Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!
Kadına Yönelik Şiddete / Kadın Cinayetlerine Karşı Yasta Değil İsyandayız!

Kadına Yönelik Şiddete / Kadın Cinayetlerine Karşı Yasta Değil İsyandayız!

Bugün 25 Kasım* Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele  ve Uluslararası Dayanışma Günü. Kadına yönelik şiddet cinsiyete dayanan, kadını inciten, ona zarar veren, fiziksel, cinsel, ruhsal hasarla sonuçlanma olasılığı bulunan, toplum içerisinde ya da özel yaşamında ona baskı uygulanması ve özgürlüklerinin keyfi olarak kısıtlanmasına neden olan her türlü davranıştır. Kadına yönelik şiddet aile içinde sahip olunacak çocuğun cinsiyetinin kız çocuklar aleyhine belirlenmesi, kız bebeklerin öldürülmesi, kız çocuklarının cinsel istismarı, dövülmesi, çeyiz, başlık parası, namus cinayetleri, flörtte şiddet, evlilikte hırpalanma, dayak, taciz, tecavüz, ekonomik ve psikolojik baskı, genital mutilasyon ve diğer cinsel organlara zarar verici uygulamalar, işyerinde ve diğer kurumlarda cinsel ve psikolojik şiddet, kadın ticareti, fahişeliğe zorlama, yaşlılıkta fiziksel, cinsel ve psikolojik saldırıya uğrama, cinayete kurban gitme şeklinde gerçekleşmektedir. Kadına yönelik şiddet, yapılan antropolojik çalışmalara göre Papua Yeni Gine’de bazı yerli toplulukları dışında dünyada neredeyse her toplumda görülmektedir.

Biz kadınlar dünyanın her yerinde olduğu gibi Türkiye’de de kadın olduğumuz için fiziksel, cinsel, psikolojik, ekonomik şiddet görüyoruz, ayrımcı uygulamalara maruz kalıyoruz. Tacize/tecavüze uğruyor ve öldürülüyoruz. Türkiye’de son 7 yılda kadın cinayetleri yüzde 1400 oranında arttı ve her 3 kadından 1’i şiddete maruz kalıyor. Sadece 2011’in ilk sekiz ayında 179 kadın babaları, kocaları, erkek kardeşleri, yakın akrabaları tarafından öldürüldü, 71 kadın tecavüze uğradı. 2011 yılında Haziran ayından Kasım ayına kadar, iki kadın koruma altındayken kocası tarafından öldürüldü. İki kadın savcılığa şikayette bulunduktan sonra eski kocaları tarafından öldürüldü. Bir kadın sığınmaevinden işe giderken yolda, iki kadın kocası tarafından sığınmaevinden çıkartılarakiki kadın da sığınmaevinden ayrılıp evine döndükten sonra öldürüldü.Koruma talebi reddedilen dört kadını kocaları silahla ağır yaraladı. Bir kadın sığınmaevinin içinde kocası tarafından bıçaklandı. İki kadının koruma talebi evli olmadıkları gerekçesiyle, bir kadının ise şiddete şahitlik eden olmadığı için reddedildi. Tüm bu yaşananlar  münferit birer adli vaka değil; ataerkil değerlerle örülen toplumsal ilişkilerin, kadınları ezen, kadına şiddeti reva gören eril tahakkümün sonuçları olarak politiktir.

Biz kadınlar şiddet görüyoruz, öldürülüyoruz, tacize/tecavüze uğruyoruz ve yasalar bizi korumuyor.Kocası tarafından yüzü mosmor olana dek dövülen ve sonrasında  koruma verilmediği için kocasının 11 yerinden bıçaklayarak öldürdüğü Ayşe Paşalı’yı unutmadık. 13 yaşındayken 26 erkeğin toplu tecavüzüne uğrayan N.Ç’nin davasında, kız çocuğunun tecavüzde rızası olduğu gerekçesiyle faillere en alt sınırdan ceza veren hukuk sistemine razı değiliz. Eşinden yoğun baskı ve işkence görüp koruma talep etmesine rağmen, bu talebi yetkililerce zamanında karşılanmayınca kocası tarafından öldürülen kadın arkadaşımız Gülay’ın sonunu hazırlayan bu erkek egemen sisteme razı değiliz. Kadın katillerine ceza indirimi, kadına yönelik şiddete, tacize, tecavüze tahrik indirimi uygulayan bu ataerkil düzene razı değiliz. Şiddet gördüğü için şikayetçi olan kadını “Her evde olur bunlar, kocandır, sever de döver de, hadi barışın” diyerek şiddete terk eden, ölüme yollayan güven(siz)lik birimlerine razı değiliz. Soruyoruz: “Peki biz kadınlar erkek egemen bakış açısıyla yazılmış bu yasalardan nasıl korunacağız?”Erkek adalet değil; gerçek adalet istiyoruz.

Psikologlar derneği kadın çalışmaları biriminin belirttiği üzere; kadınlar şiddeti erken yaşta evlendirilerek, tacize, tecavüze uğrayarak, dövülüp aşağılanarak, insan ticaretinde kullanılarak, eğitim/ çalışma hakları ellerinden alınarak, evlerin içinde kapalı tutularak, üretme hakları ve özgürce yaşamaları engellenerek, gazetelerde, televizyon dizilerinde, reklâmlarda kadına yönelik şiddeti teşvik eden, cinsiyet eşitsizliğini normalleştiren görüntüler, konular aracılığıyla, yasa uygulamalarındaki sorunlarla ve  öldürülerek yaşamaktadırlar. Kadına yönelik şiddet aynı zamanda önemli bir ruh sağlığı sorunudur.

Çünkü şiddet kadının mutsuzluk, çaresizlik, üzüntü, korku gibi duygular hissetmesine dolayısıyla bedensel, ruhsal, cinsel sağlığının bozulmasına neden olmaktadır. Şiddetin fiziksel ve ruhsal sağlık sonuçları bireyin, ailenin ve toplumun tümünü etkilemektedir.

Şiddet aile içinde veya toplumda yaşandığında çocuklar, şiddet görüntülerine veya şiddetin kendisine maruz kalarak psikolojik açıdan etkilenmekte ve gelecekte sorunlu genç ve yetişkinler olarak toplumda yer almaktadırlar.

Biz kadınlar biliyoruz ki biz sustukça daha nice kadın bu ataerkil vahşet elinde, namus adına, töre adına kadın olduğu için öldürülmeye devam edecek. Biz sessiz kaldıkça kadına yönelik şiddet, taciz, tecavüz artarak devam edecek. Failler ceza indirimlerinden yararlanıp, ellerini kollarını sallayarak yaşamımızı tehdit etmeye devam edecek. Ölüm haberleri magazinleştirilerek kadın bedeni üzerinden reyting elde edilmeye devam edilecek, bu sistematik kadın cinayetleri normalleştirilecek. Biliyoruz ki eşit değilsiniz dendikçe daha da çok öldürüleceğiz.Bu nedenle kadına yönelik şiddete,kadın cinayetlerine karşı yasta değil; isyandayız.

Devletin kadına yönelik şiddetle mücadeleyi bir devlet politikası olarak benimseyerek yaşama geçirmesini talep ediyoruz. Şu açık  ki erkek egemen bakış açısıyla oluşturulmuş yasalar kadınları korumuyor. Kadına yönelik şiddet, taciz, tecavüz ve kadın cinayeti davalarında tahrik ve ceza indirimleri değil; caydırıcı cezalar verilmesini, kadın cinayetlerini durduracak zorunlu yasal düzenlemelerin bir an önce yapılmasını istiyoruz. Yasalar yapılırken kadınlara karşı ayrımcılığı önlemek ve kadınları güçlendirmek için bilim ve araştırma kuruluşları, kadın konusunda çalışan sivil toplum örgütleri ve medya ile işbirliği yapılmalıdır.

Kadına yönelik şiddet salt hukuksal boyutuyla değil, siyasi, ekonomik, sosyal psikolojik ve kültürel boyutlarıyla birlikte ve bütünsel bir yaklaşımla ele alınmalı, toplumsal cinsiyet temelli eşitsizliklerin giderilmesini, ayrımcı uygulamaların önlenmesini, kadının güçlendirilmesini, eğitim düzeyinin yükseltilmesini, siyasete, ekonomiye ve toplumsal yaşama, daha geniş ve daha aktif olarak katılmasını sağlayacak strateji ve araçlar yer almalıdır. Türkiye kadın hakları bağlamında taraf olduğu uluslararası sözleşmelerin öngördüğü yükümlülükleri yerine getirmelidir. Seçimle gelinebilecek her yere, yüzde 50 kadın kotası konulmalıdır. Her kurum, kadın bakış açısına sahip uzmana sahip olmalıdır. Toplumun kadına bakışını ve kadını metalaştıran erkek egemen anlayışı değiştirmeye yönelik bir kültürel dönüşüm sağlanmalıdır. Bu amaçla cinsiyet eşitliği konusunda kamuoyundaki farkındalık artırılmalı, cinsiyet rollerine ilişkin önyargıları değiştirecek düzenlemeler yapılmalı, eğitim ve iletişim faaliyetleri ile toplumun bilinç ve duyarlılığı geliştirilmelidir. Belediyeler Yasası’nın öngördüğü güvenli sığınma evleri yaşama geçirilme aksi halde cezai yaptırım uygulanmalıdır.

Biz kadınlar bugünden sonra da erkek egemen sisteme, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine, ayrımcılığa, kadına yönelik her türlü şiddete ve kadın cinayetlerine hayır diyerek mücadelemizi sürdüreceğiz. Ancak şu unutulmamalı ki  kadına yönelik şiddet bir insanlık suçudur, normal değildir, yasal değildir ve kabul edilebilir değildir. Kadına yönelik şiddetle mücadele, devletin en üst düzey yetkililerinden bağımsız kişilere kadar herkesin sorumluluğudur.

Çanakkale’de de tüm yetkilileri kadına yönelik şiddete, tacize, tecavüze ve kadın cinayetlerine karşı duyarlı olmaya ve bu konularda gerekli önlemleri alarak sorumlu davranmaya davet ediyoruz.

Kaynaklar : Bianet, Amargi.

———————————————-

*25 Kasım’ın Anlamı
25 Kasım, Dominik Cumhuriyeti’nde, Trujillo diktatörlüğüne karşı mücadele eden Clandestina Hareketi’nin öncülerinden olan Patria, Minerva ve Maria Mirabel kız kardeşlerin diktatörlüğün askerleri  tarafından, tecavüz edildikten sonra vahşi bir şekilde katledildiklerinin yıl dönümüdür. 1960 yılının 25 Kasım’ında, Dominik Cumhuriyeti’nin kuzey bölgesinde, bir uçurumun dibinde üç kadının cesedi bulunur. Bunlar Mirabel kardeşlerdir. Ertesi sabah gazetelerde bu ölümlerin bir araba kazası sonucu meydana geldiğini anlatan bir haber çıkar  ama gerçek göründüğü gibi değildir. Mirabel kardeşler, ülkelerinde siyasal özgürlük için kararlılıkla mücadele ederek Latin Amerika’daki diktatör Rafael Leonidas Trujillo’ya direnirler .Bu yüzden diktatörlük tarafından zulme uğrayarak pek çok kez hapsedilirler. 25 Kasım 1960 yılında arabalarından zorla indirilerek tecavüz ve işkenceyle katledilirler.

Mirabel kız kardeşlerden birinin takma adının kelebek olmasından da esinlenerek; o günden sonra bu üç kız kardeş, gerek Dominik’te gerek dünya da “kelebekler” adıyla anılmaya başlarlar. Önce 1981’de Dominik’te toplanan Latin Amerika kadın kurultayında; 25 kasım , “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Uluslararası Dayanışma Günü” olarak kabul edilir. Daha sonra 1985 yılında, Birleşmiş Milletler tarafından 25 Kasım, “Kadına Yönelik Şiddetin Yok Edilmesi İçin Uluslararası Mücadele” günü ilan edilir.1981 den bu yana dünyanın dört bir yanında  kadınlar 25 Kasım’ı “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Uluslararası Dayanışma Günü” olarak anıyor ve şiddete hayır demek için sokaklara, meydanlara çıkarak seslerini duyurmaya çalışıyor.

İletişim için E-mail Adresimiz: [email protected]

Filtreler:

Yorumlar

Henüz yorum yok...

Sizin yorumunuz...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir