Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!
“Sendikalar, Tabanın Sesi Olmalıdır”

“Sendikalar, Tabanın Sesi Olmalıdır”

Eğitim-iş Çanakkale Şube Başkanı Ahmet Mantaş, “Sendikal Haber” başlıklı köşe yazısında sendikaların basın ile olan ilişkisini kaleme aldı.

İşte Mantaş’ın o köşe yazısı:

Basın ve yayın işleri sendikalar için can simidi gibidir. Örgütün tanıtılması, üyeleri ve potansiyel kitlesiyle iletişim kurabilmesi, eylem ve etkinliklerini duyurarak varlığını hissettirmesi ayrıca kamuoyu yaratması için kullandığı en etkili alandır.

Sendikaların, örgütlenme açısından büyük etki yaratması nedeniyle de örgütün yüzünü vitrinine yansıtan ve vizyonuna koyan yine basın yayınlarıdır.

Sendikalarda basın-yayın sekreterlikleri çalışmalarının başarılı olabilmesi için diğer özel ve kamu basın-yayın kuruluşlarıyla da ilişkilerinin adam akılı ve tutarlı olmasıyla gerçekleştirir.

Eğer sendikal açıdan örgütsel hedefler var ise, tüm basın-yayın kuruluşlarıyla ilkeli ve önyargısız bir ilişki sürdürülmesi temel amaç olmalıdır.

Emekten ve sınıftan yana, örgütsel duruşu net olan sendikaların özellikle ilişkide bulunduğu basın-yayın kuruluşlarına karşı, seçkici davranması da ayrı bir öneme sahiptir.

Sendikalar ile basın-yayın kuruluşlarının sağlıklı ve ilkeli bir işbirliği yürütmesi, üyelerin doğru ve akılcı bir yöntemle bilgilendirilmesiyle mümkündür.

Belli başlı siyasal ve sendikal anlayışların ilişki ağlarına kattığı tekelci bir yöntem, ayrıca sadece yandaş basın-yayın organlarıyla işbirliği yaparak ve yine sendika merkezlerinin kurduğu basın organlarıyla kültürel etkileşim ve haber ağı oluşturarak üyelerin hafızalarına ulaşmaya çalışırlar.

Kontrol edilebilir bir haberleşme mekanizmasına dönüşme tehlikesi de o zaman ortaya çıkmaya başlar.

Sendika gibi örgütler açısından bu gibi mekanizmaların bazı sakıncaları da bulunmaktadır.

Bu da merkezi yönetimsel anlayışların kendi fikir ve propaganda aracına yönelik kullandığı en önemli güç gösterisine dönüştürme isteğidir.

Burada iki şekilde sakıncalı bir durum vardır.

Birincisi hedefe yönelik sansürü ve akdidasyonu kolaylaştırır.

İkincisi ise örgüt tabanının beslendiği kültürel iletişim kanalları sadece merkezi yönetimin izin verdiği ölçüde gerçekleşir.

Tabi ki bilişim çağında gerçekler daha çıplaktır ve örtülmesi zordur ama her iki durumda da kültürel ağları ve bilinci gelişmiş, bu akılcı örgüt üyelerince kabul görmez…

Sansür ve akreditasyon gibi antidemokratik uygulamalar sebebi ile sendika gibi örgütlerin özgürlükçü ve hak savunucu vb. özellikleri tartışılmaya başlanır bu da gereksiz ciddi ayrışma ve iç hesaplaşma ortamlarına zemin oluşturur.

Sendika merkezlerinin denetiminde ki haber siteleri gibi yayın organları bile aynı sendikanın şubeleri arasında akdidasyon uygulayabiliyorsa, o zaman haber sitesinde yayınlanacak metin ve yazıların bir süzgeçten geçirildiği ve bir sansür kurulunun var olduğu gerçeğini yansıtmaktadır.

Ayrıca yerellerde sendika şubelerinin eylem ve etkinlik ile basın açıklamalarını yayınlatmak için dört döndüğü, kapı kapı dolaştığı bir süreçte sendikaların haber sitelerine akreditasyon uygulaması ise çok düşündürücüdür.

Gönüllü olarak hiçbir karşılık beklemeden, bu haberi yayınlayan, başka değerli haber sitelerine karşı dışlayıcı ve sansürcü yaklaşımlar ile yasakçı hamlelerde bulunmak sendika gibi hak ve özgürlükleri savunan örgütlerin kültürel kimlikleri ile özdeşleşmeyen reflekslerdir.

Sendika haber sitelerinin beslenme kaynağı, ekonomik ve haber akışı olarak örgüt tabanı olduğu için, üyelerinin nazarında değerli kılınarak tabanın beklentilerini de objektif bir şekilde karşılamalıdır. Yani tabanın sesi olmalıdır.
Basın kamuoyunun sesi ve vicdanıdır. Sesin kısılması ve engellenmesi girişimleri vicdanın incitilmesine neden olur.

Unutmayalım ki sendikaların basın-yayın organları ile haber siteleri sadece basın açıklamaları ve sendika haberleri yapmaz. Bunun dışında emekçi sınıfların kültürel etkileşimi gibi büyük bir görevi de vardır. Friedrich Nietzsche’nin güzel bir tespiti ile bitirelim.

‘’Emekçi sınıfı, erdemde olduğu gibi, kültürde de bizi geçebileceğini anladığı gün vay halimize…
Fakat bunu anlayamazsa, işte asıl o zaman vay halimize.’’

Emek ve sınıf mücadelesinin süreceği bir yıl dileğiyle mutlu yıllar.

Filtreler:

Yorumlar

Henüz yorum yok...

Sizin yorumunuz...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir