Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!
reklam
reklam
Yat Limanına Tepkiler Büyüyor

Yat Limanına Tepkiler Büyüyor

Çanakkale Kent Konseyi Çevre Meclisi’nin kolaylaştırıcılığında, bir çok sivil toplum örgütü, meslek odası sendika, platform ve bilim insanı yat limanı projesine ilişkin çekincelerini belirten bir rapor hazırladı.

Çanakkale Kent Konseyi Çevre Meclisi, “ÇED Sürecine Halkın Katılımı Toplantısı”nda sunulmak ve ilgili bakanlığın dosyasına konulmak üzere rapor hazırladı. Rapor da “Çanakkale kıyılarında denize girilebilen dünyanın ender kentlerinden birisi olarak kalacak ya da bu biricik ayrıcalığını yitirerek denizden ve deniz kültüründen hızla uzaklaşan sıradan bir ‘kıyı’ kenti olacaktır!” değerlendirmesi yer alıyor.

Çanakkale Yat Limanı Projesi Üzerine Görüşler

Çanakkale ya kıyılarında denize girilebilen dünyanın ender kentlerinden birisi olarak kalacak ya da bu biricik ayrıcalığını yitirerek denizden ve deniz kültüründen hızla uzaklaşan sıradan bir ‘kıyı’ kenti olacaktır!

“Yat Limanı projesi, kentimizin doğal çevresi ve kültürü ile tarihsel kimliğini tahrip edecek yanlış bir karardır”

Kent Konseyi Çevre Meclisi kolaylaştırıcılığında bir araya gelen aşağıda imzaları bulunun bizler, Çanakkale Ticaret ve Sanayi Odası’nın Yat Limanı Projesi’yle ilgili yapmış olduğumuz ortak bir çalışmanın sonuç ve öneriler kısmındaki  ortak görüşümüzü açıklıyoruz.

“Yapılması kararlaştırılmış olan Çanakkale Yat Limanı proje alanında, deniz son birkaç 10 yıldır bu arazinin yarısını kendisine katmış yani geri almıştır; şimdi ise bu alanın çok üzerindeki bir dolguyu yapma girişimi projede öne çıkmaktadır. Bu noktada ekolojik ve çevresel sorunların  yanı sıra, başlıca üç konuda duyarlılık öne çıkıyor:

Birincisi, Çanakkale’nin nazım plân ve uygulama imar planlarında mevcut olan, ama son yıllarda en önemli kent politikası olarak her kesim tarafından ısrarla savunulan, en önemli sorun, kıyı kullanımı ve kıyıların kentliler tarafından hiçbir engel oluşturulmadan kullanımıdır. Kordon alanının Lodos’tan, hatta Nara Burnu’ndan Kepez’e kadar kesintisiz bir şekilde kentli yurttaşlar tarafından kullanılabilmesidir (örneğin, Çanakkale Belediyesi’nin ve şimdiki Sayın Başkan Ülgür Gökhan’ın çok önemsediği Barış Kordonu uygulaması). Bu çerçevede, Kuruçeşme mevkiindeki alanlarda kıyı kenarından ilk 20 metreye kamuya terk işlemi uygulanmakta, bu ilk 20 metreye hiçbir inşaat-fiziki mekân yapılamamaktadır. Ayrıca 20 metre sonrası bölümlere de kısıtlı imar hakları (düşük kat sayısı-yüksekliği ve düşük yoğunluk-emsal hakkı) verilmektedir. Önerilen proje bu durumun engelidir. Sahil boyunca devam eden yolun kesintiye uğramasını ve yok edilmesini önermektedir. Proje, ayrıca 20 metrelik sınır da dahil olmak üzere, alanda çeşitli yeni insan yapıları ve inşaat etkinlikleri yapılmasını içermektedir.

İkincisi, bu alan, 2005 yılından bu yana Çanakkale Belediyesi, Çanakkale Belediye Spor ile Sörf-Yelken-Balıkadamlar-Yüzme alanındaki çeşitli Sivil Toplum Kuruluşları tarafından ÇADERÜS (Çanakkale Deniz ve Rüzgar Sporları Merkezi) olarak kullanılmaktadır. 6 yıldır fiili olarak geliştirilen bu politika çok önemli sonuçlar yaratmıştır. Örneğin, her yıl 80 civarında kentli sörf eğitimi almakta, 200 ü aşkın kentli ise sörf alanını fiili olarak kullanmaktadır.(Özellikle engellilerin de deniz ve deniz sporlarıyla ilgili eğitim gördükleri bir alandır.) Ayrıca deniz ve rüzgâr sporlu kullanım işlevi bölgeyi hareketlendirmiştir. Kentlinin kumsal, kıyı ve denizle çok kolay ve ucuz bir biçimde doğrudan temasının olduğu, spor, dinlence ve eğlence işlevinin geliştiği bir alanın öncüsü ÇADERÜS olmuştur. Yeni önermeler bu tür eylemlerin hiçbir şekilde yapılmasına olanak sağlamayacaktır. 2011 yılında inşa edilen İÇDAŞ Yelken kulübünün proje gereği yerinde kalması da yelken sporlarının devam etmesi anlamı taşımamaktadır. Yeni oluşan koşullara bağlı rüzgâr yönü ve su (dalga, akıntı, vb.) ilişkisi nedeniyle, mendirek ve diğer insan yapıları o çevrede yelken sporu yapılmasını engelleyecektir. Ayrıca, Yat Limanı ya da Marina projesi, yukarıda özetlenen tüm bu kamusal işlevlerin yok olmasına ek olarak, ayrıcalıklı ve sınırlı bir toplum kesiminin yararına olmak üzere, özel alan olarak bu alanın dönüşmesinin önünü açmaktadır.

Üçüncüsü, yerel tarihçiler, balıkçılar, yelkenciler, sörfçüler ve balık adamlara göre tarihi, kültürel ve ulusal önemi çok büyük olan Mesudiye Zırhlısı’nın batığı, Sarısığlar’a yapılacak olan Yat Limanı mendireğinin yaklaşık olarak Boğaz tarafındaki batı kenarına yakın bir yerde kumluk deniz tabanında yatmaktadır. Onlara göre, belki de Zırhlı, liman yapısının içinde ya da mendirek dolgularının altında ya da hemen yanında kalabilecektir. Buradaki liman yapım etkinlikleri, olası dip taramalar ya da mendirek dolguları ya da bunlara benzeyen insan etkinliklerinin ve doğrudan Yat Limanı yapısının kendisinin neden olabileceği dalga ve akıntı rejimindeki değişiklikler yüzünden doğabilecek dip kumu ve balçığı hareketleri,tarihi Mesudiye muharebe gemisinin batığını doğrudan etkileyerek onu kum ve balçık altında kalmaya mahkûm edebilecektir.

Oysaki kentler, insanların yaşamsal ihtiyaçlarının karşılandığı ve sürekli bir toplumsal değişim ve gelişme içinde olan yerleşimlerdir. Bu çerçevede, Yat Limanı yapılması kararlaştırılan alan, var olan ve geliştirilmesi olanaklı olan çeşitli sportif, dinlence ve rekreasyon amaçlı etkinliklere ek olarak, örneğin engellilerin eğitimi amacı için de kullanılabilir. İnsan gibi, kentler de yaşayan bir organizmadır. Bir organizma gibi kentlerin de yaşamını sürdürebilmesi için kentsel niteliklerinin de sürekliliği olması gerektir. Doğal çevreyi kullanan kent insanları, sürdürülebilir bir kent yaşamı ve sürdürülebilir bir kültür için doğal kaynakların kendilerini yenilemelerine fırsat veren, doğal çevreyi koruyan bir gelişme felsefesinin sahibi olmalıdır.

Günümüzde, plânlamanın her ne kadar geleceğe dönük yapıldığı söylense de, politik talepler ve işbirlikleriyle günlük, kısa vadeli çıkar kaygılarının, esas belirleyici unsur olduğunu söylemek, yanlış bir değerlendirme olmayacaktır. Doğru bir plânlama, kentleri tarihsel süreçten ve doğal çevreden koparmadan geleceğe taşıyan, bütüncül bir eylem sürecini tarif etmelidir. Doğal çevre kaynaklarımız ile kültür varlıklarımız ve değerlerimizi hoyrat bir biçimde kullanan, tahrip eden, tüketen kalkınmacı/katma değerci/yatırımcı vb. anlayışlar yerine;  değerlerine önem vererek korumayı esas alan, dengeli ve uzun döneme yayılan yatırımcı/zenginlik anlayışı ilke edinmelidir.

Avrupa Kent Plânlayıcıları Konseyi’nin,  “Kentsel Plânlamada Kültürel Sürdürülebilirliğin Sağlanabilmesi” için belirlediği ilkelerden birisi de “Kent Kaynaklarının Sürdürülebilir Yönetimi” olmuştur.  Bu ilkenin açılımında da şunlar yer almıştır:

1) Plânlama kentin doğal (toprak, hava, su) ve insan yapımı (binalar, anıtlar, altyapı, donanımlar, bilgi, yetenek, zenginlik) kaynaklarını saptamalıdır,

2) Plânlama, sürdürülebilir bir kentin ?değişik işlevlerinin, kamu donanımlarının ve onları bağlayan ulaşım sistemlerinin en iyi şekilde yerleştirilmesiyle, mevcut değerleri koruyarak ve ekonomik canlılığa yeniden yatırım yaparak- geliştirilmesiyle bu kaynakların koruma ve iyileştirilme yollarını aramalıdır,

3) Genel hedef altyapıya, kent dokusuna, istihdama, perakende ticaret ve kültürel faaliyetlerin yeniden canlandırılmasına ve yerleşimlerde gelişmenin cazibesini artırmaya  yönelik yatırımlar yapılmasıyla, kent merkezlerine yeniden hayat vermek olmalıdır.

Öngörülen Çanakkale Yat Limanı Projesi gibi turizm amaçlı plânlamalarda ve yapılaşmalarda, kentin kimliğini oluşturan doğal çevre ve kültürel değerlerimiz turizm için en önemli kaynaklar olarak gösterilmektedir. Ancak, bu noktada, kent için öngörülen turistik yatırımların önemi vurgulanırken bunların kentin gereksinimi, belirlenen gelişme yolu ve kapasitesi ile uyumlu ve tutarlı olması gerektiği de unutulmamalıdır.

Sonuç olarak, yapılması kararlaştırılmış olan Yat Limanı projesinin, kentimizin doğal çevresi ve kültürü ile tarihsel kimliğini tahrip edecek yanlış bir karar olduğunu hatırlatarak, “sürdürülebilir bir kentsel gelişme, kültürlü ve kimlikli kent” anlayışıyla ve Çanakkale’nin bir deniz-boğaz-kıyı kenti olarak varlığını sürdürmesi açısından geri dönülmez yanlışlıklara ve onarılması olanaksız hasarlara yol açacağı gerçeğinin bilimsel olarak çok açık olduğunu özellikle vurgulamak isteriz.”

Bilge Şimşek (Diş Hekimi), Prof.Dr.Bülent Cihangir, Dr.Celal Karakaş, Emine Şengören Güzel(Diş Hekimi), Engin Balıkçı, Erdal Öztura (Araştırma Görevlisi), Yard. Doç. Füsun Erduran, Mimar İsmail Erten (ÇEKÜL İl Temsilcisi), Prof.Dr. Murat Türkeş, Nihat Güzel (Tabip Odası Başkanı),Prof. Dr. Telat Koç (Eğitim Sen-Çanakkale), ANFORA Kültür Sanat ve Çevre Etkinlikleri Derneği, Ayakizi Doğa ve Yürüyüş Grubu, Bilim Etik Spor Kulübü Derneği, ÇABİSAK, Çanakkale Çevre Platformu, Çanakkale Diş Hekimleri Odası, Düşyola Grubu, Çanakkale Eczacı Odası,Çanakkaleyi Güzelleştirme Derneği, Çanakkale Lions Kulübü Derneği, Çanakkale Makine Mühendisleri Odası, Çanakkale Özel Çocuklar Spor Kulübü, Çanakkale Ziraat Mühendisleri Odası İl Temsilciliği, İnsan Hakları Derneği, Lara Su Sporları Kulübü Derneği, Lekton Balıkçılık, RANA Aqua Su Ürünleri Yetiştiriciliği, Seyyah Grubu, TEMA Çanakkale İl Temsilciliği, Troya Gençlik ve Çevre Derneği, Yeşiller Partisi, Zihinsel Engelliler Derneği.

[Kaynak: cevrecihaber.com]

Filtreler:
Görüntülenme: Veri Alınamadı
Google Analytics verileri olup, manipüle edilemez bir kaynak kullanılmıştır. Günde bir kere güncellenmektedir.

Yorumlar

Henüz yorum yok...

Sizin yorumunuz...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir