Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!
“Rumlarını ve Ruhunu Geri Çağıran Ada: İmroz”

“Rumlarını ve Ruhunu Geri Çağıran Ada: İmroz”

Hristiyanlıktaki en eski ve en önemli bayramlardan biri olan, İsa Mesih’in diriliş günü olarak anılan Paskalya Bayramında geçtiğimiz haftalarda bir ilk yaşandı. 1562 yıllık Patrikhane’nin tarihinde ilk defa bir Patrik, Paskalya ayinine İstanbul dışında bir yerde katıldı. Patrik Bartholomeos’un bu yılki kutlamalar için doğduğu yer olan Gökçeada’yı seçmesi, yurtiçinden ve yurt dışından yüzlerce Ortodoksu adaya çektiği gibi dünyanın farklı yerlerinde yaşayan yaklaşık 300 milyon Ortodoks’un gözünü de Gökçeada’ya çevirdi.

Agos Gazetesi’nden Emre Ertani, gazetenin 10 Mayıs tarihli sayısında “Rumlarını ve Ruhunu Geri Çağıran Ada: İmroz” başlığıyla “Adanın geleceği nasıl olacak?” sorusunun yanıtını arıyor:

Rumlarını ve Ruhunu Geri Çağıran Ada: İmroz

5 Mayıs Pazar günü, Ekümenik Patrikhane ve ona bağlı kiliseler Paskalya Yortusu’nu kutladı. Bu Paskalya’yı önemli kılan en önemli özellik ise 1562 yıllık Patrikhane’nin tarihinde ilk defa bir Patrik’in, Paskalya ayinine İstanbul dışında riyaset etmesiydi. Biz de Patrik Bartholomeos’un İmroz’da yapacağı ayine katılmak, açılmasına için verilen Rum okulunu görmek ve ortamın nabzını tutmak için adanın yoluna koyulduk.

İmroz’un karanlık tarihi hepimizin malumu… Üzerine çokça yazıldı, çizildi. Ada, Rumların özerkliğine karışılmaması şartıyla Lozan Anlaşması çerçevesinde Türkiye’ye bırakılmıştı, ama Türkiye verdiği sözü sadece üç yıl tuttu. 1927’de çıkarılan 1151 sayılı Mahalli İdareler Kanunu ile adadaki Rumların özerkliği ellerinden aldı, Yunanca eğitim veren okullar devletleştirildi. Varlık Vergisi sonra da Rumların mal almalarına getirilen yasaklar ve adaya gönderilmeye başlanan Türk yerleşimcilerle huzursuzluk daha da tırmandı. Demokrat Parti’nin iktidara gelmesiyle ise, rüzgar tersine döndü. DP iktidarı 1951 yılında 1927 tarihli kanunu iptal edip, Yunanca eğitim veren okulların açılmasına yeniden izin verdi.

Derken 27 Mayıs darbesi ve bu darbenin İmrozlulara vurduğu darbe geldi. 1961’de “Adadaki Rumlar Yunanlıların desteğiyle Türklerin arazilerini satın alıyor, plebisit yoluyla Yunanistan’a katılacaklar” haberleri ayyuka çıkınca Rumların arazi alışı yasaklandı. 27 Mart 1964 tarihli Milli Güvenlik Kurulu’nda kabul edilen Eritme Programı ile ise adaların Türkleştirme süreci başladı. İnönü hükümeti, önce ünlü 1964 yasasıyla Türkiye’de yaşayan Yunan uyruklu Rumları göçe zorladı; 1951’de iptal edilen Mahalli İdareler Kanunu’ndaki hüküm yeniden yürürlüğe konup, Rum okulları yeniden kapatıldı. Bunlar da yetmezmiş gibi İmroz’daki 30 Rum ‘milli güvenliği ihlal eden davranışları’ sebebiyle vatandaşlıktan çıkarıldı. 300 Rum ise ‘Türklere has sanat ve meslekleri terk etmeleri’ için uyarıldı.

İşte bu arka plan bilinciyle “Adanın geleceği nasıl olacak?” sorusunun yanıtını aramak üzere gittik İmroz’a. Bugün Türkiye’de, Ermenilerin İstanbul dışında kültürünü yaşayabildiği tek yer Vakıflıköy, Rumların ise İmroz. Öncelikle şunu söylemek gerekir ki, Türkleştirme politikaları İmrozluları İmroz’dan kopartmaya yetmemiş. Adaya indiğimiz andan itibaren ve sonrasında sokaklarda meyhanelerde her yerde Yunanca konuşuluyordu.

Adalılar yazın tatil yapmak için ve 15 Ağustos’ta Meryem Ana’nın göğe yükselişinde yapılan kutlamalar için adayı ziyaret ediyorlar. Atina’daki İmrozlular Derneği’nin genel sekreteri Stelios Poulados’tan adaya geri dönüşlerin başladığını da öğrendik.

‘Okulu bu haliyle görmek inanılmaz’
Adaya gelmişken Atina’daki İmrozlular Derneği’nin genel sekreteri Stelios Poulados’la birlikte geçen Mart ayında açılmasına izin verilen Rum okulunu da gezdik. Dört sınıf ve bir öğretmenler odasından oluşan Ayii Theodori İlkokulu restore edilmiş ve öğrencilerini bekliyor.

1970’te İmroz’da dünyaya gelen Poulados, Ayii Theodori okulunun 1972’de yandığını, hayatı boyunca da bu okulu virane olarak gördüğünü söylüyor. Poulados, Yunanca eğitimin yasaklanmasıyla ailelerin parçalandığını anlatıyor: “İnsanlar gitmek zorunda kaldılar. İstanbul, Atina veya başka ülkelere… Birçok ailede baba burada kaldı, anne çocuklarını alıp gitti, aileler parçalandı. Ben devamlı geliyordum ve 1972’de yanmış bu binayı hep virane halinde görüyordum. Şimdi bu şekilde görmek, inanılmaz bir şey. Tarif edilemez hislerim. Ama bilemiyorum devamı gelecek mi?”

Adaya gönülden bağlı olan Poulados’un vurguladığı güvence ihtiyacı, pek çok adalının ortak duygusu: “Büyük oğlum üç yaşında, gelecek yıl dört yaşına basacak ve biz buraya gelirsek ne olacak? Belli değil. Ama birinin dönmesi bile çok büyük bir adım olacak. Bu mühim ve çok zor bir karar, sonuçta hayatı değişecek.”

Dönmek konusunda muhasebe yaptığını dile getiren Poulados, bir yandan da çocuklarını dönüş fikrine alıştırmaya çalıştığını söylüyor: “Çocuklarım Türkçe bilmiyor. Şimdi büyük bir şehirde yaşıyoruz, çocukların okuldan sonra katıldıkları sosyal faaliyetler vs. gibi buraya gelince yapacak çok fazla şeyleri olmayacak. Aslında onları dönüş fikrine alıştırıyorum da, mesela ‘İmroz’da okula gider misiniz?’ diye sorduğumda onlar da bana ‘Arkadaşlarımız ne olacak?’ diye soruyorlar” diyor.

‘Ada ekonomik olarak da gelecek vaat ediyor’
Poulados ekonomik açıdan da adanın gelecek vaat ettiğini söylüyor: “Türkiye hükümeti son yıllarda bizler için çok sevindirici adımlar attı. Gerçekten, okulun açılması bizim için çok önemliydi. Benim gibi çocukları olanlar ciddi olarak dönmeyi düşünüyor. Yunanistan’da bir ekonomik kriz var, burası gelişen bir yer, ciddi bir turizm potansiyeli var. Son yıllarda yapılan iyileştirmenin ardından Yunanistan’da yaşayan ve emekli olan İmrozlular yılın büyük bir bölümünü burada geçirmeye başladı. Mesela annem ve babam, ilk zamanlar yılın altı ayını burada geçirirdi, geçen yıl ise, 11 ay kaldılar. Zeytinli’de onlar gibi birçok insan var. Bunun dışında, 50’li yaşlarda olanlar da yavaş yavaş dönmeye başlıyor. Okulun açılması bir açıdan dönüşü hızlandıran ve tamamlayıcı bir adım oldu. Ama devamını bilemeyiz. Anaokulu da olacaktı aslında ama yeterli derslik olmadığından dolayı gerçekleşmedi. Şimdi yeni bir anayasa süreci var ve bizim sorunlarımız da belki bu süreçte çözülebilir.”

Mülkiyet sorunu çözüm bekliyor
Stelios Poulados, Türkiye vatandaşı olmayanların ve vatandaşlıktan çıkarılanların miras sorununun ise hala çözüm beklediğine dikkat çekiyor: “Türkiye vatandaşı olmayanlar miras alabiliyor ama altı ay gibi bir sürede mülkünü elden çıkarmak zorunda. Buradan giden hemen herkes oturdukları ülkelerin vatandaşı olduğundan bu çok ciddi bir sorun. 60 ve 70’li yıllarda devlete geçen araziler dışında, son yapılan kadastro çalışmasıyla birçok yerin mülkiyeti de kayboldu. Bunlar ya Hazine’ye geçti ya da bazı insanlar kendi üstlerine kaydettiler. Orada da çok büyük haksızlıklar oldu. Yapılması gereken çok şey var.”

‘Rumlar bayramlarda toplanıp Türk yakıyormuş!’

Adada yapılan Paskalya töreninin bir diğer önemli özelliği de eski bir geleneği yeniden canlandırması. Agirdia köyünün meydanından geçerken gözümüze bir korkuluk çarptı fakat bağ, bahçe olmadığı için doğrusu garipsedik onu. Derken kuklanın hikayesi ortaya çıktı. Paskalya’dan bir gün önce bazı köylerinin meydanlarına asılan ve İsa’yı Romalılara ihbar eden Yahuda’yı simgeleyen kukla, Paskalya’nın ilk dakikalarında ihanete karşı tepki olarak ateşe veriliyor. Adaya özgü bu adet, İmroz’a sonradan göç edenlerin bir kısmı tarafından bilinçli veya bilinçsiz olarak “Rumlar bayramlarında Türk yakıyorlar” diye dedikoduların çıkmasına neden olmuş. Agridia (Tepeköy) köyünde bu kuklayı görüp fotoğrafladık ama ayine katılmak için Ayii Theodori köyüne geçtiğimiz için yakma törenine katılamadık.
İmroz’a gidip de Agridia köyünde Barba Yorgo’ya uğramadan olmazdı. Barba Yorgo, olanı biteni anlatıyor, sözünü sakınmıyor. Ondan tarihin küçük insan hayatlarına nasıl yansıdığı hakkında çok şey öğrendik. Bu da bütün tanık olduklarımızın kaydıdır…

300 milyonluk Ortodoks dünyasının ruhani önderi Patrik Bartholomeos, kendi köyü olan Ayii Theodori’deki (Cumhuriyet döneminde Zeytinliköy oldu) Ayios Yeoryios Kilisesi’nde gece düzenlenen ayinin ardından sabah da adanın merkezindeki Panayia Kilisesi’ndeki ayine riyaset etti. Ayine Yunanistan’ın İstanbul Başkonsolosu Nikos Matthioudakis de katıldı.

Ayii Theodori köyünde gece düzenlenen ayin 22.30’da başladı fakat saatler öncesinden kilisenin bahçesinde insanlar toplanmıştı bile. Patrik Bartholomeos’un gelmesiyle başlayan ayin gece yarısına doğru mumlar eşliğinde kilisenin bahçesinde devam etti. Tam geceyarısı ‘Hristos anesti’ (Mesih Dirildi) ilahisi hep bir ağızdan söylenirken havai fişek gösterisi de düzelendi. Tören Yunanistan devlet televizyonu ERT tarafından canlı olarak yayımlandı. Yurtdışındaki İmrozlular da bayram için adaya akın etti, kilise bahçesinde izdiham yaşandı. Görkemli ayin gece 02.30’a kadar devam etti.

Sabah Panayia Kilisesi’nde düzenlenen ayinde ise Kitab-ı Mukaddes’ten bazı bölümler Türkçe olarak da okundu. Bu ayinin ardından Patrik kendi elleriyle yüzlerce Paskalya yumurtası dağıttı. Özellikle yurtdışından gelen İmrozlular Patrik’le fotoğraf çektirmek için birbirleriyle yarıştı. Bayram kutlamaları kilisenin bahçesinde kuzu çevirme ikramı ile devam etti.


‘Önce eğitim bitti, sonra insanlar…’
İmroz’a gidip adanın en tanınan ismi Barba Yorgo’nun yanına uğramadan olmazdı. Kendini “İhtiyarlığımın gençliğini yaşıyorum. 4 bin senedir adalıyım, atalarım milattan evvel 2 binde gelmiş buraya” diye tanıtan 75 yaşındaki Barba Yorgo, adanın karanlık geçmişini de anlatmaktan geri durmuyor.

– Yolunuz nasıl düştü İmroz’a?
Liseyi Beyoğlu’ndaki Zoğrafyon’da okudum, sonra da İstanbul Üniversitesi’nde Kimya tahsili aldım. 96’ya kadar İstanbul’da kaldım, derken fabrikamı kapatıp “Ben gidiyorum” deyip atalarımın toprağına döndüm. Burada pansiyon, taverna işletmeciliği ve şarap üretimi yapıyorum. Ada tarihinde ticari olarak açılan ilk şaraphaneyi ben kurdum.

– İlkokulu adada mı okudunuz?
Evet, ilkokulu Tepeköy Okulu’nda okudum. Ben okurken 200 civarı öğrenci vardı ve kapatıldığı zaman 184 çocuk okumaktaydı. Okullar tamamen kapatılmadı fakat bütün öğretmenler azledildi ve Yunanca tedrisat yasaklandı. Öğretmenlerin özel olarak Yunanca dersi vermesi bile yasaklandı. Sonra Türk öğretmenler geldi ve ‘tabiat dersleri’ yapılmaya başlandı, her gün çocuklar kırlara götürüldü. Yani ders falan yok. Benim okuduğum okul şu an harap durumda, çatısı yıkıldı ve içinden de kocaman bir incir ağacı yeşerdi. Adada altı ilkokul, bir ortaokul vardı. Komotini’deki (Gümülcine) Türkler için açılan Celal Bayar Lisesi’nin karşılığı olarak adaya da bir lise yapılacaktı. Bir ilkokulun üstüne kat çıkılarak lise oluşturulacaktı fakat o da alındı tabii elimizden, tamamen kapatıldı okul ve Çocuk Esirgeme Kurumu yapıldı.

– Şimdi açılan okul için neler hissediyorsunuz?
Sevindirici bir gelişme sonuç olarak, bir okul bir okuldur, birkaç aile de gelecek. Bu da, Türkiye’de ekalliyetlere karşı izlenen sert politikalarda hafifleme, bir demokratikleşme göstergesi muhakkak. Ama benim sitemim şu: “Size okul açtım. Buyurup gelsinler” diyorlar. Sanki bir jest yapılmış gibi yansıtılıyor. Bre adam! Altı ilkokulu bir liseyi kapattın sonra bana iyilik yaparak bir okul açıyorsun olacak iş mi? Dediğim gibi hiç yoktan yine iyi. Türkiye’nin neredeyse hiçbir köyünde anaokulu yokken İmroz’un üç köyünde ve merkezde olmak üzere toplam dört tane anaokulu vardı. Osmanlı zamanında 1860’ta bile ilkokul vardı bu köyde. Bulunduğumuz köyde (Agridia) Evangelismos Kilisesi’nin yanında bulunan Yeorgiyapos Poli okulu, adadaki ilk açılan okul. Okulun bir kadın heykelciği gibi olan kapı kolunda ‘Yeorgiyapos Poli’ yazıyor. 1880’lerde burada okuma-yazma bilmeyen bir adam Mısır’a gidiyor. İskenderiye’de çok zengin olup binlerce altın gönderiyor ve “Ben okuyamadım, köyün çocuklarının okuması için okul yapın” diyor. Kapı kolunda yazan bu yazı, okul için altınları gönderen Yeorgiyadis’in okulu anlamına geliyor.

Okul çok özenle yapıldı. O zamanlar taşları kesmek için makine yoktu, kalemle çizilip çekiçle kırılarak düzeltildi taşlar. İmrozlular eğitime çok büyük önem veriyorlardı, zaten devlet bunu biliyordu. Her şey MGK’dan çıktı, bizim yumuşak karnımızı biliyorlardı, neydi yumuşak karnımız: Eğitim. Eğitimi kes dağılırlar diye düşündüler. Öyle de oldu.

– Siz geri döndünüz. Akrabalarınızdan da dönenler oldu mu?
Okulun açılması tek başına geri dönüşü sağlamaz. Dönmek zor… Diyelim ki senin çocukların var ve gidip Atina’ya yerleştin, evini yaptın. Gelip köyde yaşayıp, okula gitmesi biraz zor, fakat krizden dolayı geri dönüşler olabilir. Mesela ben burada çalıştıracak adam bulamıyorum, bizimkilerden gelen olsa havada kapacağım. Benim de bir ablam Fransa’da bir ablam Atina’da. Akrabalarım yazın ziyaret için geliyorlar. Agridia kışın 32 kişi, yazın ise 600 kişi oluyor. Benim akrabalarımdan adaya dönenler oldu. İlk deliliği ben yaptım, her şeyi geride bırakıp adaya yerleştim. Türk’ü de Rum’u da “Bu adam deli” dedi. Benden sonra bir ağabeyim ve ablam da peşimden geldi, köye yerleşti. Açıkçası buraya yerleştiğim dönem Bulgaristan muhaciri olan kaymakam da bana çok yardımcı oldu. Ben de Atina’da yayımlanan İmroz dergisine konuştum ve geri dönün çağrısı yaptım, “Adaya dönün ve burada iş kurun” dedim. İş yapmak için dönen olmadı ama emeklilerden dönenler oldu. O bile yeter. Korkuyla gittiler buradan, şüpheleri vardı ama baktılar ki ben İmroz’da iyiyim, benden cesaret aldılar.

Bir de devlet ikilem içinde. Bülent Ecevit, Atina’ya gidip “Rumlar daha güzel hayat şartları buldukları için gitti” demişti. Ecevit’in açıklamalarıyla ilgili olarak gazeteciler bana görüşümü sorduğunda “4 bin yıldır dünyanın hiçbir yerinde daha iyi şartlar bulamadılar da 60’lı yıllarda mı buldular?” demiştim. Evet, dönülsün ama garanti var mı? Yunanistan’la sürtüşme olursa, hükümet değişse yarın gene aynı çirkin politikalar devreye girerse “Hadi git” derlerse ne olacak? Şimdilik iyi ama ne zamana kadar böyle gider bilemiyorum.

– Değiştirilen yer adlarının eski isimleri iade ediliyor. İmroz adının iade edilmesi talebi var mı?
İmroz ismi tarihi değil, mitolojik bir isim. Adanın ismiyle ilgili olarak mitolojik hikayeler var. Buradaki Tanrıların babalarının adı İmbramos imiş. Buranın birinci kralı olarak anılan İmbramos’tan İmbros olmuş. Adadaki bütün isimler Yunancaydı, büyük çoğunluğu değiştirildi. İspirya olan yerin adı Çınaraltı, şu an bulunduğumuz köyün adı Agridia’ydı, Tepeköy oldu. ‘Gökçeada’ ismi 1967’de uyanık bir vali tarafından verildi. “Efendim milletin diline zor geliyor İmroz, onun için Gökçeada” yapıyoruz dedi vali. Bakanlar Kurulu kararıyla değişiklik yapıldı. Köylerin adı ise Cumhuriyet’le birlikte değiştirilmişti. Sorarım size. ‘Gökçeada’ demekle burası daha mı Türkleşti? İsmini değiştirmekle kültürü yok etmeye çalışıyorlar ama ada yerinde duruyor.

Filtreler:
Görüntülenme: 281
Google Analytics verileri olup, manipüle edilemez bir kaynak kullanılmıştır. Günde bir kere güncellenmektedir.

Yorumlar

Henüz yorum yok...

Sizin yorumunuz...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir