Çarpık İşler

Çarpık İşler

Birçok alanda ışık hızı ile ilerliyoruz.
Bazı alanlarda da geriye gidiyoruz.
Çarpık kentleşmede, birinciyizdir kesinlikle.
Derelerin içine, su havzalarına kaçak evler yapıp, “nerde bu devlet” diye bağırıyoruz ya.
Beş katlı binayı yapılıncaya kadar fark edemeyen, sonrada yıkmak için hücuma gecenler bizde bol miktarda var ya.
Kaçak inşaat ve gecekondu yapımına göz yuman oy avcıları da bizde ya.
Her tarafı direk tarlası, tellerle örülmüş elektrik hatları tepemizde ve evlerimizin balkonlarında ya.
Telefon kabloları, şahıslara ait konutların balkonlarından balkonlarına atlıyor ya.
Yaya kaldırımlarının tam ortasında elektrik direkleri var ya.
Kavşaklarda sürücüleri yanıltan ışıklarıyla ya da görüş alanını kapatan telefon kulübeleri var ya.
Açık bırakılan kanallar, kuyular, çukurlar var ya.
Yol kenarlarına gereksiz yığılan ve aylarca bekletilen mıcırlar var ya.
Ters virajlar?
Yanlış levhalar?
Yanlış yazılar?
Komik işler?
Ağlanacak halimiz?
Vurdumduymazlığımız?
Var oğlu var ya?

Çam ağacı.
Ormanların en güzel ağaçlarından birisi. Yenice ormanlarının incisidir çam ağaçları. Kalkım Yöresinde, Akçakoyun’da yer alan ormanlarda insanı şaşırtan düzgünlükte ve güzellikte çam ormanları vardır.
Yenice?nin dibinde kurulduğu, Kazdağlarının son uzantısı olan bölümde, çam ağaçlarının oluşturduğu ormanlar?Hoyratça örselediğimiz çam ağaçları.. Andızlar.. Büyümesine fırsat vermediğimiz ardıçlar? İşi bozuk kişilerin odun yaptığı ahlatlar, armutlar, hövezler…
Yenice ve köylerindeki çarpık işlerden hep nasibini alıyorlar.
Çok geç büyüyen bir ağaçtır, çam ağacı.
Kökleri ile toprağın yüzeyini iyi kavrayan, düzgün kerestesi olan bir ağaç.
Bulundukları bölgenin havasını filtre eden, oksijen üreten bir ağaç.
?Çam sakızı, çoban armağanı? sözünün yakıştırıldığı ağaç.
Reçinesi ve sakızı derman olan bir ağaç.
Alt dallarından itibaren yukarıya doğru kendisini budayan ağaç.
Çam ağacı budanmaz.
Günü gelince, çam ağacının alt dalları kendiliğinden kurur düşer ve yok olur gider.
Eğer çam ağacının dallarını keserseniz, ağaç rahatsız olur.
Bir ağacın düşmanca budanması da beni rahatsız eder.

Her ülkenin “ağaç budama kültürü” farklı farklıdır.
Bizler ağacın en can alıcı dallarını keserek budama yaparız. Kimisi de ağacı gövdesinin en üst bölümünden keserek budama yaptım zanneder.
Ha bir canlının başını kopardın. Ha ağacı kestin.
Biz budama diye bir şeyin, önemini bile bilmeyiz.
Vur baltayı, kopar kellesini. Biz bunu biliriz.

Bundan 30 yıl önce yapılmış (Yenice Endüstri Meslek Lisesi. Şimdiki adı METEM) okulun bahçesinin bir bölümüne, “fıstık çamı” dikilmiş. Çamlar o kadar güzel ki. Öyle simetrik büyüyorlar ki. Ne taraftan baksanız, estetik bir yapıları var. Şehir içinde birçok canlının, kuşun yaşam alanı bu çamlar. Öğrencilerin sıcaktan bunaldıklarında, altlarına sığındıkları bir liman.
Bir akşam üstü birde ne göreyim. Bizim çamların yola bakan tarafları öyle bir kesilmiş ki sormayın.
Yenice içindeki başıboş koyun sürülerinden çiçek yetiştirilemeyen okul bahçesine, şimdi de tomruk kaçakçıları dadanmış sanki..

Adam eline aldığı baltayla, intikam alırcasına, özensizce indirmiş ağaçların dallarını.
Bazı çamların en uç filizini de kesmiş. Ha bir tavuğun başını kesmişsin, ya da bir çamın uç filizini.
Neden kesmişler çamları?
Efendim; çamlar büyüyüp, elektrik tellerine dokunuyormuş. Sonra, çamlar tellere dokununca elektrik çarparmış yoldan geçenleri.
Ağaçları kestiğiniz için sizi çarpsın elektrik.
Ne kadar kolay. Ne basit bir çözüm yolu.
Kesin ağaçları.
Ya kardeşim! Kestiğiniz dallar 35 yılın birikimi. Beş dakikada ortadan kaldırdığınız güzellik, kolay oluşmadı. Azıcık düşünün.
Yüz metrelik yalıtımlı tellerle geçirin hattınızı. Dokunmayın ağaçlara.
Nerde!
Keseceksin. En kolayı.
Yıkın direkleri. İndirin kentlerin elektriğini yeraltına.
Plan, program yoksa nasıl indireceksin?
Önüne gelen, birbirinden habersiz kazıyor yolları.
Doğru yapılan bir şey yok.
Yenice o kadar yeşil ki. Bu yeşil içinde, ağaçların değeri anlaşılmıyor. Yenice?deki insanları, Ankara?dan öteye gezilere götürüp göstereceksin, “kel dağları, ağaçsız ovaları.”
Konya, Karapınar?a götüreceksin Yenicelileri. Göstereceksin, ormansız, ağaçsız olmanın sonuçlarını.
O zaman, her yerde baltasını eline alan kesebilecek mi, hesapsızca ağaçları.

Kes kardeşim! Ağaçları, her şeyi kes.
Yık kardeşim, Atatürk‘ün kahve içtiği mekânı yık.
Osmanlı döneminden kalma camiyi yok et. Yerine, betondan çirkin bir cami yap.
Vallahi çarpık o kadar çok işimiz var ki. Saymakla bitmez.
Herkes, “bişey olmaz” diye el sallıyor geçiyor.
Biter mi hiç bu ormanlar” diyor kimisi.
Biter mi, bitmez mi? Biz görmesek bile, bizden sonra gelenler görecek.
Bu gidişle, nasıl bittiğini görecekler.
?
Ben hergün çarpılıyorum.
O kesilen çam ağaçlarını, her gün gördükçe kimyam bozuluyor.
Siz hiç ağaç diktiniz mi?
Evinizde on yıldır büyümesini izlediğiniz çiçeğiniz var mı?
Diktiğiniz bir ağacın meyvesini gözlediniz mi?
Bu benim ağacım” diyebilme heyecanını yaşadınız mı?
Şu anda, “tohum ezenler“, “tohum ekenlerden” habersiz.
Ağacın köküne inmeye üşenenler, baltalarla ağaçların tepesinde.
Bir yok oluşun orta yerinde, “insan” duruyor.
Bazı işler çarpık gidiyor çarpık.

Lafı uzatırsam, deli doktoruna gitmem lazım.
Bu çarpık işler, beni şişler.
Merak etmeyin. Bir gün başka birilerini de şişler.
O ağaçları kesenleri, daha çok şişler.

Şuayip Odabaşı Son Yazıları...

Yorumlar...

    Henüz yorum yok...

Sizin Yorumunuz...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir