Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!
“ÇOMÜ, Türkiye’nin En İyi Basın Halkla İlişkiler Bürosuna Sahip”

“ÇOMÜ, Türkiye’nin En İyi Basın Halkla İlişkiler Bürosuna Sahip”

Fatmanur Güder, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Batı Dilleri ve Edebiyatları Öğretim Görevlisi ve Rektörlük Basın Halkla İlişkiler Koordinatörü Öznur Benderlioğlu Doğangün ile bir söyleşi gerçekleştirdi. Doğangün, Çanakkale’ye geldiği ilk yıllardan bugüne yaşadıklarını ve ÇOMÜ’deki değişimleri anlattı:

DOĞANGÜN: “Basın Halkla İlişkiler Koordinatörlüğümüz çok gelişti. Gerek ekipman, gerek muhabir, gerekse yaptığımız işlerle en iyisiyiz. Şu konuda çok iddialıyım; birimimiz, Türkiye’deki üniversiteler arasında en başarılı basın halkla ilişkiler birimidir”

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Batı Dilleri ve Edebiyatları Öğretim Görevlisi ve Rektörlük Basın Halkla İlişkiler Koordinatörü Öznur Benderlioğlu DOĞANGÜN ile keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. Çanakkale’ye geldiği ilk yıllardan bugüne yaşadıklarını ve ÇOMÜ‘deki değişimleri anlatan DOĞANGÜN ile söyleşimiz ilginç bir hikaye ile başlıyor…

Fatmanur GÜDER: Hocam, Çanakkale’ye ve ÇOMÜ’ye yolunuz nasıl düştü?

Öznur DOĞANGÜN: İlginç bir hikayem var aslında. Ben mezun olduktan sonra Gazi Üniversitesi adına bir sosyal hizmet projesine katılmıştım. Farklı ülkelerin ortak bir projede çalışabileceğini göstermeyi hedefleyen bir projeydi. 60 ülkeden gelen katılımcılar içindeki üç Türk’ten biriydim.  Ankara ve Çanakkale olmak üzere iki ayrı bölgede çalışıldı. Ben Ankara Sincan’daki Zihinsel Engelliler okulunda çalıştım. Benim çalıştığım grupta 40 farklı ülke vardı. Birlikte bahçe işlerini yaptık. Tuğlaları dizip duvar örmeyi, kürek ile çalışmayı, çim ekmeyi öğrendik. Aynı zamanda onlara tercümanlık da yapıyordum.

“BİR DİLEK DİLEDİM. GERÇEK OLDU ve ÇANAKKALE’YE GELDİM”

Bir ay boyunca projede çalıştık,  son hafta Çanakkale’de toplandık. Çanakkale’ye ilk gelişimdi. Bir hafta boyunca Güzelyalı’da kalıp projenin değerlendirmesini yaptık. Bu süreçte Çanakkale Merkez’e hiç inmedim. Bir haftanın sonunda Güzelyalı’dan hareket ettik ve direkt feribota bindim. Hırvat ve Yemenli arkadaşlarım vardı. Feribotta giderken Yemenli arkadaşım ‘biz, ülkemizde sudan geçerken para atar, dilek dileriz ve dileğimizin gerçekleşeceğine inanırız’ dedi. Avucuma Yemen parası koydu ve dilek dilememi söyledi. O zamanlar yeni mezunum, hayallerim var tabii. Çanakkale’ye şöyle bir dönüp baktım. Çanakkale sabahın o saatlerinde o kadar güzeldi ki… Sessiz, sakin, hayallerdeki kasabalar gibi… Gözüme iskeledeki mavi beyaz bina ?ÇOMÜ’nün İskele’deki, Saat Kulesi yanındaki binası- ilişti. İçimden şu geçti: ‘Allah’ım böyle sakin, küçük bir şehirde ama iyi bir mevkide işim olsun‘ dedim ve parayı attım. Eylül ayındaydık. Tam bir yıl sonra Kasım ayında burada göreve başladım. Dileğim bir yıl sonra gerçekleşmiş oldu ve ilk iş yerim; dileği dilerken baktığım bina oldu. O binanın çatı katında Halkla İlişkiler Bürosu’nda çalışmaya başladım.

F.G.: O dönem ÇOMÜ’de basın işleri nasıl yürüyordu?

DOĞANGÜN: Burada bir basın bürosu yoktu. Daha önce yardımcı olan akademisyen ve idari personel vardı. Fakat basınla düzenli bir iletişim sağlanamamıştı. Yeni bir üniversite olduğu için de çok fazla etkinliği yoktu. Çeşitli etkinlikler düzenlemeye başladık. Konferans salonumuz yoktu. Mehmet Akif Ersoy Salonu’nu kiralamak zorunda kalıyorduk. Konferans yapabilmek için sıra bekliyorduk.

Yaklaşık iki-üç yıl boyunca Sağlık Kültür Daire Başkanlığındaki Özcan ile birlikte her konferans öncesi Eğitim Fakültesi Spor Salonu’nun zeminine örtü seriyorduk. 300 kadar sandalyeyi taşıyorduk. Konferans düzenini alıyorduk. Kürsüler, ses düzeni, vs. Sonra ben kıyafetlerimi giyiyor, misafirleri karşılıyor, sunuş yapıyordum. Konferans sonrasında konuğu ve protokolü yolcu ediyordum. Tek başına sürdürülen bir Basın Halkla İlişkiler Bürosu. Sonrasında tekrar Özcan ile her şeyi toparlayıp spor salonunu Beden Eğitimi Bölümüne teslim ediyorduk. Bu şekilde iki-üç yıl sürdürdük. Daha sonra dönemin rektörü Prof. Dr. Abdurrahman Güzel böyle olmayacağını söyleyerek üç ayda Süleyman Demirel Konferans Salonunu yaptı. Sonrasında hayat bize çok güzel gelmeye başladı. Konferanslar art arda gelmeye başladı. Benim de yanıma Bilgehan adında bir ekip arkadaşı geldi. Bilgehan ile sürekli ünlüleri getirmeye başladık. Kemal Sunal, Barış Manço, Sezen Aksu, Ali Şen, Mustafa Denizli, Yaşar Nuri Öztürk, Hülya Koçyiğit, Uğur Dündar… Güzel etkinlikler yapmaya başladık. Öğrencilerle çalışıyorduk. Öğrencilerin bize güveni arttı. Etkinliğin nasıl yapılacağını, nasıl yapılması gerektiğini öğrendiler.  Hediye nasıl verilir, protokol kuralları gibi eğitimler veriyorduk. Bu şekilde her şeyi hep beraber öğrendik. Sonra çocuklara bir özgüven geldi. Çocuklar etkinlikleri kendileri yapmaya başladılar.

Şunu da eklemek isterim; o süreçte Çanakkale’de bu organizasyonun anlamını en iyi anlayan kişi Niyazi Önen oldu. Ben, pek çok kişiye üniversitenin ve şehrin sosyalleşebilmesi anlamında, öğrencilerin özgüvenini kazandırabilmek anlamında ünlü yüzleri görmenin önemini anlattım. Tek anlayan Niyazi Önen oldu. Niyazi Önen uçağını bize hiçbir ücret istemeden verdi. Hülya Koçyiğit için, Barış Manço için uçak gidiyor, geliyordu. Niyazi Önen ve Zeliha Önen sayesinde çok güzel konferanslar yaptık.

“ÇOK BAŞARILI İŞLER YAPTIK”

F.G.: ÇOMÜ büyük bir kurum. Siz bu kurumun hem Rektörlüğü’nün hem de tüm okullarının basın işleriyle ilgileniyorsunuz. Bunun iyi ve zor yanları nelerdir?

DOĞANGÜN: Aslında ben çok avantajlıyım. Buraya geldiğimde ÇOMÜ henüz iki buçuk?üç yaşındaydı. Çok az çalışanı vardı. Altı-yedi tane profesör vardı. Araştırma görevlileri de çok azdı. Şu an ÇOMÜ‘de profesör ya da doçent olan çoğu araştırma görevlisi benim beraber girdiğim dönem arkadaşlarımdır. Biz hepsiyle çok başarılı işler yaptık. Organizasyonlarda yardım ettiler. Herkesi çekirdekten tanıdım. Doğru iletişim kurduk. Amacımız zaten birdi: Bu üniversiteyi en iyi noktaya getirebilmek. Amaçlar aynı olunca bazı işler çok daha kolay ve keyifli gitti. Bu işte en önemli nokta; doğru iletişim ve güven sağlamak.

“İMKANLARI KENDİMİZ YARATTIK”

Zor yanı ise yeni bir üniversite olduğu için imkanlarının olmamasıydı. Eldeki imkanlarla konferans düzenlenmesi zordu. Bir konferansın ya da etkinliğin gerekleri neyse onları sizin yaratmanız gerekiyordu. Üniversitenin şimdiki gibi yeterli imkanları yoktu. Şu anda Üniversitemiz çok şanslı.  İmkanlar arttırıldı.

Ben yeni gelenlere hep şunu anlatıyorum: Benim iki ay kadar masam olmadı. Kaloriferin üstünde oturdum. Orada notlarımı yazdım, basın bültenlerini hazırladım. Bilgisayarım yoktu. Şoför yoktu. Davetiyeleri dağıtan kimse yoktu. Tek tek 400 davetiyeyi dağıttığımı bilirim. Ama içimizde hep yeni bir şeyler yaratma arzusu vardı. Başarmak… Yapılan etkinliği duyurmak, en iyi şekilde organize etmek… İnsanların bir araya gelerek bu etkileşimden faydalanmasını sağlamak ise asıl amacımızdı. Başarılı organizasyonun çok seyircisi olan organizasyon olduğunu biliyordum. Ben de bana verilen bu ve benzeri görevleri yerine getirdim.

“EN İYİ BASIN HALKLA İLİŞKİLER BİRİMİ ÇOMÜ’DE”

F.G.: Peki, ÇOMÜ Basın Halkla İlişkiler birimi bugün neler yapıyor?

DOĞANGÜN: Bu 20 yıllık süreçte Basın Halkla İlişkiler birimi çok gelişti. Tek kişi olarak başladığım basın bürosu şu anda 8 muhabir ve bir koordinatör olarak devam ediyor. Çok yeterli mi? Değil tabii. Ama şu konuda çok iddialıyım: Birimimiz, Türkiye’deki üniversiteler arasında en başarılı basın halkla ilişkiler birimidir. Kurulu bir düzene sahip, ekipman olarak en iyi, muhabir anlamında işini bilen, organizasyon yapmayı bilen en iyi ekip Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nde. Neden böyle olduğunu açıklayayım; biz Üniversite dergisini, kataloğunu, broşürlerini çıkarıyoruz. Bunun yanında tüm organizasyonlarda varız. Etkinliklerin, organizasyonların en başından itibaren içindeyiz. Basın bültenlerini hazırlıyoruz. Düzenli olarak hem yerel hem ulusal basına günü gününe önceden duyuruları geçiriyor, haberleştiriyor, gönderiyoruz. Bir ajans şeklinde çalışıyoruz. Diğer üniversitelere baktığımızda bu işleri yapanların farklı birimler olduğunu görüyoruz. Kataloğu farklı, dergiyi farklı bir birim çıkarıyor, Üniversitenin Rektörünü ayrı bir birim takip ediyor, fotoğraflamayı ayrı bir birim yapıyor. Biz tüm bunların hepsini birleştirdik. Sekiz kişilik ekiple bunu başarabilen nadir basın bürolarındanız.

“SABIRLI VE İKNA EDİCİ OLDUĞUMU TEZGAHTARLIK YAPTIĞIMDA KEŞFETTİM”

F.G.: Hocam biraz da radyo hakkında konuşalım isterseniz. Radyoya ilginiz nasıl başladı?  

DOĞANGÜN: Ben çok aktif bir öğrenciydim. 16 yaşımdan beri çalışıyorum. Liseden mezun olduktan sonraki hafta evde duramadım ve bir seyahat acentasında çalışmaya başlamıştım. Yanında bir butik vardı. Orada da çalıştım. İnanılmaz iyi tezgahtarlık yaptım. Tezgahtarlık yaparken çok sabırlı olduğumu, ikna edici olduğumu gördüm. Gösterdiğim ürünü rahatlıkla satabildiğimi gördüm. Depodaki her ürünü getiriyor, götürüyor, gösteriyordum. İnsanlar gittikten sonra onları katlıyordum. Hiç gocunmadım bu işten.

Sonra üniversiteyi kazandım. Yine ilk hafta iş buldum. Çocuk baktım, vs. O sıralarda özel radyolar çıkmıştı. ‘Ben de yapabilirim’ dedim. Ankara’da Green Radyo adında bir radyo vardı. Orada çalışmaya başladım. Akşam saat 9’dan sabah 9’a kadar süren canlı yayınım vardı. Cumartesi de öğleden sonra süren bir çevre programım vardı. Çok da başarılıydım. Bunları beraber yaptığım bir arkadaşım vardı. Karikatürümüzü yaptırıp Ankara’daki otobüs duraklarına asıyor, kendi reklamımızı yapıyorduk. Radyoculuğa merakım vardı.

“FEF RADYO ÇOK BAŞARILI BİR RADYOYDU”

Burada da (ÇOMÜ) bir dönem Fen Edebiyat Fakültesinde (F.E.F.) idari görevliydim. Bir ara öğrenci olayları oldu. Öğrenci olaylarının merkezinin kantin olduğunu keşfetmiştik. Kantinde hiçbir grubun hakim olmaması ve orada okulun sesinin olması gerektiğine inandık. Aklıma şu geldi: Bir dönem öğretmenlik yaparken ortaokul çocuklarına megafon sisteminden radyo yaptırmıştım. Çocuklar şiirler hazırlar, program yaparlardı. Teneffüste kimse oyun oynamaz, herkes radyoyu dinlerdi. Aileler bile bahçe duvarlarının arkasından radyoyu dinlerdi. ‘Bu megafon sistemini burada da uygulayabilir miyiz’ diye düşündük. O zamanın F.E.F. Dekanı Prof. Dr. Neşet Aydın ‘tamam, bunu daha farklı yapalım’ dedi. Çok geniş ve detaylı düşünür Neşet Hoca. Matematik bölümünden Araştırma Görevlisi Can, yayını internet üzerinden yayabileceğini söyledi. Bu iş birden büyüdü. Bir grup kurdum. Herkes geldi, duyurular yaptık ve 10 gün içinde radyoyu kantine vermeye başladık. Radyonun baskın olmasıyla birlikte kantindeki olaylar kesildi. Çünkü radyoda program yapan çocuklar daha çok ön plana çıkmaya başladılar. Kendilerini önemli göstermek isteyen diğer kişilerin önemi kayboldu. Böyle olunca radyo başarılı oldu.

Daha sonra Bilgisayar Mühendisliği bölümünden birkaç çocuk geldi. ‘Hocam, biz bunu vericilerle Çanakkale’ye yayabiliriz‘ dediler. Çok güzel bir radyo sistemi kurduk. Üç yıl boyunca bu radyoyu çok başarılı yürüttük. Frekansımız yasal değildi ama Emniyet Müdürü’nden Belediye Başkanı’na kadar herkes çok ılımlı bakıyordu. FEF Radyo Çanakkale’de ünlü oldu. Çocuklara bir oda verildi. Bu odada bilgisayar sistemi kurduk. Kendilerine sponsor buldular. Çanakkale’ye ünlü kim geliyorsa feribotta yakalayıp beş dakika buraya getiriyor, röportaj yapıyorlardı. Arka Sokaklar ekibi, Levent Kırca, Derya Köroğlu, Barış Akarsu gibi ünlüleri getirdiler. Sonra diksiyon dersi almaya başladılar. Bizi takip eden bir Türk Dili hocamız vardı. O devamlı programları takip ediyor, çocuklara hatalarını söylüyordu. Çok başarılı bir radyo oldu. Tabii yasal durumu çözemediğimiz için kapatmak zorunda kaldık. Sonra bu hayalleri Radyo Topluluğu ile devam ettirmeye çalıştık. Yasal problemi çözemeyince öyle kaldı. Daha sonra Sedat Hoca’nın ‘hadi, şu radyoyu kuralım’ demesiyle hayaller gerçek oldu ve ÇOMÜ Kampüs FM kuruldu. Ton Radyo ile birleşince de benim içimdeki o sevgi, Sedat Hoca’nın sayesinde devam etmiş oldu. Çok başarılı gidiyor.

“İYİ BİR FUTBOL İZLEYİCİSİYİM”

F.G.: Radyo programı, öğretim görevliliği, basın işleri… Tüm bunların yanında hayatınızda bir de spor var. Dardanelspor’da yönetim kurulu üyesisiniz. Bu nasıl oldu?

DOĞANGÜN: Evet, Vedat Sezer bir gün beni aradı. Dardanelspor’a destek verilmesi gerektiğini söyledi. Ben zaten gönüllü olarak bir şekilde takip ediyordum. Bir de Niyazi Önen’i çok severim. ‘Dardanel’de yönetim değişikliği olacak. Bayanları da hem maçlara katılım hem yönetim anlamında teşvik etmek istiyoruz. Bu konuda da sana teklif getirmek isteriz. Yer almak ister misin?’ dediler. Ben de sporu seviyorum. Babam da amcalarım da futbolcuydu. Çok da iyi bir futbol izleyicisiyim. Kabul ettim. Gittim. Şu an 36 kişilik yönetim kurulunda 35 erkek 1 bayan var. Niyazi Bey’in deyimiyle ilk bayan yönetim kurulu üyesiyim. Tabii ki daha önce eşi Zeliha Önen başkanlık yapmış fakat yönetim kurulu üyesi değilmiş. Şu anda maçları çok sıkı takip ediyorum.

“DARDANELSPOR ŞAMPİYON OLACAK. İNANIYORUZ”

F.G.: Maçlar nasıl gidiyor hocam?

DOĞANGÜN: Maçlar çok güzel gidiyor. Tamer Tuna çok başarılı bir teknik direktör. Kendisi ÇOMÜ Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulundan (BESYO) mezun. Aldığı eğitimi çok iyi kullanıyor. Futbolcu çocukları çok iyi anlıyor. Şu anda Dardanel’in altyapısında tüm kulüp bazında yaklaşık 200’e yakın sporcu var. Bu sporcuların altyapısındaki çocuklarla da derslerine kadar ilgileniyor, uğraşıyor. Onlarla, velileriyle görüşüyor. Sporun öneminin yanında eğitimin önemini de anlatıyor. Niyazi Önen ve Osman Arolat da aynı şekilde. Bu çocuklara kurslar sağlıyor, okumalarına imkan veriyorlar ve onlardan da karşılığında başarılı bir spor hayatı bekliyorlar.

Herkesin çok başarılı olamayacak dediği takım şu an ikinci durumda. İkincilik durumuna gelebileceklerine kimse inanmıyordu. Fakat çocuklar imkansızı başardılar. Bu şekilde giderse şampiyon olacağız. Çok da başarılı futbolcular var aralarında. Mesela İlker geleceğin yıldızlarından biri. 60 kere genç millilerde oynadı. İkinci yarıda oyuncu anlamında iyi takviyeler de gelecek muhtemelen. Çok büyük bir inanç var. Azimliler. Son ana kadar maçı bırakmıyorlar. Tamer Hoca zaten bırakmıyor. Arada bir ceza alıyor ama (Gülüyor). Çanakkaleli taraftarlar var; 17 Gençlik. Onlar yaklaşık 2000 kişiler. Her maça, deplasmanlara azimle gidiyorlar. Ben de havaya girdim. Devamlı duyurularda, radyoda, sosyal medyada moral desteği vermeye çalışıyorum. Şansımız devam etsin inşallah.

F.G.: Hocam çok teşekkür ederiz. Birçok şeyi konuştuk. Son olarak, ÇOMÜ’de yaşanan değişimlere dair bir şeyler eklemek ister misiniz?

DOĞANGÜN: Ben ÇOMÜ’de Terzioğlu Kampüsü’nün ilk temel atıldığı anlardan beri varım. Kampüsü o zaman çok geziyorduk. Dönemin rektörü Prof. Dr. Abdurrahman Güzel’in yanında çalışan çok az kişi vardı. O yüzden her yere hep beraber gidiyorduk. Bu inşaatların olmadığı dönemlerde çok keşif gezileri yaptım buralarda. Kampüs bozkırdı. Ot bile yoktu, arada keçileri görürdük. Sadece bir meslek yüksekokulu vardı. 1996 yılının 18 Mart günü Mesut Yılmaz’ın gelişiyle ilk temeller atıldı. Çanakkale’de çoğu kişi burada kampüs olabileceğine inanamadı. İnananlar üniversitedeki çalışanlardı. Sonra hiç kimsenin yardımı olmadan, sadece devlet bütçesiyle yaptık burayı. Her rektör üstüne düşeni yaptı ve şu anki kampüs oluştu. Bambaşka bir kampüs yaratıldı. İnanmayanlar şimdi görünce neler hissediyorlardır bilmiyorum ama biz çok inançlıydık.

Ben dört rektör ile çalıştım. Abdurrahman Güzel, Ramazan Aydın, Ali Akdemir ve Sedat Laçiner’in basın halkla ilişkiler koordinatörlüğünü yaptım. Hepsiyle çok güzel diyaloglar kurdum. Abdurrahman Hoca çok babacan bir rektördü. Üniversitenin ilk yıllarıydı. Temel atmaları yaptı. Çalışkandı. Biz sabah sekizde işe başlar gecelere kadar çalışırdık. Ramazan Hocayla kampüs çok hareketlendi. Sosyal aktiviteler arttı. Ağaçlandırma çalışmaları onun önem verdiği bir konuydu. Mesela hiç unutmam; peyzaj çalışmalarında dönemin rektör yardımcısı Abdürrahim Hoca büyük ağaçlarla dolu kamyonlarla gelirdi. Tüm bu yol üstündeki büyük ağaçlar kamyonlarla getirildi. Buradaki ilk ağaçların dikilmesine şahit oldum. Sürekli ağaç dikim töreni yapıyorduk. Ali Akdemir inanılmaz çalışkan bir adamdı. Onunla da çok güzel çalışmalar yaptık. Dünya Üniversiteler Kongresi gibi çok ses getiren çalışmalarımız oldu. Ali Hoca döneminde şimdiki ekibimin bir kısmıyla buluştuk. Ekibi hep çekirdekten yetişirdik. Ama Sedat Hoca ile birlikte Basın Halkla İlişkiler Bürosu şu anki kimliğine kavuştu. Bize tüm ekipmanı, büronun şu anki fiziki şartlarını sağladı ve ne istediysek her şeyi temin etti. Gerçekten bir basın bürosu nasıl olmalı diye düşünerek, benim fikirlerime de önem vererek, şu anki basın bürosunu oluşturdu. Hepsiyle çalışmak güzeldi. Hepsi basın bürosuna gerekli önemi verdi ama şu anki büyük çaplı basın bürosunu Sedat Hoca zamanında oluşturduk. Aklımızda başka yeniliklerde var, onları da yapacağız.

F.G.: Hocam, çok keyifli bir söyleşi oldu. Teşekkür ederiz.

Filtreler:
Görüntülenme: Veri Alınamadı
Google Analytics verileri olup, manipüle edilemez bir kaynak kullanılmıştır. Günde bir kere güncellenmektedir.

Yorumlar

Henüz yorum yok...

Sizin yorumunuz...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir