Mimarlık faaliyetlerinin tarihsel doku içinde olanları en fazla tartışılanlarıdır. Ama en fazla ilgi çekenleri de onlardır. Tarih alanlarda tasarlanan binalar uyumlu mu olmalı, yoksa çağdaş mı olmalı? Çanakkale son 15 yıldır bu konuda ilginç bir deneyim oluşturdu. Bunu paylaşmak yerinde olacaktır. Bizim öykümüz Çanakkale’de 1994’lerde başlar.

Sit alanı bile olmayan bir kentte, Sivil İnsiyatif önce Belediyeyi, akabinde Koruma Kurulunu ikna edip yanına alarak sit alanı tespiti yapar. Akabinde aynı sivil İnsiyatif, ulusal müttefikleriyle birlikte adına ÇEYAP diyerek Koruma İmar Planı işine gönüllü olarak girişir. 3 yılın sonunda Çanakkale Koruma İmar Planı onaylanır ve yürürlüğe girer. Öykünün özeti bu, arka planda (bilindiği gibi); bir taraftan bazı müteahhitler, diğer taraftan onların rant danışmanı bazı teknik elemanların direnci bulunur. En fazla ağırımıza giden ise, bazı mimarların ?tasarım özgürlüğü? teranesiyle söylem geliştirmesi olur.

Aradan geçen 15 yıldan fazla zaman ilginç sonuçları bizlere gösterdi. İki yönlü sonuç bizleri sevindiriyor. Birincisi, artık Çanakkale?de tescilli eski eser binalar metruk değildir. Hemen hemen hepsi restorasyondan geçirildi. Bir de gerçek fiyatına oturarak, kentsel değeri arttı. Kentte eski eser bina sahibi olmak prestij haline dönüştü (bebekli evler vb. gibi). İkincisi ise, yeni yapı tasarım ve uygulama süreçlerinde geniş etkiler oluştu. Bu durumu biraz açmak lazım.

Çanakkale Koruma Planı Uygulama Hükümleri kural koyucu bir bütünü kapsar. Parsel ölçüleri, yapı elemanları, pencere, kapı, kapalı açık çıkmalar, çatılar, malzeme özellikleri gibi konularda hükümler getirir. 1997 yılında yürürlüğe giren plan ve hükümler doğal olarak çok yadırgandı, tepkiler oluştu. Ancak bir yılın sonunda görüldü ki, yeni duruma göre oluşan binalar eskiye göre oluşmuş binalardan çok daha kimlikli, estetik, güzel ve temiz olmaktadır. İşte bu durum önce mimar ve müteahhitler üzerinde etki yarattı. Bir yarış başladı kentte, ?en iyi kimlikli ve estetik bina? yapabilme yarışı. Yeni durum biz plan yapıcıları bile şaşırttı.

Durum sit alanı ile sınırlı kalmadı, hızla yeni yapılaşma bölgelerinde de tarihe referans veren kimlikli yapı tasarımları ve uygulamaları görülmeye başlandı. Çanakkale belediyesinin de özendirici ve geliştirici teşvik kararlarıyla (boya zorlaması, tabela kısıtlamaları, sokak yenileme, sağlıklaştırma uygulamaları, harç ve fiyatlarda indirim, vb gibi) mesele gittikçe kente yayıldı. Bilinmelidir ki, bu süreç içinde bir çok taklit, kötü uygulamalarda yapıldı. Fakat 15 yılın öncesine göre, kent estetiği ve kimlikli yapı arayışlarında çok ileri bir döneme geçişin aracı olmuştur bizim ÇEYAP çalışması.

Bir şeyin altını çizmeliyiz, ÇEYAP süreci, Çanakkale Koruma İmar Planı yürürlüğe girmesinin ertesi ayı kitaplaştırıldı. 2 kitap çıktı. Birincisi ÇEYAP çalışmasının süreç ve sonuçlarını anlatıyordu. İkinci kitap ise, “Çanakkale Yapıları Tasarım Rehberi” adıyla, kentteki yapıların plan, cephe, malzeme, demir ferforje, balkon, cumba, kapı, pencere, çatı elemanlarının tipolojisini hem yazı, hem çizim, hem de fotoğrafla belgelenmesi kitabıdır. Bir şeyin görülmesi, üzerinde daha fazla bilgi edinilmesine yol açıyor. İşte bu iki kitap hala Çanakkale?de aranan kaynak kitaplardır. Her kitaptan mimarlara dağıtıldı, mimarlar kimlikli yapı tasarımında bu belgelerden çok yararlandılar.

Tüm bu süreci yaşamış Çanakkale kenti, son yıllarda mimari yapı estetiğini daha fazla talep ediyor. Yeni sayılabilecek bir tartışma var, “Kent estetiği nasıl oluşur?” diye. Belediye başkanı, meclis üyeleri ve kent aydınları bu meseleyi geliştirmek üzere bir şeyler yapma niyetindeler. Fakat süreç henüz yönetilemiyor. Temel kaygı tasarım özgürlüğünün kısıtlanması üzerinden yürütülüyor. Bu kaygı dirence de dönüşebiliyor.

Çanakkale örneği bu kaygı ve direncin nasıl dönüştüğünün de öyküsü aslında. Kaygı, korku ve dirençlerimiz bizi özgürleştirmiyor. Durmak; gelişme ve zenginleşmenin önünü açmıyor. Kısıtlayıcı olarak görülen her bir kural, belge, çizim, süreç, karar kimi zaman zenginleştirici ve özgürleştirici oluveriyor.

Tüm kaygı ve kuşkularımıza rağmen, kent estetiğini ve tarihi dokularda tasarım yapabilmeyi yeni belge, kural ve tartışmalarla oluşturmalıyız.