Çocuklarımız neslimizin devamı ve en değerli varlıklarımızdır. Geleceğimizin teminatıdırlar. Onların iyi bir eğitim almaları, kendileri için iyi bir geleceğe hazır olmanın ön koşulu; anne ve babaların da en öncelikli arzularıdır.

Ülkemizde yaklaşık 18 milyon dolayında çocuğumuz ve bunlarla birlikte yine bu sayıya yakın öğrenci velisi çocuklarının eğitimi ile ilgili belirsizliklerle karşı karşıya olmanın getirdiği bir huzursuzluğun içindeler. Elbette çocuklarımızı bu belirsizliğin ve huzursuzluğun içinde iyi yetiştirmek kolay değil ancak yine de imkanlarımız dahilinde bir şeyler yapmakta bizlerin elinde.Çocuğumuzu iyi tanıyarak, ilgi ve yeteneklerini keşfederek, okuluna ve öğretmenlerine yardımcı olarak, kendi istediği alanda doğru bir eğitim alması sağlanabilir.

Eskiden çocuğun eğitimi sadece öğretmenin ellerine teslim edilir ve okula götürülerek “Hocam eti senin, kemiği benim” denilerek, belki de öğretmen bu konuda belli ölçüde yüreklendirilerek çocuğuyla daha fazla ilgilenmesi sağlanmaya çalışılırdı.

Öğretmene teslim ettiğimiz çocuğumuzdan öğretmeni iyi dinlemesi, saygılı olması, gereksiz konuşmaması, arkadaşları ile iyi geçinmesi, arkadaşlarınısevmesi, fedakar olması istenirdi.

Aile eğitimi olarak vaktinde yatıp uyuması, yatmadan önce büyüklerine iyi geceler dilemesi, haline şükretmesi, bunun için dua etmesi öğretilirdi. Toplum içerisinde efendi olması tembihlenirdi. Yemeğini zamanında yemesi, sofra kurallarına uyması, uykudan kalkınca elini yüzünü yıkaması, dişlerini fırçalaması, defterini, kalemini temiz, tertipli, düzenli, tasarruflu kullanması… vs. hatırlatılırdı.

Şimdi çocuklar artık bu anlayışın dışında yetişmektedir. Anneler ellerinde yiyeceklerle bebeklerin peşinde koşarak, onlara şaklabanlıklar yaparak “kuşa bak, tavşana bak” diyerek, hile ile, reklam ve çizgi filmler yardımıyla yemek yedirme telaşı içerisindedirler. Bunun doğru bir yol olmadığı söylendiğinde “ne yapayım, başka türlü yemiyor” diyerek yapılan hatayı savunma çabasına giriyorlar. Böyle bir uygulama sonucunda çocuklarda görülen fazla kiloların ve obez tanımlamasına uyan durumlara şaşmamak gerek. Obezite de toplumumuzda hızla yayılmaktadır.

Çocuklar evde her şeye hakim durumdadır.Onların her isteği yerine getirilmektedir. “Beni parka götür, bana bunu al, şunu al…” kültürü ile yetişmiş bir nesille karşı karşıyayız. Güya çocuğun isteğini karşılamaya yönelik alınanlar bir anlamda anne ve babaların da tatmin olmasını sağlamaktadır.( Belki de kendi çocukluğunda yaşamadıklarını, elde edemediklerini, duygularını doyurmaya çalışmaktadırlar.) Tv programı, kanal seçimi çocuğun isteğine göredir. İstekleri yerine getirilmeyince çığlığı basarlar. Anne ve babalar da kendilerini çocukların isteğine göre programlamış durumdadırlar. Belirli kurallara uyma, çevresini kirletmeme, eşyalarını dağıtmama, (bunları çekmecesine, dolabına, sepetine yerleştirme), oynadıktan sonra oyuncaklarını toplama şeklinde olumlu davranışların kazandırılması göz ardı edilmektedir. Bunun da gerekçeleri hazırdır. Okul öncesinde küçüktür, büyüyünce yapar. Okul yıllarında ders çalışıyor, zamanını bunun için harcamasın, ders çalışsın, yüksek notlar alsın, iyi bir üniversite kazansın diye düşünülür. Yıllar su gibi akıp gitmiş, hayatta belki de kitaplardan alınacak bilgilerden daha değerli şeyler kaybedilmiştir. Çocuğumuz, her şeyi başkalarından bekleyen bir yetişkin olarak çıkmıştır karşımıza.

Okulda öğretmen çocuklara olumlu davranışlar kazandırmaya, becerilerini geliştirmeye yönelik bazı etkinliklere yer verdiğinde (Okul bahçesine kendileri tarafından gelişigüzel atılmış cips, gofret..vs. ambalajlarını toplama, sınıf kitaplık dolabının tozunu alma.. gibi) en çok karşı çıkanlar anne babalardır. Hemen tepki gösterirler ve “Biz çocuklarımızı, okula temizliğe göndermiyoruz” diyerek itiraz ederler. Bu çocukların yaşadıkları ortamı temiz tutmayı, kirlettikleri alanları yine kendilerinin temizlemesinin doğru olduğunu ne zaman öğreneceklerini düşünmezler.Sadece kitaplarda yazan bilgileri ezberlemekle istenen eğitimin gerçekleşeceğini düşünürler. Hatta çocuklarının öğretmenlerini de anlayışları doğrultusunda yönlendirmeye çalışırlar. Zaman zaman okul öğretmenlerinden ve yöneticilerinden de buna fırsat tanıyanlar görülür.

Peki çocuklarımızın isteklerini hiç mi dikkate almayalım, tabii ki alalım. İhtiyaçları olan, sevdikleri, mutlu oldukları şeyleri almamızdan doğal ne olabilir. İsrafa yol açmadan, abartmadan, sahip olunanları değersizleştirmeden yapalım bunu. Onları varlığa göre olduğu gibi yokluğa göre de yetiştirelim. Yaşamları onlara her istediğini elde etme olanağı vermeyebilir.İnsanlar yaşamın olumsuzluklarına karşı da tedbirli ve dayanıklı olmak zorundadırlar. Yokluk ve zorluklar karşısında morali bozulmayan, kolay pes etmeyen, mücadele etme gücünü kendisinde bulabilen kişiler olmalarını sağlayalım.

Elbette çocuklarımız artık “eti senin, kemiği benim” anlayışı ile eğitilmesin. Ancak, her istediğini yaptıran, kurallara uymayan, söz dinlemeyen, dağınık, bencil, sürekli olarak çevresindekileri kullanan, beceriksiz, kendisine güveni olmayan kişiler de olmasınlar.

Eğitim ciddi iştir. Her eğitimciyim diyenin bile kolaylıkla altından kalkamayacağı bir olgudur. Günümüzde eğitim kitaplardaki bilgiyi ezberlemekten ziyade bilgiye ulaşmaya, bilgiden yararlanmaya, yeni bilgiler ve teknolojiler üretmeye, incelemeye, araştırmaya, geliştirmeye, sorgulamaya dayanmaktadır. Çağdaş eğitimde akılcılık ön plandadır. Çağdaş, bilimsel bir eğitimden geçmiş kişiler ancak kendilerini ve içinde yaşadığı toplumu kurtaracak, ileri bir toplum haline gelmesini sağlayacaktır. Bunu gerçekleştiremeyen toplumlar bundan önce olduğu gibi bundan sonra da geri kalmışlıktan kurtulamayacaktır. İnsanımızı iyi eğiterek, korkmadan, bilgisi ve cesaretiyle olayların üzerine gidecek bir gençlik yetiştirmeliyiz. Zira bilgi güçtür ve en büyük zenginliktir.

Anne ve babalar için çocukları, öğretmenler için öğrencileri övünç kaynağıdır. Onları en şekilde eğitmek isterler. Onları önemli yerlerde ve makamlarda görmek isterler, onlarla gurur duyarlar. Onlardan maddi beklentileri olmaz, aldıkları manevi haz onları mutluluktan göklere uçurur. Hani bunu da fazlasıyla hak etmişlerdir.

Çocuklarımızın çağdaş bir eğitim alması, kendilerine, ailelerine, ülkesine ve insanlığa yararlı kimseler olarak yetişmeleri dileğiyle…