Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!
reklam
reklam
#Direnmüzik! #Direnmüzik!

#Direnmüzik!

Sosyal medyada bu fotoğraf günlerdir paylaşılıyor. Siyah karanlık camları, keskin hatlarıyla ilkel bir bilim kurgu filminden fırlamış gibi duran metal bir kütleye karşı, elinde gitarı, sivil, korunmasız bedeni ile cesurca yürüyen bu genç, kurgulanmış bir filmin karesi gibi. Belki de bu duruş birçoğumuza, romantik bir sahil ateşi etrafında gitar çalan bir adamı veya sahnede binlere karşı haykıran, şarkılarını hep bir ağızdan söylediğimiz bir sanatçıyı imliyor. Belki de başka güzel bir anı. Bu görseldeki gencin bize hatırlattığı müzikal anlar sayımız kadar farklı olsa da ortak payda güzelliktir. Tam da bu karede yakalanan, ancak romantik bir ifadeyle söyleyebilirim ki “çirkin” bir gücün karşısında “güzel”in savunmasız ve masum duruşudur. Fotoğraf kendi iç estetik dinamikleriyle de bu ifadeyi bize oldukça doyurucu bir şekilde yansıtıyor. Gelişen farklı olaylar ve provokasyonlar içerisinde olduğumuz şu günler ve saatlerde Gezi Parkında toplanan halkın, asıl neden ve nasıl toplandığını unutmamamız için çarpıcı bir fotoğraf.

Gitarıyla yürüyene ve fotoğrafı çekene Çanakkale’den bir eyvallah…

Eylemlerin başlamasından hemen sonra Duman’dan “Eyvallah”ı dinlemeye başladık. Eski bilindik şarkıları yayınlayarak program aralarında dinlenmeye çalışan bir kesim medya çalışanlarına ve izleyenlere ilaç gibi geldi. Kaan Tangöze’nin, düşüncesini durmadan haykırmış, haykırmaktan kısılmış, yıpranmış ama öfkesini ve ısrarını kaybetmemiş bir sesi andıran vokal tekniği, sokaklardaki insanların yıpranmış sesleriyle örtüştü. Şarkının kalenderce özgürlük sloganı atan sözleri ise, günlerdir benzer cümleleriyle, farklı düşüncelerden, hatta abartılı şiddet uygulayan polisten nefret etmeden haykıran, kalender insanların ruh halini çok güzel yakalamış. İnsanlar sloganlarını kısık, yıpranmış sesleriyle daha bir güçlü, “Duman” gibi söylüyorlardı.

Çanakkale sokaklarından Duman’a selam…

“Kardeş Türküler” durur mu… Gezi Parkından İzmir turnesine giden, İzmir sokaklarında da eyleme destek olan Grup, İstanbul’a döner dönmez kolları sıvadı. Tarlabaşı, Sulukule benzeri bölge ve bazı mekânların belirli bir kesim için taksim edilmesine ve doğa kıyımlarına yıllardır şarkılarıyla itiraz eden grup aynı yaklaşımla “Tencere Tava Havası”nı söyledi. Çevrede olan her şeyi müzikal bir alete dönüştürerek yeni sesler ve yeni estetik anlayışlar yakalamak için deneysel çalışmalar yapan günümüz müzik dünyasına, Kardeş Türküler kendi doğallıkları ve samimiyetleri ile muzipçe göz kırpmışlar. Deneysel müzisyenlerin yola çıktıkları bu anlayışa paralel, çevremizde önemsemediğimiz birçok sesin, duyarlılıkla organize olduklarında nasıl da etkili sesler çıkarabileceklerini tıpkı bu çalışmadaki gibi Gezi Parkı dayanışmasından da bir kez daha duyduk. Şarkıyı ilk dinlediğimde günlerdir medyadan takip ettiğim Gezi Parkı olaylarından dolayı sıkışmış duygularımın çözülmesiyle, gülümseyerek mırıldandım. Hemen grubun perküsyonist ve solistlerinden Selda Öztürk’ü aradım elinize sağlık demeye. Selda, “Tencere, tava genel kanı olarak kadının aletleridir ve ekmeğin araçlarıdır. Kadınlar gençlerin başlattığı bu sivil itaatsizliğe sahip çıkarak tencere ve tavalarını politik bir sese dönüştürdüler. Bu eylem doğal alanı koruma amacıyla kalkışan Gezi Parkından çıkıp, özel yaşama müdahale, kürtaj yasağı gibi birçok uygulamadan rahatsız olan kadınlarla, mahallelere ve evlere kadar yayıldı” diyerek düşüncelerini ifade etti ve provakatörler yüzünden olayların başka boyutlara taşınmasından duyduğu üzüntüyü de ekledi. Bu üzüntüyü şüphesiz hepimiz paylaşıyoruz.

Kardeş Türküler’le birlikteyiz, Çanakkale Esenler Mahallesi sakinleri olarak günlerdir tencere, tava çalıyoruz.

Kendilerine “Çapulcular” diyerek Yiğit Özatalay’ın bestelediği ve sözlerini yazdığı “Boyun Eğmeyenler”i aralarında ünlü tiyatrocu ve müzisyen sanatçıların da olduğu sağlam bir koro ve orkestra ekibi seslendirmiş ki gerçekten etkileyici ve aydınlık bir sesleniş olmuş. Şarkının 6/4 lük ilk kısmı tiyatral bir ifadeye sahipken vals ritmine geçilen 3/4 lük diğer bölümü bize Anarko-feminist Emma Goldman’ın “Dans edemediğim devrim benim değildir” sözlerini anımsatmaktadır. Düzenlemesini ve çok seslendirilmesini Nimet Çakıcı ve yine Yiğit Özatalay’ın yaptığı bu çok sesli şarkı Cumhuriyet sonrası, korkarım ki artık çocukluk hatıralarımda kalacak olan resmi bayramlarda hep bir ağızdan gururla seslendirdiğimiz aydınlık marşları hatırlatıyor.

Bu çalışmada yer alan Emin İgüs, Ruhi Su ile birlikte dostlar korosunda çalışmış ve Yeni Türkü’nün kurucu üyelerindendir. Türkü söylemeyi, türkülerin hapsedildiği yerelden ve elit kesim tarafından küçümsenen konumundan, sanatsal ve toplumsal bir ifadeye dönüştüren Ruhi Su’nun geleneği, öncelikle Yeni Türkü topluluğu ile yaygınlaştı. Türkiye akademik müzik camiası, türküler yerel tavırlarıyla söylenmeli mi söylenmemeli mi tartışması ile kutuplaşa dursun, Türkiye eliti ve gençleri Alevi, Sünni, Kürt türkülerini ayırt etmeksizin Yeni Türkü öncülüğünde ve benzer gruplar eşliğinde söyledi ve söylemeye devam ediyor. Emin İgüs, 27 Mayıs 2012’de “sol portal”ile yaptığı bir söyleşide şöyle diyor; “Sanatçı sadece yazdığı ve çizdiği ile sanatçı olamaz. Sanatçının bir derdi olmalı. 1970’lerde dinamiklerde farklıydı. Sanatçıların örgütlenmeleri vardı. Birlikte iş yaparlardı. Alan bu kadar oynak değildi. O kuşak Nazım Hikmet’lerden, Sabahattin Ali’lerden gelen bir kuşaktı ve hepsinin yaşadığı dünyaya ilişkin bir derdi vardı… O günkü damar birbirlerini anlayan, dayanışan mücadele eden insanların yarattığı bir damardı. Bugün böylesi bir damara çok ihtiyacımız var.” Bu sözler R. T. Erdoğan ile eylemler hakkında kendi kendine görüşmeye giden Hülya Avşar’ın “Sanatçı olarak oraya (Gezi Parkı) gitmenin doğru olduğunu düşünmüyorum. Sanatçının her zaman yapıcı olması gerekir. Bir taraf olmaktan çok barıştan yana olması gerektiğini düşünüyorum. Onun için gitmiyorum ama onlara da hak vermiyor değilim. Sonuna kadar arkalarındayım. Bunun bir orta yolunu bulmak zorundayız. Oraya gittikten sonra orta yolu bulmak biraz zor olur düşüncesiyle ortada kalmayı tercih ediyorum.” açıklaması ile karşılaştırıldığında, ona birilerinin, fikirsiz ve ideolojisiz bir ifade biçiminin olmayacağını, ifade biçiminin olmadığı yerde iletişimin, iletişimin olmadığı yerde de barışın olamayacağını, uzun uzun anlatması faydasız ve nafiledir. Düşünce ve sanat arasında koparılamayacak çok yönlü bu bağı, sanatçı denilen kişinin anlayamamasını bir kenara bırakalım, taraf olmaktan korkan bir sanatçının barış elçiliğine soyunması olsa olsa komik olurdu, oldu.

Çanakkale’de bizler bütün bunlara bazen muzipçe gülümserken, bazen de hüzünlenip çaresizlikten öfkeleniyoruz…

Daha önce hiçbir halk protestosunda bir meydana piyano kurulmamıştı harikasın Gezi! Müzik dinlerken, yaşama dair düşüncelerimiz, sıkıntılarımız estetik bir yaşantıya dönüşür böylelikle daha katlanılabilir ve paylaşılabilir olur. Düşünmekten, dinlemekten, dans etmekten ve yüksek sesle şarkı söylemekten asla korkmayalım.

Performansları ve yorumları için Boğaziçi Üniversitesi Caz Korosu’nu, İTÜ, TMDK, TSM Topluluğun’u, Davide Mortello’yu, Gülsin Onay’ı ve diğer müzisyenleri, besteleriyle ise Hüsnü Arkan’ı, Agire Jiyan’ı, Çapulcular’ı, Fuat Ergin’i, Anonymous’u Çanakkale’den selamlıyoruz. Diren müzik!

Direniş Müzikleri Albümü
Duman “Eyvallah”
Kardeş Türküler “Tencere Tava havası”
Gezi Sanatçıları “Boynunu eğmeyenler”
– Hüsnü Arkan “Eğilin”
Yolda ve Gaz arkadaşları “Mücadeleye Devam”
– Agira Agira Jiyan “Çapulci”
Çapulcular “Gaz marşı”
Fuat Ergin “Taksim’e Ne Olacak”
– Anonymous “#OccupyGezi”

Filtreler:
Görüntülenme: 644
Google Analytics verileri olup, manipüle edilemez bir kaynak kullanılmıştır. Günde bir kere güncellenmektedir.

Yorumlar

Henüz yorum yok...

Sizin yorumunuz...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir