Bizi de Al Amca !

Köyümüzün yolu yoktu
İlk defa 1968 yılında yol açıldı.
Yenice’den köyümüze kadar.
Büyük bir makinenin, yol çalışmalarında, neler yaptığını görmeye gittik köyün çocukları.
İlk gördüğümüzde, dozer büyük bir canavar gibi göründü gözümüze.
Ninemin, masallarda anlattığı kocaman bir canavar.
Dozer, büyük bir toprak yığınını önüne alıyor. İstediği bir yere, kaktırıp götürüyor.
Diğer araçlar gibi tekerlekleri de yok.
Takır takır demirler üstünde gidiyor.
Bizler; bir tarlanın tümseğinde, durmadan dozeri izliyoruz.
Dozer tepesinden kara dumanlar çıkararak, durmadan toprak kaktırıyor. Düzlüyor. Dağıtıyor.
Yol yapıyor.
Direksiyonu da yok.
Yolun üstünde, birden geriye dönebiliyor.
Aç kalmışız, hiç önemli değil. Anam beni aramış. Doktor Ahmet’i babası. Biz dayak yemeye razıyız.
Biz dozeri ezber ediyoruz. Gerisi umurumuzda değil.
Yol kenarlarında, bazı tarlaların içine dalıyor dozer.
Yol, çok geniş oluyor çok.
Akşamları, köy meydanında köy muhtarı ile tarla sahipleri birbirlerine veriyorlar dumanı.
Muhtar;
“Arkadaşlar bu kö yolu. Hepcimizin yolu. Herkes faydalencek bu yoldan. Daha goley gitciz Yenci. Bak hastalamız götürebiliyomiz doktura. Köde bi araba va mı? Yaya, eşekle atla çekilmiyo bu işle gali. Ule sizde çıkvemişsiniz. Benim tarli çok girdi. Hasanın tarli az. Ule dozerci bizi tanıyo mu. Adam işini yapıyo. Ellemen adamı yolumuzu yapsın.”
Birisi;
Ben gabul itmem argadaş. Benim bi gırıcık tarlam va. Onuda yola vemem.
Verirsin!
Vemeeeemmmm?
Ulen ni inat adamsın sen. Senin sülalen her bir şiye böle aykırılık yapa zaten?
Ule u sen buban sülalesi kerhaneci?
Senin a?
Bene ha?
He sene ne olcek?…
Al sana bir kavga.
Böyle böyle yapıldı, yolumuz.
**
Bize çok iyi geldi. Bu ilk açılan yol.
Hiç şikâyet etmedik, yolumuzdan.
Bir iki yerde yokuşları düzlediler. Bazı bükümleri, dönemeçleri yok ettiler. Kumladılar arasıra. Kafa gibi taşlardan hiç rahatsız olmadık.
Yol aynı yol.
Köye çalışan, üzerinde ?Sen Bilirsin? yazılı “Kommer” çok oldu hurda olalı.
Kasaplıkla alakası olmayan, “Kasap M. Ali Dayı’nın” Austin minibüsü. Sonradan aldığı küçük otobüs, hurda olalı çok oldu.
Çok oldu öleli, “Kriko Ali.”
Yıllarca bizi okula taşıyan, “Sarı Ford Minibüs” fotoğraflarda kaldı.
“Ford Mehmet”, çok oldu köyden göçeli.
Yol yapılırken; iki metre toprak için kavga edenlerin hepsi, toprağın içine girdi.
Bu yol açıldıktan sonra doğanlar evlendiler, çocukları askere gidecekler.
Çok şey değişti, çok şey.
Köyde ki traktör ve taksi sayısı çok artı çok.
Artık köyümüze de, “otopark” lazım.
Bir tek yol değişmedi.
Hala aynı yol.
Galiba, hiç değişmeyecek.
Çukurları, daha da fazlalaştı.
Yol, hep aynı yol değil.
Daha da kötü bir yol oldu, yolumuz..
**
Sorarlarsa, “köyümüzün yolu asfalt” diyoruz.
Daha önceleri kum dökerlerdi, çamur olmasın diye. Yolda, en azından çukurlar olmazdı.
Bir seçim öncesi, ekmeğe yağ sürer gibi, bir asfalt attılar. Üstüne de döktüler azıcık mıcır.
Birkaç ay, yol ayna gibi.
Köylüler, yolumuz çok güzel oldu diye, şıkır şıkır göbek attılar.
Kırılan taksi camları, feda olsun asfaltımıza.
Mıcıra kapılıp, takla atanlar hiç önemli değil.
Çök iyi oldu çok.
Yolumuz, havaalanı gibi oldu.
İki mevsim geçmeden, mıcırlar gitti. Yolda koca koca çukurlar. Nereden gideceğiz?
Yol seçemezsiniz. Hep çukur, hep çukur. Her yer çukur.
Seçim önceleri çukurları dolduruyorlar. Bir kaç ay sonra yeni çukurlar?
Yolumuz daha da kötü.
**
Hep aynı gömleği giyene, başka model gömlekleri anlatamazsınız.
En iyi araç, binilen hep aynı araçtır.
Köyünden çıkmayana, başka yolları anlatamazsınız.
En iyi yol gittiğim yoldur der benim amcam, dayım..
En iyi dişçi, “Berber Hakkı’dır.”
Diş Hekimi, kim oluyor?
“Kargadan başka kuş tanımam.”
**
Ben başka yolar, araçlar gördüm ya.
Çok pişmanım.
Beğenmiyorum, köyümün yolunu.
Beğenmiyorum, eski model taksileri.
Hoşuma gitmiyor, “Leylek Traktör”
Bir hastayı, zamanında götürememek, tedavi merkezine!
Hoşuma gitmiyor.
Yolda ölmesi birinin!
Yolsuzluktan ölmesi, hoşuma gitmiyor.
Daha iyisini istiyorum.
İnsan olarak, “daha iyisini istemek” hakkın değil mi!
**
Benim, anlatacak çok şeyim var yol üstüne.
İlk gördüğüm dozeri, greyderi, ballandıra ballandıra anlatım, “Mandacıların Sadettin’e”
İlk gördüğüm televizyonun resmin çizdim köyün kızlarına.
İlk yolun yapılışında, dozer bile kullandım. Çam kabuğundan yapılmış dozerimle, dağlar düzledim..
Köyümüzün içinden geçen çay yatağından, oyuncak kamyonumla kum çektim.
Yolları, havaalanı gibi yaptım.
Şimdi ki çocuklar, hangi “ilki” anlatacaklar geriden gelenlere.
**
Benim gibi, sabaha karşı karanlıkta yola çıkıp, yürüyerek Yenice’ye okula giden var mı acaba?
Şimdi okuluna yürüyerek giden var mı?
On üç km.yolu, bir solukta tüketip, sınıfın sobasını Hizmetli “Karadorulu Mehmet Amca” ile birlikte yakan var mı acaba?
Yaya olarak gittiğim günlerde beni/bizi almayan boş giden minibüslerin arkasından çok bağırdım. El salaldım.
“Beni de allllll ammmmmccaaaaaaa”
Sesim karanlığın içinde yitti gitti.
Ellerim havada?
O zaman ki beğenilmeyen yol, şimdiki yollardan daha iyiydi.
Şoförlere sitemim var.
Şimdi ki yollar mı? Yoldan çıktılar.
**
Şimdi kimse benim gibi, bir minibüsün ardından bağırmıyor.
“Beni de allllll ammmmmccaaaaaaa”
Şimdi herkesin bir aracı var. Yol yok.
Yollarda bekleyen çocuklar var mı? Var?
Bağırmıyorlar. Anlamlı anlamlı, bakıyorlar geçenlere!
Şimdi benim de arabam var.
Ne zaman yolda bir çocuk görsem, ayağım frene gider.
Her zaman benim aracımda, bir çocuğa yer vardır.
Alırım arabama, götürürüm.
O beni almayan, minibüsçüden intikamımı alırım. (o şoförü hiç unutmadım.)
O çocuğu indirene kadar, içimden durmadan o gün ki gibi bağırırım.
?Beni de allllll ammmmmccaaaaaaa?
Beni de aaaaalllll?
Beni de?

Benim intikamım, böyle olur.

Filtreler:

Şuayip Odabaşı Son Yazıları...

Yorumlar...

    Henüz yorum yok...

Sizin Yorumunuz...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir