Homeros’un Söz Ettiği Ağaçlar, Çiçekler ve Diğer Bitkiler

Homeros’un Söz Ettiği Ağaçlar, Çiçekler ve Diğer Bitkiler
Fecri Polat
15/10/2020

Homeros MÖ 730 ve 700’lerde kaleme aldığı İlyada ve Odysseia destanları ile MÖ 1200’lerde yaşanan Troia Savaşı’nı anlatmaktadır. Batı’nın Doğu’ya yaptığı saldırılar, Çanakkale Boğazı ve Ege Denizi’ne bağlı konumu dolayısıyla Troas Bölgesi üzerinden olmuştur. Bu bölgede o zamanın en önemli siyasi ve ekonomik gücü ise Troia’dır. MÖ 3000’lerden (İlk Tunç Çağı) MS 500’lere (Roma Dönemi) kadar iskan edilen Troia en güçlü olduğu dönemde (MÖ 1200’ler) Batı’dan gelen büyük bir saldırıya uğramıştır. Bu savaşın iki tarafı vardır: Troialılar ile Doğu’dan yardıma gelen diğer güçler ve Akhalar ile onların yardımına gelen diğer Batılı güçler. Bu durum tanrıları da çeşitli sebeplerle ikiye bölmüş ve onlar da zaman zaman savaşın kaderini değiştirecek müdahaleler yapmışlardır. Bu müdahaleleri yaparken de mekan olarak İda Dağı’nı yani bugünkü Kaz Dağı’nı kullanmışlardır. İda Dağı’nın 1756 metre rakımla en yüksek noktası olan Gargaros’tan (günümüzdeki ismi Kartal Çimeni) savaşı izleyen baş tanrı Zeus, insanlara benzer duygu, düşünce ve davranışlar sergilemiştir. Aslında İda ismi anatanrıça inancını ifade eder. Kaz Dağı ismini ise Halil Ece Saltuk önderliğinde 1299 yılında, Osmanlı kuruluş aşamasında Balkanlardan gelip Anadolu topraklarına geçen Türkmenlerin, Kaz Dağı’nın kuzey yamaçlarına yerleştirilmesi sonrası aldığını biliyoruz.

Bu döneme kadar İda Dağı olarak bilinen ve bu isimle anılan dağ, bölgeye yerleştirilen Türkmenler için kutsal olan “kaz” nedeniyle Kaz Dağı ismini almış ve günümüzde de bu isimle anılmaktadır. Ayhan Aydın, “Rumeli’de ve Akdeniz Adaları’nda Türk Varlığı” isimli eserinde Kazdağı’nda Sarı Saltuk’a ait bir makam olduğunu söylemektedir. Ayrıca üç tepeden oluşan Kaz Dağı’nın tepelerinden bir tanesinin ismi Babadağı Tepesi’dir. Bu isim İsmail Saltuk’un mezarının bulunduğu Dobruca Babadağ ile ilişkisini göstermektedir. Özellikle kaz ayağını temsil eden üç pençe şeklinin yer aldığı mezar taşlarının bu yörede yoğunlukla bulunması bu durumu ispatlamaktadır.

Geri gidecek olursak Roma döneminde bu dağa “Magna Mater İdae” yani Anatanrıça İda denilmiştir. Ana tanrıça bitkiyi, ağacı, üretmeyi yani kısaca doğal zenginliği temsil eder. Öyle ki ana tanrıça bitkilerin, beslenmenin ve bitkisel ilaçların tanrıçasıdır. Anatanrıça İda isminin temelinde de Kaz Dağı’ndaki biyolojik zenginlik vardır. Çünkü anne, koruyan, kollayan, iyileştiren ve hastalıkta başucunda durandır. Bu nedenle de kaz dağları şifacı kadınların mekanıdır. Troia Savaşı sırasında yaralanan Paris, Helen uğruna terk ettiği Oinone’nin yanına gider ve şifayı onun Kaz Dağı’nda topladığı bitkilerde arar. Oinone ondan Kaz Dağı’nın şifalı bitkilerini esirgediği için de ölür.

Kaz Dağı sadece şifalı bitkilerin yetiştiği bir yer değildir. Çeşit çeşit bitkilerin, ağaçların, çiçeklerin yetiştiği zengin bir yerdir Homeros için. Homeros öylesine büyük ustalıkla işlemiştir ki her bir ayrıntıyı Kaz Dağı’nda yetişen birçok bitki de Latinceye Troia ismi ile geçmiştir.

Örneğin Digitalis trojana (Troya yüksük otu) tıbbi potansiyeli olan ve sadece Balıkesir ve Çanakkale’de yetişen endemik bitkidir.

Homeros anlatımında yer alan önemli bitkiler de mevcuttur. Bunlardan en önemlisi de savaşın kaderini değiştiren Troia Atı’nın yapıldığı köknar ağacıdır. Literatürde equi-trojani yani Troia Atı köknarı olarak bilinen bu ağaç Troia’nın sonunu getiren bir hilenin en büyük yapı malzemesidir.

Köknar ağacı üremeyi ve soyu temsil eden bir ağaçtır. Günümüzde dahi aroma amacıyla yaprakları çay ile birlikte demlenmektedir. Soyu temsil eden bu ağacın kesilerek Troia Atı’na dönüşmesini Homeros tarafından soyu tükenen Troia halkına trajik bir gönderme olarak kabul edebiliriz. Hitit metinlerinde de köknar ve soy ilişkisi üzerine vurgular olduğu bilinmektedir. Ayrıca Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’un fethinde gemileri karadan yürütmek için Kaz Dağı’ndan kestirip götürdüğü bu ağaçtan kızaklar yapmış ve büyük bir ihtimalle bu davranışıyla Troia Savaşı’na göndermede bulunmuştur.

Troia ismi ile Latinceye geçen diğer bitkilerden bazıları ise şöyledir: Achillea fraasii trojana (Kaz Dağı civanperçemi), Beta trojana (Troia pancarı), Digitalis trojana (Troia yüksük otu), Ranunculus pedatus subsp. trojanus (Troya düğünçiçeği), Sideritis trojana (Troya yayla çayı), Armeria trojana, Carduus nutans subsp. trojanus (Troya devedikeni), Galium trojanum (Troya yoğurt otu).

Homeros eserlerinde yer verdiği bitkiler çok çeşitlidir. Haşhaş bitkisi de bunlardan biridir. İlyada’da şu şekilde yer alır:

“Bir bahçede, meyvesinin ve yaz yağmurunun altında
Haşhaş çiçeği nasıl yana eğerse başını
Tolganın ağırlığıyla baş öyle yana düştü.” – (Homeros, İlyada, 8:306-308)

“zorlu kargı göze saplı duruyordu,
kafayı bir haşhaş başı gibi kaldırdı havaya,
döndü Troyalılara, şöyle dedi övüne övüne” – (Homeros, İlyada, 14:498-500)

Bu bölümlerde genç savaşçıların ölümü anlatılırken haşhaş kullanılmıştır. Gelincik ailesinden olan haşhaş ölen genç ve yakışıklı insanların sembolüdür.

Homeros İlyada’da Zeus ve karsı Hera’nın Kaz Dağı’nda buluşmasını anlatırken de bitkilerden söz eder:

“…Böyle dedi, aldı karısını koynuna, sarıldı,
tanrısal toprak yumuşak bir çimen saldı,
taptaze Lotus bir halı serdi toprakla aralarına,
safranlardan, sümbüllerden tatlı bir halı,
uzanıverdi ikisi de halının üstüne,
sardı onu güzel bir altın bulut,
buluttan çiğ damlaları akıyordu pırıl pırıl.
Tanrıların babası yüksek Gargaros tepesinde,
koynunda karısı mışıl mışıl uyuyordu.” – (Homeros, İlyada, 14:346-352)

Homeros, Hektor’un cenazesini anlatırken her Troialı ölünün sarındığı gibi ketene sarılır ve keten İlyada destanında beş kez geçmektedir:

“İki keten çarşafla bir entari bıraktılar arabada,
bunlar ölüyü eve götürürken sarmak içindi.
.
.
Yıkadı hizmetçiler ölüyü, ovdular yağla,
Sardılar bir entariye, güzel bir keten çarşafa.” – (Homeros, İlyada, 24: 580-590)

Sadece şifalı otlar ve hammadde olarak kullanılan bitkilerden ve ağaçlardan söz etmez. Yiyecek olarak tüketilen sebze, meyve ve tahıllardan da söz eder Homeros:

“Kadın önce bir masa çekti önlerine,
güzel bir masa, göktaşından, cilalı,
üstüne tunçtan bir kap koydu,
bir de içkiye katık olacak soğanla sarı bal,
yanma da kutsal buğdaydan yapılmış ekmek koydu,
bir de iki ayaklı çok güzel bir kupa.” – (Homeros, İlyada, 11: 628-632)

“Düzenli harman yerinde, çiğnemek için ak arpayı,
geniş alınlı öküzler nasıl koşulursa sabana,” – (Homeros, İlyada, 20: 495-496)

Bütün bitkileri tek tek ele alamazsak dahi Homeros’un destanları İlyada ve Odysseia’da 60 bitki türüne değinilmektedir. Fakat Homeros için çiçekler her zaman ön plandadır. Bu çiçeklerden bir tanesi de leylaktır. Homeros, Aias’ın tenini “leylak sesli” diye tanımlar. Gül için de sözcükler dizen büyük ozanın diğer bir çiçeği de lotus (nilüfer)’dur. Yukarı da lotus çiçeğinin Zeus ve Hera’nın buluşması sırasında İlyada’da nasıl yer aldığını yazmıştık.

Homeros’un, Akhilleus ve nehir tanrısı Skamandros’un mücadelesini anlattığı bölümler bitkilerin en sık yer aldığı yerlerdir. Tabidir ki bir nehirden söz ederken onun beslediği bitkiler ön plana çıkacaktır. Bu bölümde bitkileri şu şekilde sıralar:

Tekmil ova öyle kurudu, ateş yaktı ölüleri.
Sonra da ışıldayan alevini çevirdi ırmağa doğru
Gürgenler, söğütler, demir hindiler yanıyor
ırmağın güzel suları boyunca uzanan
nilüferler, kamışlar, mazılar yanıyordu”. – (Homeros, İlyada, 20: 349-353)

Böyle sayfalarca sürüp gider Homeros’un bitkileri. Homeros’ta yer alan bu 60 bitkiyi tek tek yer aldığı anlatımlarla birlikte vermek onlarca sayfalık bir yazıya sığmayacağından aşağıda isimlerini sizinle paylaşmayı daha uygun görüyorum:

Köknar, Haşhaş, Gelincik, Süsen (İris), Lotus, Safran, Çiğdem, Sümbül, Keten, Soğan, Arpa, Üzüm, Leylak, Nilüfer, Yemiş, Gürgen, Söğüt, Demir Hindi, Kamış, Mazı, Moly (Siyah kökü idi, çiçeği beyazdı. Ve tanrılar moly diyor.), Meşe (Quercus robor), Meşe palamudu, Kayın, Sorbus scopulina (ash) Türkçe de üvez olarak isimlendiriliyor. Köyde yetişen sakız ağaçlarına çok benziyor, Karaağaç (İlyada da Karamenderes kıyılarında olduğundan söz edilir), Kavak (İki çeşit kavaktan söz etmektedir. Biri siyah diğeri beyaz kavak.), Kızılcık ağacı, Kızılcık kiraz, Ilgın ağacı, Sepetçi söğüdü, Köknar, Çam (Korsika çamı ve Halep çamı tarif edilir), Kızılağaç, Sedir ağacı, Çınar Ağacı, Defne ağacı, Elma, Armut, İncir, Zeytin, Asma, Nar, Hurma ağacı (Odysseia da sadece başka bir ağaçla karşılaştırmak için kullanır), Palmiye, Böğürtlen, Zambak, Menekşe, Kereviz veya benzeri maydanozgillerden bir bitki, Çiriş, Devedikeni, Sarımsak, Fasulye, Nohut, Bezelye, Yulaf, Buğday, Çimler, Sazlar, Maydanoz.

Fecri Polat Son Yazıları...

Yorumlar...
  • Reyhan Destan
    18/04/2021 12:02

    Fecri Bey'in ''Atatürk ve Arkeoloji'' isimli kitabını okudum ve çok beğendim,harika bir araştırma ,daha sonra sitesine girince herbirini okumaktan büyük zevk aldığım makalelerine ulaştım.Fecri Bey arkeologluğunu tarihçi olarakta taçlandırmış,böylece okuyucuya komple bir resim verebiliyor.Gelecekte çok kapsamlı kitap ve çalışmalarını göreceğimize inanıyorum.Emek ve enerjisinin devamını diliyor,çok teşekkür ediyorum.

Sizin Yorumunuz...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir