Kazdağlarını Gezdim II

Şuayip Odabaşı
29/08/2012

Sarıkız’ın tasından akan su önce tuzlu, sonra tatlı olsa fark eden bir şey olmaz.

Domatesin tadını tuz getirirmiş.

Ege’nin tuzu da bizim.

Kazdağları’nın buzu da bizim.

Kazdağları’nın zirvesinde Sarıkız türbesinden sonra, babasının olduğu Cılbak Tepe’yi de (Baba tepe) gördük. Karşıdan gördük. Dibine kadar vardık. Türbenin olduğu yer askeri bölgede kalmış.

Zirve’nin olduğu bölgede taşların arasında binlerce uğur böceği bir arada bulunurmuş. Bu bölgede yılan olmazmış. Hayret ettim. Yılan bulunmaz dediklerinde. Manevi olarak rahatladığımdan önüme bakmadan atladım geçtim taşları.

Uğur böceklerini rahatsız etmedim.

*

Türkmenler, her yıl ağustos ayında Kazdağları’nın zirvesine çıkıp bir oba oluştururlarmış. İnançları gereği ibadetlerini yaparlarmış. Yine bir oba kurulmuş taşların arasına. Sanki binlerce yıldan beri yaşıyormuş, varmış gibi hissettim bu birkaç günlük obayı.

*

Sıra geldi mola verilecek yere gitmeye.

“Tozlu” denilen bir yere indik. 1470 metre yüksekliğinde bir yer. Bir yol çatında yer almakta. Yolun birisi Sarıkız’a, diğer yol Çeyiz deresi’ne gidiyor. Önce “Ceviz” diye okudum. Dikkatli baktım,”çeyiz”

Bir Türkmen kızı ya da Yörük kızı çeyizini bu derenin suyuna mı kaptırdı acaba?

Birde, “Kayınpederim Sağ Olsun Çeşmesi”  varmış galiba bir yerlerde, ben görmedim.

Kazdağlı insanlar, bir hoş acayip insanlar ya!

Ayı Deresi’de var, Çeyiz Deresi’de.

Tozlu’da bir çeşme var, suyu çok soğuk. Bir süre bekletmeden içerseniz, Zeytinli’de bulduğunuz ilk doktora selam verirsiniz.

Çeşmenin yanı başında tablet gibi yassı bir kayanın üstüne oturup, sırtımı çama dayadım. Karşımda iki gövdeli bir çam ağacı, kurumuş. Yeşil ağaçlarla sağladığı bir uyum var. “Yaşam ile ölüm,” iç içe girmiş. Bu kuru çam ağacı yüz yıl kadar yaşamıştır bu yerde, nelere şahit olmuştur. Bilemesem de, bildiğim öğrendiğim tek şey çam ağacının ölümü oldu.

Çeşme daha önce bu çam ağacının dibindeymiş. Çeşme de bulaşık yıkayanlar, deterjanlarla kurutmuşlar bu ağacı. İnsanoğlu baltayla değil, bulaşık deterjanı ile de katliam yapıp ağaç kurutabiliyor.

*

Kazdağı Türkmenleri ilginç bir araç icat etmişler.

Pancar motorundan minnacık bir traktör yapmışlar. Çoluk çocuk doluşup üstüne, gidiveriyorlar, geliveriyorlar istedikleri yere. Kimisinin arkasında bir at bile olabiliyor. Minik motorla, arkada bağlı at yarış ediyorlar.

*

Milli Park içinde, ateşsiz piknik yapmak esas. Yinede insanlar ızgara yapıp çay içebiliyorlar. Demek ki, kimileri “hokus fokus” yapabiliyorlar. Böylece bölgedeki görevlileri uyutabiliyorlar.

*

Gün yasılırken Kazdağları’nda, bizde zirveden aşağılara doğru yasıldık. Tozlu yolda, dönemeçlere gire çıka iniverdik Zeytinli’ye.

Gideceğimiz yer, “Tahtakuşlar Köyü.” Köyüydü. Bir arkadaş Hasan’ının boğulduğu yere gidelim deyiverdi. Bizim kaptana dediler kır dümeni.

Sütüven(Hasan Boğuldu) şelalesine sürdük, koca otobüsü. Yol boyunda incir satan Türkmen kadınları. Dar bir yol. Kafamıza vuracakmış gibi yola uzanan zeytin dalları. Yinede otobüsün içinde, başımı koruyorum zeytin dallarlından.

Varıyoruz Hasan Boğuldu’nun olduğu yere. Otomatik demir bir kapı. Ağaçların kesilerek ve iş makineleriyle oluşturulmuş bir alan.

Dur yolcu! Giremezsin! Yık parayı. Kaç lira?

Kişi başına beş lira.

Biz piknik yapmayacağız. Sadece bakıp çıkacağız. Olmaz.

Kişi başına, beş lira.

Adam elindeki sigarayı, kesilerek, kesildiğini gizlemek için toprakla kapattığı çam ağacının angazında söndürüyor. Bizler, angaz gibi bekliyoruz.

Hasan Boğuldu, Milli parklar tarafından, özel sektöre ihale edilmiş. Birisi “Deli Dumrul” gibi para alıyor.

Diyor ki adam.

Makbuz almazsanız, 20 lira indirim yapabilirim.

Sen neyin indirimini yapıyorsun?

Çalacak adam.

Ben bu ülkenin vatandaşı olarak, bir Kazdağlı olarak bunu hak etmiyorum.

Benden beş lira isteyen bana beş liralık hizmet vermiyor.

Doğa harika bir şelale yapmış. Parayla seyredeceğim.

Yıllar önce Aspendos’ta da (on sene önce) 15 lira giriş ücreti istemişlerdi.

Bizim ülkemizde bu ülkenin insanına gezme hakkı vermiyorlar. Akşama kadar tarlada 30 liraya çalış. Giriş için 15 lira ver.

Vay anam vay!

Bundan 30 sene önce, “Hasan Boğuldu” beni iyi tanırdı. Şimdi akşama kadar sırtımda tuz çuvalı ile gezerim de, o beş lirayı vermem.

*

“Mustafa Seyit Sütüven” bir şiir yazmış, bu doğa harikası yere.


“Burda Moğol, Yunan, Mısır,
Med, Roma, Türk, asır asır
Taptı döküldüğün yere.
 
Tanrıların konakları,
Orduların otakları
Burda ererdi göklere.
 
Söylediğim masal değil;
Atları, kahraman Aşil
Burda sulardı bir zaman.
 
Burda gezerdi Keykubat,
Burda keserdi Mihridat,
Burda içerdi Antuvan!
 
Göğse nasıl batarsa diş
Öyle derinden işlemiş
Taşlara Hektor’un izi.”

Hektör’ün izi durur mu bilmem.

Görmedim.

Benim izim hiç yok.

Ben bu dağların sahibiyim.

Sahibi miyim?

Emin değilim.

Filtreler:

Şuayip Odabaşı Son Yazıları...

Yorumlar...

    Henüz yorum yok...

Sizin Yorumunuz...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir