhu ile Kurtuluş Savaşı’da verildi
Karşı tarafın elinde denizaltılar ve uçaklar da dâhil olmak üzere her şey bulunmaktadır. Ama burada Mehmet Akif Ersoy’un ifade ettiği gibi; “Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar, benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var” yani garbın afakında, batıda çelikten bir zırh var, burada ne var, bizim serhaddimizde yani sınırlarımızda ise iman dolu göğsümüz var. Yani bir insanın göğsü var, karşı tarafta ise çelikten bir zırh var. İşte zırh ile imanın, zırh ile insan bedeninin çarpışması çok dehşet verici ve çok dramatik olmuştur. İşin ilginç tarafı kazanan zırh değil iman dolu göğüs olmuştur. İşte oradaki ruha, mücadele gayretine biz Çanakkale Ruhu diyoruz. O ruh ile Kurtuluş Savaşı ‘da verildi, o heyecan ile Türkiye Cumhuriyeti kuruldu. Bir çınar çatırdayarak yere yıkılırken o çınarın yanından ortaya çıkan filiz, Türkiye Cumhuriyeti’ni bugün ki devletimizi meydana getirdi. Ve bizim bugün o ruha yeniden ihtiyacımız var. Çanakkale Ruhuna yeniden ihtiyacımız var. Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. Yılı yaklaşıyor. 1923’ten 2023 yılına kadar Türkiye çok sallandı, çok uğraştı. Görüyorsunuz, bugün de inişler çıkışlar yaşıyoruz. Ümit ediyorum ki 2023 yılına kadar o ruh yeniden bedene dolar ve Türkiye Cumhuriyeti Osmanlı Devletinin bırakmış olduğu o şanlı yerden çok daha kıymetli, çok daha büyük, çok daha azametli, insanlığa yardım edebilecek ve bizleri de bugün ki bulunduğumuz konumdan çok daha iyi bir mertebeye taşıyabilecek hale gelir.

Çanakkale Ruhunu anlamak için önemli araçlardan bir tanesi de Çanakkale Savaşları’nın 100. yılı olan 2015 yılıdır
Çanakkale Ruhunu anlamak ve bir şuur haline getirebilmek için de en önemli araçlardan bir tanesi herhalde Çanakkale Savaşları’nın 100. yılı olan 2015 yılı olmalıdır. 100. yıllar kolay gelmiyor. Bu 100. yılı da ümit ediyorum ki hepimiz göreceğiz. Ama bir sonra ki 100. yılı buradakilerin hiç biri göremeyecektir diye düşünüyorum. İnsan ömrü o kadar uzar mı bilemiyorum ama şu anki bilgilerimiz çerçevesinde bir sonra ki 100. yılı göremeyeceğiz. Dolayısıyla önümüzdeki 100. yılı çok iyi bir şekilde değerlendirmemiz lazım. Bunu hem Çanakkale Ruhunu canlandırmak adına söylüyorum hem de küçük bir şehir olan Çanakkale’nin bu vesileden sonuna kadar istifade edebilmesi ve hak ettiği mevkiye gelebilmesi için, Ankara’nın ve tüm Türkiye’nin dikkatini çekebilmesi, kalkınmasına güç katabilmesi için, yelkenine rüzgâr doldurabilmesi için iyi bir fırsat olacağına inandığım için söylüyorum. Bundan dolayıdır ki; son birkaç yıldır biz de üniversite olarak üniversitedeki arkadaşlarımızla elimizden geldiğince 100. yıl diye tekrarlıyoruz. Bu çabalarımız çerçevesinde üniversite içerisinde karınca kararınca bir şeyler yapmaya çalıştık ama bu çabalarımızın gayretlerimizin en önemlisi dediğim gibi, bu şuuru bütün Çanakkale’ye ve Türkiye’ye yayma çabamızdır. 100. Yılın kıymetine, önemine dikkatleri çekebilme çabamızdır. Onun dışında kalan şeyler bence bunların yanında daha ufak çabalardır.

Mehmet Akif Ersoy heykeli yapıldı
ÇOMÜ’de bir Mehmet Akif Ersoy heykeli yapıldı, birçok uzmanın da ifadesiyle aslına en çok benzeyen heykeldir ve bu heykel Türkiye’de ki en büyük Mehmet Akif Anıtı oldu. Heykelin hemen arkasında ise Çanakkale Şehitleri’ne adlı şiir var;

“Şu boğaz harbi nedir, var mı ki dünyada eşi, en kesif orduların yükleniyor dördü beşi” diye başlayan o muhteşem destan, orada yer alıyor ve öğrencilerimiz her gün derslerine o destanın önünden geçerek başlıyorlar.

Mehmet Akif Ersoy’un bir şiirinde şöyle bir ifade var; “Bir türbedarın gibi kıyamete kadar beklesem başında” biz de bir anlamda bu vasiyeti yerine getirmeye çalıştık ve büyükşairi şehitliğin hemen karşısında Çanakkale Savaşları’nın yaşandığı yere doğru şiir yazar gibi heykelleştirdik ve türbedar haline getirdik. İnşallah kıyamet gününe kadar da orada, şehitliğin başında bekleyecektir diye düşünüyoruz.

Safiye Hüseyin Elbi Heykeli de kampüste yükseliyor
Safiye Hüseyin Elbi de Türkiye açısından baktığınızda bir ayıptır. Türkiye’nin ilk hemşirelerinden, ilk hemşiresi olan kişi. Çanakkale savaşlarında çok büyük yararı dokunmuştur. Modern Türkiye’nin çağdaş kadın sembollerinden bir tanesidir. Hayatını hemşireliğe adamış bir isimdir. Hatta bu uğurda evlenmemiştir. Bütün hayatını Türk kadınını, gençlerini hemşire yapabilmek için, sağlık hayatına sokabilmek için harcamıştır. Onunda Türkiye’deki tek doğru düzgün heykeli yine kampüsümüz içerisinde yükseliyor. Bu da 100. yıl doğrultusunda yaptığımız çalışmalardan bir tanesidir.

İlahiyat Fakültesi Kampüsünde son noktaya gelindi
Bu toplantıya gelmeden önce İlahiyat Fakültesi Kampüsündeydim. İnşaat orada son noktaya geldi, ince işçiliği yapılıyor. Orada bir kongre merkezi oluşturduk. 100. yıl için bu tür salonlara çok ihtiyaç var. Şu an içinde bulunduğumuz Troia salonu Çanakkale’deki en büyük konferans salonu. Bu da çok trajik bir durumdur. Dramatik bir durumdur. Çanakkale ismine yakışır bir tablo değildir. O nedenle kampüsümüzde yeni bir konferans salonu yapıldı. Yaklaşık 1300 kişilik bir salon. İzmir’de dahi bu büyüklükte bir salon yok. Çanakkale savaşlarının 100. yılında yapılabilecek etkinlikler için belki de en anlamlı katkılardan bir tanesidir bu. Bu da üniversitemizin Çanakkale’mize armağanıdır. Eğer yetiştirebilirsek Anafartalar Kampüsü içerisinde Eğitim Fakültesi’nin olduğu yerde bir konferans salonu çalışmamız daha var. Onu yetiştirebilirsek yaklaşık 1500 kişilik bir salon daha olacak. Böylece şehrin iki yakasında iki büyük salonla, Çanakkale savaşlarının 100. yılına hazırlığımızı büyük oranda tamamlamış olacağız. Bunun dışında da çok sayıda çalışmamız var. Bu çalışmalardan bir tanesi de bugün ödül törenini gerçekleştireceğimiz resim yarışmasıdır.

En büyük yatırım taşa toprağa yapılandan ziyade insana yapılan yatırımdır
Bu resim yarışmasının en büyük özelliği insana dokunan bir yarışma olmasıdır. Ve temennim odur ki her yıl bu yarışmalar devam etsin. Resim sanatı vasıtasıyla Çanakkale şehitlerini, Çanakkale ruhunu, o destanı sürekli olarak bir sonraki nesile aktarma görevimizi yerine getirebilelim. Ben bu duygu ve düşünceler içerisinde emeği geçen tüm arkadaşlarımıza, jüri üyelerimize, koordinatörlüğe, kooperatifimize, bütün arkadaşlarımıza çok çok teşekkür ediyorum. Sizlere de bu sevincimizi paylaştığınız için teşekkür ediyorum. Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum”.

Açılış konuşmalarının ardından birinci Nebi Yavaşça, ikinci Ahmet Türe’ye ve üçüncü Tıfak Arslan’a ödülleri törenle verildi.

[comu.edu.tr]

Filtreler:
Görüntülenme: 128
Google Analytics verileri olup, manipüle edilemez bir kaynak kullanılmıştır. Günde bir kere güncellenmektedir.

Yorumlar

Henüz yorum yok...

Sizin yorumunuz...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir