Doğaya İhtiyacımız Var

Neden doğadan uzaklaştık böyle? Yaşamımızda bu kadar az yer edinir oldu doğa. Kentleşmenin dayanılmaz hafifliğine mi kapıldık? Belki de biraz aldandık, kentleşmenin göz kamaştıran sahte yüzlerine vurulduk. Işıltılı tüketim duygusunda tatmin olduk iktidarsız hayallerimizde boşalırken. Betonlaşmanın sıkışıklığında gelişmenin eş anlamını bilim dışına iterek kendimizi tatmin ettik. Binalar yükseldi, zekâlar ufaldı onun kuytusunda. Sorgulayamayan bir grup dedi ki: “Yönetilmek istiyoruz.”

Adı demokrasi olsun, bol rant olsun, ucundan bana da dokunsun, başkan olsun, bağırsın, kızsın, azarlasın, elini masaya vursun. Dereler özgürce akmasın, karışmasın denizlere, dağlarında durulmasın, ormanlarında gezilmesin. Haklı olan halk değil, şirketler. Enerji lazım Türkiye’ye, hem de şirketlerin sömürebildiğinin ötesinde bir enerji! Kapitülasyonları tarih kitaplarından okurken, kendini sömürü düzenine adayan, maden yasasının işbirlikçileri. Güne nasıl uyanırsın, kendini yaşamdan soyutlayarak. Bulutların yağmur taşımadığı zamanlarda ağır metallerin ve ölümcül gazların altında yırtık şemsiyelerle ölümden kaçamazsın.

Türkiye’ye gerekli enerji kırsal kesimdeki insanların yaşam enerjilerini sömürmek üzerine kurulu. Kurulmuş tahtlarına ve uzaktan yaşamlarımıza hüküm veriyorlar. Doğadan olduğunca uzaklaşmış, kimliklerini kaybetmiş insan yığınlarının arsızlığında talep ediyorlar. Yaşamlarımızı, hayat damarlarımızı istiyorlar. Görmezden gelmek; belki de en kolayı. Bu kadar doğadan uzaklaşmak, ondan beslenmediğin anlamına gelmez. Biraz daha duyarlı olmaya ihtiyacımız var.

Her coğrafyada belli sorunlarla karşı karşıyayız. Duyarsızlaşan insan yığınlarına söylem geliştirmenin zorluğu, cahiliyetin hükümdarlığını kavramakla eş değerde zor. Bir dönem baktık etrafımıza ama güvenecek çok da alternatifimiz yoktu. Artık ayağa kalkma ve yaşam hakkımızı savunma zamanı değil mi? Bu bir doğa mücadelesidir. Bu bir yaşam, bu bir vatan mücadelesidir. Bu Kaz Dağları’ndaki ceylanın mücadelesi, Bozcaada’daki kirpinin mücadelesi, Arhavi’nin derelerindeki balıkların mücadelesi, Munzur’daki dağ keçilerinin mücadelesi, Artvin’deki boğaların mücadelesi, Alakır’daki kelebeklerin mücadelesi…

Bu ortaklığa hiçbir finansal çıkar gerekmiyor. Yaşama ortak olmalı. Nefes almalıyız, ciğerlerimizi doldurarak dağların zirvesinde, ormanların en derininde. Unutmamalıyız; doğanın bize ihtiyacı yok. Bizim doğaya ihtiyacımız var. Ağaçlar, dereler, dağlar, göller biz olmadan da var olacaklar. Ama onlar olmadan insanlık var olamayacaktır.

Bu yazı 07 Nisan 2016 tarihinde bozcaadahaber.net internet sitesinde yayınlanmış olup, yazarının izniyle Çanakkale İçinde sayfalarında da yer almıştır.