Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!
Doç. Dr. Ebru Aktan Acar: “Çocuk Gelişiminde Ailelere Çok İş Düşüyor”

Doç. Dr. Ebru Aktan Acar: “Çocuk Gelişiminde Ailelere Çok İş Düşüyor”

Fatmanur Güder, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Eğitim Fakültesi Okul Öncesi Eğitimi Öğretmenliği Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Ebru Aktan Acar ile bir söyleşi gerçekleştirdi. Söyleşide okul öncesi eğitimin çocuklar için önemine değinen Acar, dünyada ve ülkemizde neler yapıldığını, yeni eğitim sistemini, ailelerin çocuklarına nasıl davranması gerektiğini anlattığı söyleşide şu konulara değindi:

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Eğitim Fakültesi Okul Öncesi Eğitimi Öğretmenliği Anabilim Dalı Doç. Dr. Ebru Aktan Acar ile keyifli bir sohbetimiz oldu. Söyleşimizde okul öncesi eğitimin çocuklar için önemini, dünyada ve ülkemizde neler yapıldığını, yeni eğitim sistemini, ailelerin çocuklarına nasıl davranması gerektiğini konuştuk. Çocuk gelişiminde ailenin önemine özellikle değinen Acar şunları söyledi:

“Ailelere çok iş düşüyor. Çocuk elinizde bir hamur gibi. Erdemli, dürüst, insanları seven, kendini seven, yardım etmeyi seven, yeterliliklerinin ve yetersizliklerinin farkında olan, kendisiyle dalga geçebilen, yalan söylemeyen bir çocuk için öncelikle ailenin model olması gerekiyor. Önemli olan çocuğunuzun mutlu olması, kendinin farkında olması ve değerlere sahip olması”

Fatmanur GÜDER: Hocam öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?

Doç. Dr. Ebru Aktan Acar: İzmit doğumluyum. 5 yaşımdan beri Çanakkale’deyim. Üniversite için İstanbul’a gittim. Psikoloji Lisansımı tamamlayıp, okul öncesi eğitim alanında yüksek lisans ve doktora derecelerini aldım. O dönem ailem de Çanakkale’de oturduğu için buraya gelmek istedim. 1997’de ÇOMÜ’ye Araştırma Görevlisi olarak girdim. 2001’de Yardımcı Doçent, 2010 yılında da D oçent oldum. Çanakkale’yi çok seviyorum. Burada yaşıyorum ve buraya faydalı olmak istiyorum. Başka bir şehirde yaşamayı hiç düşünmedim. Alanımı da çok seviyorum.

“Beyin gelişiminde 0-2 yaş dönemi çok önemli”

FG: Hocam çocuklar için okul öncesi eğitimin önemi nedir?

Acar: ‘Ağaç yaşken eğilir’ diyoruz. Ne kadar küçük yaşta eğitime başlarsak o kadar kıymetli. Aslında okul öncesi eğitimden önce önemli olan aile eğitimi. Önce aile, daha sonra okul öncesi eğitim ve daha sonrasında formal eğitim dediğimiz ilkokul, ortaokul, lise eğitimi geliyor. Özellikle son yıllarda yapılan araştırmalar beyin gelişiminde 0-2 yaşın öneminden bahsediyor. Bu çalışmalar beyindeki sinaptik bağlantıların kişilik gelişiminde, zeka gelişiminde, dil öğretiminde, vs. çok etkili olduğunu söylüyor. Çocuğun her yönden gelişimi; holistik dediğimiz bedensel gelişimi, sosyal-duygusal gelişimi, psikomotor dediğimiz fiziksel gelişimi, ince motor kasları, kafa motor, yaratıcılık gelişimi ve özbakım okul öncesi dönemde gerçekleşiyor. Tabii buna ek olarak da çocukları ilkokula hazırlamamız gerekiyor. Nüfusu çok yüksek bir ülkeyiz. Genç nüfusumuz çok fazla. Bu sebeplerle okul öncesi eğitim çok önemli.

Temel adı okul öncesi eğitim. Bu isim tarihsel süreçte anaokulu öğretmenliği, anasınıfı öğretmenliği olarak değiştirilmiş ve son olarak okul öncesi eğitim olmuş. Arzumuz ‘erken çocukluk eğitimi’ olarak geçmesidir. Dünyada bu terminoloji kullanılıyor. Bu daha geniş bir kavram. UNICEF‘e göre bu tanım 0-9 yaş arasına karşılık geliyor. Okul öncesinden ilköğretime yumuşak bir geçiş olması için 0-9 yaşı kabul etmişler. Bizim lisans eğitiminde çocuğun anne karnına düştüğü andan itibaren gelişimini vermemiz gerekiyor. AÇEV’in (Anne Çocuk Eğitim Vakfı) bu konu ile ilgili çok kapsamlı çalışmaları ve girişimleri var. Umarım olumlu sonuçlar alınır.

FG: Çocuklar şu an kaç yaş aralığında bu eğitimi alıyorlar?

Acar: Geçen sene itibarıyla 0-72 idi. En son 30 Mart 2012’deki yasayla birlikte değişti. Şu an ülkemizde bu aralık 0-66 ay. 3 ile 5 buçuk arası kurumlarda verilen okul öncesi eğitim yaşıdır. Üç yaşın altı için daha çok sosyal hizmetlere bağlı, kreş tarzı gündüz bakım evlerinde verilen eğitim diyebiliyoruz.

FG: Siz bu değişiklik hakkında ne düşünüyorsunuz?

Acar: Çok hızlı verilmiş bir karar olduğunu düşünüyorum. Sistemde bir değişiklik yapılacaksa öncesinde mutlaka araştırmalar yapılması gerekir. Bir değişim olabilir ama bu değişim öncesinde uzun vadede araştırmak gerekir. Dünyadaki uygulamalara bakılması, iyi örneklerin takip edilmesi gerekir.

FG: Dünyada nasıl bir sistem uygulanıyor?

Acar: İskandinav ülkelerine bakarsak; OECD tarafından 15 yaş çocuklar üzerine yapılan PISA Araştırmaları’nda 2011 yılına kadar Finlandiya’nın eğitimde hep ilk sırada yer aldığını görüyoruz. Dünyanın en iyi eğitim sistemine sahip olduğu söyleniyordu. Finlandiya 5.3 milyon nüfuslu bir ülke ve Finlandiya’da çocuklar 7 yaşında ilköğretime başlıyorlar. Şu an Avrupa’da 7 yaş altı olarak uygulayan ülkeler arasında Yunanistan (5 yaş zorunlu), MAcaristan (5 yaş zorunlu), İngiltere (5 yaşta başlatıyor ve hala tartışılıyor), Hollanda (5 yaş) var. Bahsettiğim ülkeler 5-10 milyon nüfuslu ülkeler. Toplamda 200 civarı ülkeden 177 tanesi 6 ya da 7 yaşında başlatıyor.

“Okul öncesi eğitim zorunlu olmalı”

FG: Peki bizim ülkemizde okul öncesi dönem için neler yapılıyor?

Acar: Bizim ülkemiz geçen seneye kadar okul öncesi eğitim alanında çok güzel bir ivme kazandı.  2008’de Avrupa Birliği ve Dünya Bankası ile ortak ‘Okul öncesi eğitimi güçlendirme hibe projesi’ adında bir program başlattılar. Türkiye çapında 2008 yılında 32 il pilot oldu. 2009-2010’da bu, 54 ile çıktı. 2011-2012’de 71 ile ulaştı. Bu pilot uygulama kapsamında bütün muhtarlıklar ailelere ulaştılar ve çocukların hepsi okul öncesi eğitim kurumuna gitmeye başladı. Bu çok güzel bir şey. İstatistikler geçen sene %65.99 oranına kadar yükseldi. Çok iyi gidiyorduk. Bu sene 81 ili bekliyorduk. Fakat bu genelgenin kabul edilmesiyle ve 4+4+4 eğitim sistemiyle birlikte bu kaldı. Okul öncesi eğitim adına çok üzücü bir gelişme olduğunu düşünüyorum. Çünkü çok güzel bir ivme kazanmıştı. Bir yaş erken eğitimi mutlaka zorunlu yapabilsek o zaman belki şu anki uygulama yapılabilir. Çünkü çocuklarımızın ilköğretime hazır olmaları lazım. Eğer okul öncesinde yeterli koşullar sağlanırsa çocukların daha küçük yaşta hazır olabileceklerini düşünüyorum. Ama iş çocukta bitmiyor. Öğretmenlerimizi eğitmemiz lazım. Ailelerimiz çok önemli.  Programlarımızı değiştirmemiz lazım. Sınıf açacağız. Birçok faktör var. Ülkemiz çok büyük, kalabalık bir ülke. Doğuya gittiğiniz zaman 60 aylık çocuklar şu an bile çok fazla eğitim alamıyorlar. Bunlara ek olarak orada bir de dil problemimiz var. Çocuklar Türkçe’yi konuşamıyorlar. Hayata eşit başlayamıyorlar. Bu çok büyük bir sıkıntı yaratmaktadır. Dediğim gibi; okul öncesi eğitimini Türkiye’de zorunlu yapmak zorundayız.

FG: Hocam aileler okul öncesinin bu denli önemli olduğunun bilincindeler mi? 

Acar: Bu, zaten birinci neden. Ben Üniversitemizin Çocuklar Evi’nin kurucusuyum. Aynı zamanda da 2005-2009 yılları arasında Eğitim Danışmanlığını yürüttüm. Görev yaptığım süreçte şunu gözledim. Sosyoekonomik düzey tabii ki önemli ama sosyoekonomik düzeyi çok düşük olan anne-babaya bakıyorsunuz; çocuklarıyla müthiş derecede ilgili olduğunu görüyorsunuz. Diğer yandan sosyoekonomik düzeyi yüksek olana bakıyorsunuz; anne eve gidiyor laptop açıyor, baba laptop açıyor, çocuğun eline bir tane tablet veriyorlar ve aynı evin içerisinde üç tane yabancı şeklinde yaşamı devam ettiriyorlar. Ben derslerimde hizmet öncesi öğretmen adayı arkadaşlarıma hep şunu söylüyorum; anne-baba, öğretmen ve çocuk bir saç ayağı gibidir. Ailesiz hiçbir şey olmaz. Yeni programda aile katılımı daha fazla.

“Çocuğun bilgiyi kendi kendine elde etmesini istiyoruz”

FG: Peki çocuklar okul öncesi eğitimde neler öğreniyor?

Acar: Biz yeni sistemimizde öğrenme kelimesini kullanmıyoruz. Hem okul öncesi hem de ilköğretim programları, yapılandırmacı yaklaşım temelini esas alıyor. Öğretmenin daha çok rehber ve kolaylaştırıcı rolünde olması gerekiyor. Çocuğa okul ortamında çeşitli uyaranları sağlıyoruz. Çocuğun bilgiyi kendi kendine elde etmesini istiyoruz. Onlar için hazırlanmış ortamda, kendi öğrenme hızlarında, kendi deneyimlerini kendilerinin arttırmasını ve bilgiye kendilerinin ulaşmasını istiyoruz. Eğitim Fakültesinde öğretmen adaylarımızı bu şekilde yetiştiriyoruz. Çünkü her şey değişiyor. Sosyal duygusal gelişim, değerler eğitimi, çatışma çözümleri, barış eğitimi, iletişim, paylaşım, işbirliği, yaratıcılık, hayal gücü? Artık bunlar var.

“Teknoloji konusunda ailenin planlı ve kontrollü bir şekilde çocuğu yönlendirmesi gerekiyor”

FG: Hocam dediğiniz gibi dönem değişiyor. Teoriler değişiyor, yaşam tarzları değişiyor ve teknoloji ilerliyor. Özellikle teknolojinin gelişimiyle çocuklar bilgisayar ve televizyon ile büyüyor. Sizce aileler bu konuda çocuklarına karşı nasıl bir yaklaşım sergilemeli?

Acar: Bu konuda kontrol kesinlikle şart. Çok erken yaşlar için çok fazla televizyon, çok fazla teknoloji önerilmiyor. Ama eğer bir ortamda varsa çocuktan bunu saklayamazsınız. Siz kullanıyorsanız o da merak edip kullanmak istiyor. Bunun zarar ve yararları dünyada hala tartışılıyor. Yararları da var zararları da. İnce kası geliştirir, gözü yorar, çocuk asosyal olur, psikomotor gelişimi kısıtlanır diyoruz. Teknoloji mutlaka ailenin kontrolünde olmalı ve mutlaka zaman faktörü olması lazım. Ailenin tutarlı bir şekilde planlı olarak çocuğu yönlendirmesi gerekiyor.

“Çocuklarınıza güvenin. Asla karşılaştırma yapmayın”

FG: Ailelere başka ne gibi tavsiyeleriniz var?

Acar: Öncelikle çocuklarını okul öncesi eğitime mutlaka göndermeliler. Ayrıca takip etmeliler. Okul ve öğretmen ile mutlaka işbirliği içinde olmalılar. Asla karşılaştırma yapmamaları lazım. Kesinlikle çocuklarına güvenmeleri lazım. SBS, LGS, vs. bu sınavların sonu yok. Bu ülkede yaşıyoruz. Tabii ki çocukların bu sınav sistemine uymaları gerekiyor. Ama biz akademik başarının yanı sıra çocuklarımızın sosyal başarılarının, kendi kendilerine yetebilmelerinin çok önemli olduğunu düşünüyoruz. Leyla Navaro’nun “Beni Duyuyor musun” adlı kitabının önsözünde şöyle bir cümle yazılıydı; “Önemli olan mükemmel anne babanın mükemmel çocuğu yetiştirmesi değil, mutlu anne babanın mutlu çocuğu yetiştirmesidir.” Ben şuna inanıyorum; yeterliliklerinin ve yetersizliklerinin farkında olan, kendisiyle dalga geçebilen, erdemli, dürüst, insanları seven, kendini seven, yardım etmeyi seven, yalan söylemeyen bir çocuk için öncelikle aile ona bu yönde model olmalı. Eğer ki gerçekten bunları sağlarsanız çocuğun kapasitesini de arttırabilirsiniz; ama önemli olan mutlu olması, kendinin farkında olması, değerlere sahip olması. Bunun da okul öncesinde temellerini atıyoruz.

 

 “Anne babalık 24 saat karşılığı olmayan bir meslek gibi”

Temelleri erken yaşta ne kadar sağlam atarsak o kadar iyi. Bunda da dediğim gibi ilk olarak anne baba önemli. Anne babalık 24 saat karşılığı olmayan bir meslek gibi. Bunun parası yok, kitabı yok. Kitaplarda yazılanlar var ama hayat şartları, ekonomik şartlar… Ne kadarımız bunları uygulayabiliyoruz? Aileleri de anlıyorum. Herkes kendi açısından haklı ama bu ülkenin geleceği de buna bağlı: Çocuğa yatırım. Prof. Dr. Mehmet Kaytaz’ın bir araştırması vardı. Okul öncesi eğitime 1 liralık yatırım yaptığımızda, kaç lira olarak geri döneceğini araştırmışlar. Ülkemizde bu 7 lira çıkmış. Yani; okul öncesine yapılan bir liralık yatırım yıllar sonra 7 lira olarak geri dönüyor. Son derece ekonomik bir yatırım.  Bu eğitimi alan çocukların ileriki dönemlerine bakıyorsunuz, daha kolay iş sahibi oluyorlar, daha iyi aile ilişkileri kurabiliyorlar, toplumsal statüleri daha iyi olabiliyor, daha geç yaşta evleniyorlar, kredi kartı kullanıyorlar, bilgisayar kullanıyorlar. Birçok toplumsal yönü var. Bu konuda AÇEV çok güzel çalışıyor. Müthiş çalışmaları var. Takip çalışmalarında okul öncesi hizmeti alanların almayanlara göre daha önde oldukları bulunmuş. Dünyanın birçok ülkesinde bu böyle. Her şeyin erkeni makbul. Özellikle anne babalara çok görev düşüyor. Eş seçimi de çok önemli. Çocuk elinizde bir hamur gibi. Genlerin tabii ki etkisi var ama çevresel faktörler çok önemli. Okul öncesi eğitim bunlardan sadece bir tanesi.

“ÇOMÜ’de okul öncesi eğitim adına iyi şeyler yapılıyor”

FG: Hocam son olarak Çanakkale’de ve ÇOMÜ’de hem eğitim kalitesi hem de katılım açısından okul öncesi eğitimi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Acar: Genel olarak Çanakkale’nin il olarak oranları yüksek. Bu konuda son derece bilinçli bir il olduğunu düşünüyorum. Çanakkale okul öncesine önem veriyor. Herkes bir şekilde çocuğunu yolluyor. Bağımsız okullarımız, devlet okullarımız var. Üniversite olarak biz de okul öncesine çok önem veriyoruz. Özellikle rektörümüzün “çocuğa” çok önem ve değer verdiğini biliyorum. Çocuklar Evi ve yeni yapılan Okul Öncesi Eğitim Merkezi adına bunu söylüyorum. Kendisi çocuklar ve ailelerle ilgili yapılan seminerlere de katılıyor. Okul öncesine çok önem verdiğini düşünüyorum. Tabii kendisinin de ikizleri var. Duyarlı bir baba aynı zamanda. Yapılan yeni binanın yeri gerçekten çok güzel ve koskoca bir bina. İç dizaynını, neler yapılacağını pek bilmiyorum ama iyi şeyler yapılacağını ve Çanakkale’nin de, burada yaşayan tüm çocukların ve ailelerinin de iyi şeyleri hak ettiğini düşünüyorum. Başarılar diliyorum. Biz de Okul Öncesi Eğitimi Öğretmenliği Ana Bilim Dalı olarak her zaman desteğe hazırız.

FG: Zaman ayırdığınız için teşekkürler.

Filtreler:
Görüntülenme: 360
Google Analytics verileri olup, manipüle edilemez bir kaynak kullanılmıştır. Günde bir kere güncellenmektedir.

Yorumlar

Henüz yorum yok...

Sizin yorumunuz...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir