Akşamın hüznünde ceviz ağacının altındayım.
Çiçeklere su verildi…

***
“Şirketi sıkıştırmalıyız. Kirazlı direnişi büyüyerek devam etmeli. Yerel halkın kararlı olması gerekir. Çaresizliğe ve umutsuzluğa düşmeden Bergamalılar gibi direnilmelidir. Şirketlere direnişin korkusunu yaşatmamız gerekir.”

Tamamıyla katıldığım yukardaki satırları okuyunca;
26 Temmuz’da bir yaz yangını gibi alevlenip, 05 Ağustos maden sahası görkemli yürüyüşü sonrasında, Fazıl Say konserinin (18 Agustos) peşi sıra (yangın korkusuyla, ya da kayyum kaygısıyla olsa gerek) sönümlenmesini düşündüm, Kirazlı Direnişinin.

Ve işte sonbahar geldi. Eylülün ortasındayız…

***

Konser sonrası “Su ve Vicdan Nöbeti” sonlandırıldı. Bu karara bir grup (İstanbul, Bayramiç, Çanakkaleli) itaat etmedi ve gece/gündüz nöbete kararlılıkla devam ediyorlar.

Koordinasyon Türkiye’nin dört bir yanından desteğe gelenlere özveriyle rehberlik hizmeti veriyor şimdilerde. Oldukça başarılılar…

Önce nöbet mahalli, sonra maden sahasına götürülüyor desteğe gelen misafirler…

Nöbet mahalli toz içinde, “Su ve Vicdan Nöbeti” etkinliklerinde misafirlerin oturabileceği bir tabure bile bulmak mümkün değil…

İl merkezinden her gün üç otobüs kalkıyor/muş. Söylentilere göre; yolcular “beşer-onar kişi”…

***

“Su ve Vicdan Nöbetinin 39. gününde Çanakkale Belediye Başkanı Ülgür Gökhan’ın Siyanürlü Altın Madenciliği yapacak olan firmanın yereli/yerlisi (Doğu Biga Madencilik) yetkilileriyle buluştu.”

Çok merak ettim doğrusu, neler konuşuldu ve ne sonuca varıldı?

Belediye bu buluşmanın/görüşmenin ayrıntılarını kamuoyuna açıklamak zorunda diye düşünüyorum. Yoksa ceviz ağacının gölgesinde otururken aklıma kötü şeyler gelmiyor değil!

Sonrasında ise “Çanakkale Belediye meclis toplantısında Türkiye’nin gündemine oturan Kazdağları’ndaki ağaç katliamı ve Siyanürlü altın madenciliği işletmeciliğiydi.”

Belediye Bşk. Ülgür Gökhan’ın konuşması titizlikle dinlenmeli/okunmalı… (Aynalı Pazar 04.09.2019)

***
İşte sonbahar geldi. Eylülün ortasındayız…

Ve Alamos Gold Inc. Yüzde yüz yerli/milli/Çanakkaleli çalışanlarına (ki, rivayete göre “iyi taş taşırlarmış”) 45 günlük ücretli izin vermiş…

Lakin Şirket aheste aheste çalışmalara devam ediyor sanki.

“Kaz Dağları’nda çalışmalar sürüyor. Bölgeyi zehirleyecek siyanür kuyuları için su hattı çekildi.” Cumhuriyet, Serhat Doğan, 14 Eylül 2019 Cumartesi

T.C. Çanakkale Orman Bölge Müdürlüğü ağaç kesimine de devam ediyor hala…

***
Eylülün ilk iki haftasında: “Çanakkale çevre gönüllüleri, iki kez bir araya geldi. Gelinen noktada Kirazlı nöbet alanı ekoloji mücadelesi açısından tüm ülkede ve hatta uluslararası boyutta da simge haline gelmiştir. Nöbet alanındaki çadırlı direniş tüm ülkeye umut vermektedir” denildi.

Söz konusu iki toplantıya, Kent Konseyi/Çevre Meclisi ve sair kurullardan katılım olmadı.
Manidar bir durum!

Ve de Madenciler Kemal Kılıçdaroğlu ile görüşmüş…

Oysa “CHP Lideri nedense hiç bölgeye gelmedi, Bandırma-Balıkesir arasında dolaştı durdu. Çanakkale’ye, Kaz Dağlarına dönüp bakmadı bile!” diye yazılmıştı bir yerel gazetede.

Ve/de
“Mücadele ulusal şairler ve yerel şairlerin şiir okumaları ile devam ediyor…”

***

Ben akşamın hüznünde ceviz ağacının altındayım.

“Şirketi sıkıştırmalıyız. Kirazlı direnişi büyüyerek devam etmeli. Yerel halkın kararlı olması gerekir. Çaresizliğe ve umutsuzluğa düşmeden direnilmelidir. Şirkete direnişin korkusunu yaşatmamız gerekir” diye yazıyor bir sosyal medyada…

İşte sonbahar geldi. Eylülün tam ortasındayız. Kış geliyor…

Ha, aklıma gelmişken sorayım, şu suyu, elektriği kesilmiş vicdan nöbeti alanında 5-6 yaşlarında iki tane kıvırcık saçlı çocuk vardı ya hani, sürekli kumda oynarlardı.

Sahi adları neydi o çocukların?

***

Akşamın hüznünde ceviz ağacının altındayım.
Uykum geldi ceviz ağacı, yorgunum çok…

Ve kulaklarımda hala çınlayan bir şiir:

“Ağaçların ayakları yok kaçmaya…
Elleri yok dövüşmeye…
Dilleri yok sövmeye…
O halde…
Kaz dağlarını biz savunacağız biz…
Bu dağlarda durursa kalbim bir gün…
Düştüğüm yere gömün…
Yüreğim dağ çiçeklerindendir…”