Kepez güreşlerinin, yıldönümü yine geldi. Bu defa güreşlerin 45. yılı. Bir ömür. Kepez Güreşleri tam bir ömür.

Geçmişle geleceği, birbirine kavuşturan tam bir ömür.

Kepez’de yaşayan her insan için gelmesi beklenen, bir alışkanlık olmuştur bu güreşler.

Geçen yıl baştan sonuna kadar seyrettim güreşleri. 40 yılını cazgırlıkta deviren Şükrü Kayabaş’ı ilk defa canlı canlı gördüm. Daha önceden adını duyup, görmediğim pehlivanları yakından gördüm.

Beş yıl önce gördüğüm, Başpehlivanlarımızdan Ali Gökçen ile tekrar karşılaştım.

Kepez Güreşlerinin 2012 Başpehlivanı “Gökhan Arıcı” ile fotoğraf çektirdim.

Herkes bir artistle fotoğraf çektirmek için uğraşır. Bizimde gönlümüzde pehlivanlar var.

Küçük boylardaki güreşçilerin, güreşleri hilesiz çıvgarsız olur. Boy büyüdükçe güreşler heyecanın kaybeder. Seyirci bile çeker gider. Bunu çok gözledim. Bir çok pehlivan oyunla, rol icabı birkaç hareketle seyircinin gözünü boyar, sonrada birisi,göbeğini dikiverir gökyüzüne. İş biter gider.(di)

Kepez’de güreşlere baktım. Küçük boylarda nasıl kıran kırana güreş olduysa, büyük boylardada aynı güreşler oldu.

Finalde, Gökhan Arıcı ile Mustafa Kemal Karaboğa çok güzel güreş tuttular. Güreşi seyrederken gördüm ki rol yapan yok. Karaboğa’nın tek dalmasına, Gökhan öyle bir karşılık verdi ki, anında kündeyi yetiştirdi. Kendi hızıyla, hareket kazanan M.Kemal Pehlivan kolayca kündeye geldi ve iş bitti. Gökhan Arıcı, Kepez Güreşleri’nin birincisi oldu. Finalde güreşen iki pehlivanın fiziki yapılarını incelediğimde, karşımda gerçekten iki pehlivan vardı. İkisi de “makarnacı” değildi kesinlikle.

*

Geçen yıl güreşlerden önce yapılan en önemli etkinliklerden birisi. Kepez’de bir “pehlivan anıtının” açılmasıydı. Kepez Limanı’na giden yolun, İzmir Yolu ile birleştiği yerde omuzdan kol bağlayan iki pehlivanın yer aldığı, pehlivan heykelinin açılışı yapıldı. Çanakkale Seramik Fabrikalarının kurucusu “İbrahim Bodur’un” katkılarıyla, Kepez bir geleneğin anıtına kavuşmuş oldu. Bu kazanımda Kepez Belediye başkanı Sayın Dr. Ömer Mutan’ın hakkını da vermek gerekir.

“Şükrü Kayabaş” cazgırlığını konuştururken bir ara, memleketimizdeki pehlivan heykellerinin olduğu yerleri de sıralayıverdi. Meğerse bir elin parmakları kadar, pehlivan anıtı varmış ülkemizde.

Birincisi, elbette ki Edirne Kırkpınar’da olacak. İkincisi Aliço Anıtı-Pehlivan Köy’de. Üçüncüsü Tekirdağ’da, dördüncüsü Kurtdere’de ve beşincisi Çanakkale Kepez’de.

Kepezliler, “Pehlivan Anıtınızı” küçümsemeyin.

Geçen yıl açılışa, Kepez Yağlı Pehlivan Güreşlerinin ağası Yunanlı işadamı “Anestis Minanas’da” katıldı. Belediye Başkanı Dr. Ömer Faruk MUTAN ile birlikte, açılış kurdelesini kestiler. Anıtın başında, birde mehter takımı gösteri sundu.

Bu arada Kepez’deki bu anıt, Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Güzel sanatlar Fakültesi’nden “Yrd. Doç. Seyhan Boztepe” ve ekibi tarafından yapılmıştır. Yine aynı ekip Kepez’de başka anıtlarda yapıp, Kepez’in tanıtımına katkıda bulunmuşlardır.

Bu yılki güreşlerde, güreş ağası da değişti. Yeni ağa, Kepezli işadamlarından “Yahsem Korkmaz” oldu. Geçen yıl ağalık ihalesinden sonra Yahsen Korkmaz; İnşallah önümüzdeki yıl burada çok daha güzel güreşler yapacağız” demişti.

Geçen yıl 180’den fazla pehlivanın geldiği Kepez’e bakalım bu yıl kaç pehlivan gelecek?

Yeni ağamızın dediği gibi, “güzel güreşler seyretmek hepimizin dileği. İnşallah dediği gibi güzel güreşler seyrederiz.”

*

Dikkatimi çeken bir şey daha var. İlkbaharın ilk günlerinde Çanakkale ve çevresinde ilk güreşler, galiba Kepez’de yapılıyor. Buda çok önemli bir şey.

*

Şimdi sizlere güreşlerin başka bir geleneğinden, kültüründen bahsedeceğim. Güreşlerin birde edebiyatı var. Cazgırların pehlivanları ve önemli kişileri tanıtırken kullandığı maniler ya da uyaklı sözler. Güreşler, sporun yanında edebi ve lirik bir söylem edebiyatı da oluşturmuş. Bunun dışında da, davul ve zurnayla icra edilen, sadece güreşlere has bir müzik türü de var. Birçok güreş sever; “Çal bakim bir güreş havası!” dediği zaman, ne tür bir müzik çalınacağını bilir.

Önemli misafirler, davul zurna ile karşılanır ve oturacakları yere kadar müzik eşliğinde getirilir.

En önemlisi, güreşçilerin hızına ve heyecanına göre müziğin ritmi hızlanır ya da yavaşlar. Bir pehlivan rakibini kündeye getirdiğinde, zurnacıyla, davulcuda künde atacakmış gibi yan yatıp çalmaya başlarlar.

Güreş meydanının aşçısı cazgırdır. Cazgır ne kadar iyiyse, güreşlerde o kadar güzel olur. Güreş severler cazgırın en çok hangi sözlerine gülerler. Ben yazıvereyim size.

Zengin babayı hayırsız evlat batırır,

Fakir kocayı süslü avrat batırır,

Haylaz çiftçiyi kuru inat batırır,

Pehlivan sende hazırlanmamışsan,

Rakibin seni sırt aşağı yatırır.

 

Söğüt dalından odun olmaz.

Her kızdan gelin olmaz.

Her ananın doğurduğundan

Pehlivan olmaz.

 

Ağustosta ekilen darıdan

Oğul vermeyen arıdan

Sabahları kocasından sonra kalkan karıdan

Hayır gelmez

Her yiğitten pehlivan olmaz.

     …

Son yıllarda kadınları rencide ettiği düşünülen yakıştırmalar, cazgırların dilinden alınmıştır. Böylece insanların gülecekleri bir şeyde kalmayacak gibi.

Cazgırlar, gündemi de takip ederler.

Birde cazgırların, her pehlivanın adına uyaklı söyledikleri yakıştırmalar vardır. Cazgır tecrübesiyle, doğaçlama olarak bir maniyi söyleyiverir. Mesela ben bir pehlivan olsaydım. Şükrü Kayabaş beni şöyle tanıtabilirdi.

“Yol üstünde bırakmayın alın atın şu taşı

 Pehlivanların pehlivanı Şuayip ODABAŞI.”

Bu şekilde gaza gelirsem ben, çıkarım valla çayıra. Rakipte tanımam, hep atarım kündeyi!

Şaka! Şaka! Ben biliyorum ki pehlivanlık, pehlivan olmak öyle kolay bir şey değil. Söğüt ağacından odun olmadığı gibi, her yiğitten de pehlivan olmuyor.

Japonlar bir dairenin içindeki rakiplerini çemberin dışına atma becerisine dayalı “sumo” güreşleriyle fiyaka yapıyorlar.

Bizler ata sporumuz güreşle niye ilgilenmeyelim? Niye güreşçileri alkışlamayalım? İlgisizlik her şeyi bitirir.

Atalarımız; bir avuç yemişe güreşmişler, buzu delip yıkanmışlar.

Bizim yapmamız gereken tek şey şu. Çevremizdeki güreşlere katılıp, pehlivanlarımızı alkışlarla beslemek, milli güreşimizi desteklemek.

Geçmişteki cihan pehlivanlarımızla övünmek yetmez. Bu günde övünmeliyiz, gençlerimizle. Desteklemeliyiz.

Alın size bir fırsat.

19 Mayıs 1919 tarihi kurtuluş meşalesinin ateşlendiği tarih.

19 Mayıs’ta güreşleri var Kepez’de.

Hadi gelin Kepez’e.

Hep birlikte alkış tutalım, çayırdaki yiğitlere.

Hadi gelin!