Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!
“Sorunlu Alanlar ‘Röportaj’ın Odağıdır”

“Sorunlu Alanlar ‘Röportaj’ın Odağıdır”

İstanbul’da 78’liler Girişimi bünyesinde oluşturulan ve deneyimli gazetecilerle akademisyenlerin seminerleri yönlendirdiği Türkiye’nin tek “Röportaj Atölyesi”, proje yürütücülerinden Celal Başlangıç ve Ragıp Duran ile birlikte 18 katılımcısıyla uyguladıkları ilk pratik ders programını Çanakkale il sınırları içerisinde bulunan Kazdağları bölgesi ve İmroz/Gökçeada ilçesinde gerçekleştirdi. Programlarına ilk olarak Kazdağları bölgesinde başlayan ekip, buradaki altın madeni çalışmaları hakkında detaylı incelemelerde bulundu. Daha sonra İmroz/Gökçeada’daki köyleri dolaşan katılımcılar, eski Rum köylerinin zaman içerisindeki değişimini halkla yaptıkları röportajlar ile yeniden gün ışığına çıkarmaya hazırlanıyor. Gazetecilikte önemli branşlardan biri olan röportajın son yıllarda giderek unutulduğunu belirten Gazeteci-Yazar Celal Başlangıç, “Gökçeada’da Rumların yaşadığı sıkıntılar ile Kazdağları’nda gerçekleştirilen altın madeni arama çalışmaları, ilk pratik dersimiz için bu bölgeleri tercih etmemizde etkili oldu. Çünkü sorunlu alanlar röportajın odağıdır. Ve o alanlarda yaşayan insanlardan bu teknik yardımıyla daha net bilgiler edinebilirsiniz. Röportaj Atölyesi olarak, gazetecilikte unutulan bir branşı yeniden canlandırmaya çalışıyoruz.” dedi.


“Kazdağları’na Hançer Vurulmasın”
Hafta sonu Röportaj Atölyesi kapsamında ilk olarak Kazdağları’nı gezen gazeteciler, altın arama çalışmalarının yapıldığı bölgelerde incelemelerde bulundu. Çanakkale Çevre Platformu Dönem Sözcüsü Hicri Nalbant, Çevre Platformu yönetimi ile TÜKODER Şube Başkanı Ali Rıza Berkit’in de katılım gösterdiği ekip, yöre halkı ile yaptığı röportajları haberleştirerek hem ulusal hem de uluslararası alanlarda yayınlayacak. Kazdağları’nda yaşanan sürecin üzüntü verici olduğunu söyleyen gazeteci-yazar Celal Başlangıç, “Kazdağları’nda yapılmak istenen çalışmalar üzüntü ve kaygı vericidir. Altın madenleri, Termik santralleri gelecek kuşaklar için birer utanç kaynağı olacak. Siyanürün yıkıcı etkisi insanlara ve doğaya zarar verecek. Altın madenleri işletmeye geçerse eğer Kazdağları’nda büyük bir doğa katliamı olacak. Bu yüzden Kazdağları’nın kalbine hançer vurulmasın. Kazdağları’na sahip çıkmak herkesin görevi” dedi.

Barışa Sofra Kurdular
28 Aralık Cumartesi günü İmroz/Gökçeada’ya geçen katılımcılar, burada Defne Türk-Yunan Dostluk Derneği Genel Sekreteri Nilüfer Tarıkahya tarafından karşılandı. Kaleköy (Kastro), Bademli (Gliki), Tepeköy (Agridia), Zeytinli (Aya Teodoroi) ve Dereköy (Shinudi) inceleme gezileri öncesinde, Defne Derneği’nin yıllardır düzenlediği festivallerin bir geleneği olan “Barışa Kurulan Sofra”etkinliğine katılan gazeteciler, Türk-Yunan yemek kültürünün ortak lezzetlerinden biri olan nohut yemeğini aşçı yardımıyla hep beraber hazırlayarak eğlenceli vakit geçirdiler.

İmroz/Gökçeada Yemekleri İkram Edildi
İnceleme gezileri öncesinde Nilüfer Tarıkahya ve adanın yerlilerinden Katina Karanikola ile Fransa’da yaşayan Rum bir ailenin evine de konuk olan gazeteciler, birbirinden farklı ada yemeklerini tatma fırsatı buldular. Şaraplı tavşan, yabani hindi, ada böreği, fava, humus ve çeşitli otlardan yapılan yemeklerin adada önemli lezzetlerden biri olduğunu belirten Tarıkahya, adada yaşayan Rumların devletin resmi politikası nedeniyle göç edilmeye zorlandığını, bu yüzden adanın önemli kültürel özelliklerinden uzaklaştığını dile getirdi.

Dostluk Anıtında Düşündüren Görüntü
Ardından Kaleköy Limanı’nda bulunan “iki ada-iki asma” temalı enstalasyonu ziyaret eden “Röportaj Atölyesi” ekibi, 12. Türk-Yunan Dostluk Festivali’nin son gününde Aşağı Kaleköy’de (Kastro) Türkiye’den Mimar Elif Özdemir ve Yunanistan’dan Mimar Takis Tavanyotis tarafından tasarlanarak yapılan dostluk anıtında hoş olmayan bir manzara ile karşılaştılar. Gökçeada Belediyesi tarafından yaptırılan anıtta Rumca yazılan plakanın söküldüğünü fark eden gazeteciler, kısa bir aramadan sonra plakayı Kaleköy Limanı’nın sahil şeridinde buldular. Bu durumun üzüntü ve endişe verici olduğunu söyleyen Katina Karanikola, “Bazı kişiler ırkçı ve ötekileştirici tutumlarını sürdürüyor. Gökçeada Belediyesi’nin bu olayı dikkate alması gerekli” dedi. Plakayı anıttaki yerine yerleştiren gazeteciler, hatıra fotoğrafı çektirdikten sonra köylerdeki inceleme gezilerine kaldıkları yerden devam ettiler. Anıtın etrafında görülen alkol şişeleri ve çöpler ise dikkat çeken başka bir ayrıntı oldu.

Terk Edilen Köylerde Röportajlar
Özellikle 1960’lı yıllardan sonra İmroz/Gökçeada’nın terk edilen Rum köylerini ziyaret eden gazeteciler, sırasıyla 1970’li yıllarda süngerciliğin yapıldığı, içerisinde 4-5 yıldır ibadete kapalı halde bulunan bir zamanlar adanın Metropolitan Kilisesi olan Aya Marina Kilisesi’nin yer aldığı Kaleköy’ü, “Hüzün adasında Bir Köy” adlı kitabın yazarı ve aynı zamanda ünlü bir gazeteci olan Deniz Kavukçuoğlu’nun Bademli (Gliki)’de bulunan evi ile kütüphanesini, İmroz/Gökçeada’da yaşayan Rumların ortak yaşam alanlarından 100 yıllık geçmişe sahip çamaşırhaneleri, çoğunun zamanla harabeye dönüştüğü evleri, ayrıca Tepeköy’de bulunan bir kiliseyi incelediler. Köylerde yaşayan yerel halkla röportajlar yapan gazeteciler, ardından ada Kaymakamı Muhittin Gürel’in konuğu oldular.

“Elle Tutulur Bir Teşvik Yok”
Gazetecilerin ziyareti sırasında birçok önemli soruyu cevaplayan Gökçeada Kaymakamı Muhittin Gürel, özellikle Rum vatandaşların miras ve mülkiyet sorunu üstüne eğildi. 2013 yılı Temmuz ayında adadaki görevine başladığını söyleyen Gürel, “Göreve geldiğimden bu yana en çok bu konu hakkında şikayetler alıyorum. Burada o devirlerde yaşamış olan birçok insan var. Peki ne yapılması lazım. Politika değişikliği gerekiyor mu? Bence gerekir. Rumların miras ve mülkiyet konusu derin mevzular. Konunun gündeme getirilip çözülmesi gerekebilir. Bugünkü mevzuatla çok yol kat edileceğini düşünmüyorum. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmayan kişilerin miras yoluyla hak elde etmesi bugünkü yasal düzenlemelerle mümkün değil. Bu yasal düzenlemeyi yeniden düzenleyecek olan da parlamentodur.” dedi. Gazetecilerin “Türkiye vatandaşı olan Rumların geri dönmesi konusunda Ankara’nın herhangi bir teşviği bulunuyor mu?” sorusunu cevaplayan Gürel, “Benim bildiğim kadarıyla elle tutulur gözle görülür bir teşvik yok. Ama Rumların buraya gelip gitmesinde de herhangi bir sıkıntı yok. Rum okulunun açılmış olması, çok kısıtlı da olsa etki yarattı. Fakat kayda değer bir hareketlilik var diyemem” dedi.

2013 yılı Haziran ayında açılması planlanmasına rağmen hala açılmayan Gümrük kapısı hakkında da bilgiler veren Kaymakam Gürel; “İki ay önce bu konuyu görüşmek üzere yetkililer geldi. Düşünülüyor, olumlu bakılıyor. Tabi ki gümrük kapısı karşılıklı açılır. Tek taraflı açmanın bir anlamı olmaz. Semadirek’te yaşayan vatandaşların çoğunun kökeni burada. Doğup büyüdükleri yeri gelip görmek istiyorlar. Gümrük kapısı turizmciler içinde önemli bir destinasyon merkezi olabilir. Fakat devlet işleri yavaş işler, biz de sonuçları hep beraber bekliyoruz” diye konuştu. Adanın sorunları hakkında gazetecileri bilgilendiren Gürel, Röportaj Atölyesi ekibinin beraberinde getirdiği hediyeleri de memnuniyetle kabul etti.

Türk-Yunan Ezgileri Eşliğinde Barış Yemekleri Yenildi
Gökçeada’nın ilk gün programı sonunda Zeytinliköy’de İmroz/Gökçeada’yı Koruma, Yardımlaşma, Geliştirme ve Yaşatma Derneği tarafından düzenlenen eğlenceye katılan Röportaj Atölyesi ekibi, “Barışa Kurulan Sofra” etkinliği kapsamında hazırladıkları nohut yemeğini tatma fırsatı buldular. Türk-Yunan ezgilerinin eşlik ettiği etkinlikte, yöre halkı ile daha yakından sohbet eden gazeteciler, gecenin sonuna doğru Rum vatandaşlarla birlikte yöresel danslara katıldılar.

Hayalet Köyde Bir Pazar Ayini
İmroz/Gökçeada programının ikinci gününde Dereköy’ü ve burada bulunan Hagia Marina Kilisesi’ni ziyaret eden atölye katılımcıları, kilisede gerçekleştirilen pazar ayinine katılarak farklı bir deneyim yaşadılar. Yaklaşık 2 saat süren ayinin ardından, adanın pazarlarını dolaşan Röportaj Atölyesi ekibi, iki günlük pratik ders programını sona erdirdi.

“Kazdağları ve İmroz/Gökçeada’nın Sorunları Sürekli Olarak Dile Getirilmeli”
Çanakkale’de üç gün süren incelemeler sonrasında görüşlerini dile getiren gazeteci Celal Başlangıç, Türkiye’de ilk kez yapılan “Röportaj Atölyesi” uygulamasının diğer illerde de gerçekleştirilmek istendiğini söyledi. Teorik dersler sonrasında, atölyenin ilk pratik ders uygulamasını Kazdağları ve İmroz/Gökçeada bölgelerinde yapmayı tercih ettiklerini söyleyen gazeteci-yazar Başlangıç; “Gökçeada’da Rumların yaşadığı sıkıntılar ile Kazdağları’nda gerçekleştirilen altın madeni arama çalışmaları, ilk pratik dersimiz için bu bölgeleri tercih etmemizde etkili oldu. Çünkü sorunlu alanlar röportajın odağıdır. Ve o alanlarda yaşayan insanlardan bu teknik yardımıyla daha net bilgiler edinebilirsiniz. Röportaj Atölyesi olarak, gazetecilikte unutulan bir branşı yeniden canlandırmaya çalışıyoruz.” dedi. Gökçeada ve Kazdağları’nda yaşanan sürecin sürekli olarak dile getirilmesi gerektiğini ifade eden Başlangıç; “Bergama’da yapılan bir altın madeni işletmesini sürekli olarak kaleme almıştım. Yıllar sonra madeni incelemeye gittim. Siyanürün etkisini azaltmak için madende en üst düzey teknolojiler kullanıldığını gördüm. Çevre halkının tepkisi, Bergama’da bu gelişmelerin yaşanmasına sebep oldu. Evet maden tam anlamıyla kapatılmadı fakat halkın sessiz kalmaması gelişmelerde etkili oldu. Bu yüzden Kazdağları ve Gökçeada’daki sorunlar da sürekli olarak dile getirilmeli. İnsanlar sesini çıkarmalı, sessiz kalmamalı” diye konuştu.

Röportaj Atölyesi Nedir?
78’liler Girişimi bünyesinde oluşturulan ve deneyimli gazetecilerle akademisyenlerin seminerleri yönlendirdiği Röportaj Atölyesi çalışmaları, 26 Ekim 2013 tarihinde başladı. Atölye yürütücüleri ve kurucuları arasında Celal Başlangıç, Ragıp Duran, Prof. Yasemin İnceoğlu ve Doç. Esra Arsan bulunuyor. 2014 yılında ilk çalışmalarını sona erdirecek olan Röportaj Atölyesi ile, gazeteciliğin düz haberden sonra belki en önemli branşı olan röportajın son yıllarda neredeyse unutulması karşısında, önce teorik ve pratik bilgilerin hatırlanması/yenilenmesi, genç kuşağa röportajın önem ve konumunun kavratılması, nihayet özel olarak sadece özgün ve çeviri röportajlar yayınlayacak bir derginin kadrosunu yetiştirebilmek hedefleniyor.

Filtreler:

Yorumlar

Henüz yorum yok...

Sizin yorumunuz...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir