Çanakkale’de 20 yıldır “Yerel Tarih” üzerine bir dizi eylem ve etkinlik yaptık. Çanakkale Sivil İnisiyatifi, kimi zaman Yalı Han Grubu, kimi zaman Salı Grubu adıyla anıldı ve bu sivil örgütlenme, bünyesinde barındırdığı gönüllü aktivistlerin yerel tarihe olan ilgisiyle yerel tarih çalışmalarını yaptı. Her yerel tarih çalışması mutlaka ulusal ve yerel ortaklıklarla birlikte yürütüldü, çoğu çalışma da uluslararası ortaklıklar kurularak sürdürüldü. Çalışmalarda aslolan sonuç değildi, süreç esaslı bir çalışma yöntemi benimsendi. Bugünden geriye doğru bakıldığında, sonuçlarında çok değerli olduğu görülüyor. Belirtilmelidir ki, çalışılan alan ve projenin sonucu önemli olduğu kadar, tüm sürecin yarattığı genel bir sonucu da görmek artık mümkün. Yapılan yerel tarih çalışmaları, koruma bilincinin oluşması, kültürel bağlamlı kent politikalarının önemi, mekansal kazanımlar gibi bir çok değerin yaygın kentli kesimler tarafından benimsendiğini ve kullanıldığını bizlere gösteriyor.

Bu yazı bunların kısa bir özetini, seçkiler yaparak anlatma hevesiyle yazıldı. Bir giriş olarak alınmalıdır, umarım daha çok ve geniş değerlendirmeler ve yazılar, çiziler, sergiler yapılır. Öbür yandan bu yazı, Eylül 2014’de Çanakkale Kent Müzesinde açılan “Kentte Yerel Tarih” başlıklı serginin bir ön sunuşu, tartışma altlığı olarak da değerlendirildi. Küresel dünyada, yerel tarih daima önemli olacak…

A) 2 PROJE, 2 SÜREÇ….


Proje 1;
ÇEYAP – ÇANAKKALE EVLERİ YAŞATMA PROJESİ

1994  yılı sonbaharında kentin tarihi kent merkezinin “sit alanı” ilan edilmesiyle başlar. 1995-1996 yıllarında Çanakkale Koruma Planı hazırlanır ve 1997 yılında onaylanır. 1997-1998 ve 1999 yıllarında sokak silueti çalışmaları sonlanır, İmar Adaları İç bahçe uygulaması için kentsel tasarım projelendirme çalışmaları yapılır, Özel Proje alanı olan Fevzipaşa’daki Romanların yoğunluklu yaşadığı alana dair çok yönlü bir çalışma başlatılması önerisi kent aktörlerine sunulur. 2000’li yıllardan itibaren sokak sağlıklaştırma çalışmaları başlatılır. Öncelikler belirlenir, Belediye Meclisi içinde özel bir komisyon oluşur, Belediye İmar Müdürlüğü içinde özel bir tarih komisyonu oluşur (daha sonra KUDEB’e dönüşecek bürodur). Öbür yandan bir taraftan eski eserlerin restorasyonu için özendirici politikalar gerçekleşir, bir taraftan güçü yetersiz olanların tescilli eski eserlerini olanaklı kişilere satması özendirilir, diğer taraftan ise Belediye tescilli eski eser satın alarak kültür ve sanat öncelikli mekan yaratmaya başlar. Koruma anlayışı kar topu misali büyüyerek genişler. Strafor mimarisiyle binaların yüzlerindeki eski yapı figürleri artar, binalar hızla boyanıp temizlenmeye başlar. Eski kent mekanı çöküntü alanından çıkıp (özel proje alanı olan Çay Mahallesi hariç), kentin keyifli yaşanan ve canlı yaşamın sürdüğü alana dönüşür. ÇEYAP komisyonu ve ÇEYAP çalışmasına katılanlar, tanık olanlar sürecin tüm aşamalarını izlediler, öneri geliştirdiler, yanlış yapıldığında müdahale ettiler. Bugünde bu izleme devam etmektedir. Belediye, imarcılık organizasyonundan korumacı bir belediyeye doğru gelişti. Acemilikler yerini, ustalıklara bıraktı.

Proje 2;
ÇANAKKALE YEREL TARİH GRUBU VE ÇALIŞMALARI PROJESİ

Çanakkale Yerel Tarih Grubu 1999 yılında sivil bir girişim olarak kurulmuş ve 2005 yılına kadar 4 adet aktif proje üretmiştir. Tarih Vakfı‘nın ulusal koordinasyonunda Türkiye’nin 10 civarındaki kentindeki Yerel Tarih Gruplarıyla yatay ilişkiler kurularak çalışma yapmıştır. Yaptığı çalışmalar, çalışma yöntemi, proje içeriği ve sonuçları çok önemsenen Çanakkale Yerel Tarih Grubu konuya dair bir çok toplantı, sempozyum ve etkinlikte sunuşlar yapmış, sonuç ürünlerini sergilemiştir. Çanakkale Yerel Tarih Gurubunun ilk projesi Çanakkale Cumhuriyet Öncesi Tarihi Eğitim Yapılarıdır. Bu projenin sonuç çıktısı olan serginin adı ise “Çantalar Elimizde”dir. 2000 yılında bir yıl süresince yapılan Yalıhan merkezli bu çalışma, Çanakkale Sivil İnisiyatifinin yerel tarih bağlamında yürüttüğü katılımcı süreçleri kapsar. Çok sayıda ortağı bir araya getirmiştir. Bu yerel tarih grubunun yaptığı diğer 3 proje ise; “Sokak Adlarında Yaşayanlar” kitabıyla sonuçlanan kentin özel isim taşıyan sokaklarının tarihini araştıran çalışma, kentin kamusal mekanlarının sürecini araştıran çalışma ve kent hakkında yazılan çizilen dokümanların derlendiği biyografi  çalışmasıdır. Son iki çalışma sonuç ürüne dönüştürülememiştir. Tarihin, özellikle sosyal-toplumsal ve ekonomik tarihin sivil yönüyle kentliler tanışmıştır. Bugünden bakıldığında bu tanışmanın ciddi bir birikim yarattığı, toplumun büyük bölümünde etkili bir gelişim yarattığı tespit edilebilir.

Süreç 1;
TARİHİ KENTLER BİRLİĞİ

2000 yılında kurulan Tarihi Kentler Birliği 2 yönlü bir ilişkiyi ortaya çıkartmıştır. Birincisi; kentte yapılan ÇEYAP ve Yerel Tarih Grubu sonuç ürünleri başta olmak üzere bir çok yerel birikim ulusal ölçekteki yerel yönetimlere ve ilgili aktörlere aktarılmıştır. İkincisi ise; diğer yerel yönetimler ve STK’lar eliyle yapılan çalışmalara tanık olunmuş, örnekler yerinde incelenmiş ve edinimler kente gelip yeni yorumlarla uygulama olanağı bulmuştur (Sokak sağlıklaştırma, eski eser tescilli binaların İşlevlendirilmesi vb.) Çanakkale bu süreç ile oluşan fırsatı iyi kullanan, içselleştirip yerel bilinci en fazla arttıran kentlerin başında gelmektedir.

Süreç 2;
ÇANAKKALE 2010 / YEREL KÜLTÜR POLİTİKALARI İÇİN STRATEJİLER ÇALIŞMASI

Anadolu Kültür koordinasyonunda başlayan bu proje, kavramsal ve teorik düşünmenin en önemli nüvesini oluşturmuştur. Neden kentte yerel tarih çalışması yapıyoruz? sorusunun uluslararası kavramlar ve anlayışları da içine alacak çerçevede ve “kültür” temeli üzerinde cevaplanması süreci işlemiştir. Böylece kimlikli kent, kentli aidiyeti, kentli bilinci üzerinden yeni okumalar yapılmış, yerel tarih bilgi ve bilincinin kültürün temel belirleyicisi ve bileşeni olduğu tespit edilmiştir. Öbür yandan, bizzat yerel tarih çalışmalarıyla kent kültürüne etki etmenin yerel pratikleri de irdeleyerek mümkün olduğu görülmüştür. Dolayısıyla; kent kültürü üzerinde düşünerek, kent kültür politikaları ve bu politikalar için stratejiler üzerine bir çok çalışma yapılmıştır. Çanakkale 2010 süreci; eylemin kendisinin ne kadar önemli olduğunu bizzat görmemizi sağlamış ancak bundan ötesi olan eylemin politika ve strateji için kavramsallaştırmak gereğinin de farkına varılmasına olanak sağlamıştır. Şimdi bu farkındalık hızla sürdürülüyor.

B) MEKANLAR…


Çanakkale’de yerel tarih çalışmalarının başladığı 1994 yılından bu yana geçen 30 yılda belli başlı mekansal kazanımlar şunlardır;

  • Artık restore edilecek bina (bir kaç istisna sayılmazsa) yoktur. Tescilli eski eser binaların onarılmış, yeni veya devam eden işlevlerle yaşamın daha aktif içine katılmıştır.
  • Sit alanı içindeki yeni binalarda uyumlu mimarı cabalar artmış, yaratıcı tasarımlar sokakları şenlendirmiştir.
  • Sokak sağlıklaştırma veya cephe yenileme çalışmalarıyla, fiziki mekanın tarihsel özelliklerinin ortaya çıkartılması süreci oluşmuş, bu durum sahip, kullanıcı ve tüm kentliler tarafından benimsenmiş, hatta tarihe karşı yükselen bir bilincin oluşmasına yol açmıştır.
  • Bütüncül koruma çerçevesi içinde fiziki değişimlere bağlı olarak, işlevsel dönüşümler de gerçekleşmiş, kültür temelli yapı-sokak-mahalle kullanımı oluşmuştur.
  • Ticaret odası, Baro, Mimarlar Odası, ÇASİAD, gibi STK’lar eski eser bina sahibi olmuş ve bu yapıları onararak yaşamaya ve yaşatmaya başlamışlardır.
  • Belediye eski eser bina satın alınması politikasını ısrarla sürdürmüş, Kent Müzesi, Korfmann Kütüphanesi, Seramik Müzesi, Fevzipaşa Mah. Sosyal Yaşam Evi, (son olarak Ece Ayhan Kültür Evi), gibi kültür altyapısını geliştiren mekanlar oluşmuştur.
  • Bu politika Valiliğe ve bağlı Resmi Kurumlara da sirayet etmiş, en azından elindeki binaların onarımı (Kordondaki Galeri binası, Hamidiye Tabyaları, Sahil Sıhhiye Banası, İstiklal ve Cumhuriyet İlkokul onarımları, Cami onarımları, vb) yapılmıştır. Bazı eski eser tescilli yapı ve alanlar içinde çalışma yapılması yönünde (Hastane bayırı tepesindeki eski İngiliz Hastanesi, kalenin arkasındaki efrat okulu onarımları, gibi) hedefleri dile gelmektedir.
  • Özel şahıslarında bu yönde girişimleri olmuştur (Çınaroğlu ailesinin Mavitay binasını kazandırması, gibi).
  • Modernleşme ve Cumhuriyet dönemlerine ait binalarında fiziki özellikleri yanı sıra, hafıza, bellek, yaşanmışlık gibi değerleri de kapsaması gerekçesiyle korunması yönünde talepler dile gelmeye başlamıştır (öncesinde devlet hastanesinin tescilletilmesi süreci, son olarak eski tekel kanyak fabrikası, beraberindeki endüstri mirası, merkez ortaokulu bellek koruması vb gibi).

C) VAKALAR

  • Han Grubu / Çanakkale Sivil İnisiyatif… Katılımcı yöntemlerle yerel tarih çalışma fikirlerinin oluşması ve alt organizasyona dönüşmesi yönünde birçok çalışmanın nüvesi olmuş esnek bir birlikteliktir.
  • Troia/Troia Dostları… Troia ve Troas bölgesindeki diğer arkeolojik alanların değeri, bilinirliğinin arttırılması ve korunmaları üzerine çok ciddi çalışmalar yapılmıştır. Bunların sivil ayağını ise “Troia Dostları” adlı sivil girişim başlatmış ve sürdürmektedir. 10 yılı aşkın bir süredir, kazı alanları ve yüzey araştırma yapanların taze bilgilerini kentliye sunmaları üzerine her yıl özel toplantılar yapılmaktadır. Troia Müzesi, Troia’nın Dünya Kültür Mirası listesine alınması ve Milli Park olması gibi konulara dahil ve müdahil olmuştur.
  • Gelibolu Milli Parkı / Çanakkale Savaşları… Bu alana dair koruma çalışmalarında aktif görev alıp, yapılan düzenlemelerin “barış” üzerinden okunmasını savunan Çanakkale Sivil İnsiyatifi, duyarlılığını ifade eden görsel ve yazılı dokümanlar üretmiştir.
  • Kent Müzesi / Seramik Müzesi… Kentin yerel tarih sürecinin oluşması, gelişmesi ve kültüre dönüşmesi üzerine çalışan / çalışacak en önemli yapılardır.

D) ÖNERMELER / ÇALIŞMA BAŞLIKLARI

  • Tarihin “yerel ve sivil” bağlamı… Tehlikeli gibi duran bu iki bağlamın vazgeçilmezliği daha da ortaya çıktı. Keza küresel dünya ve ulusalın baskın yapısı karşısında bize ait yerelin gittikçe özlenir bir yok oluşla karşı karşıya kaldığını gösteriyor. Yok olanın değeri “yerel” için de geçerlidir. Özelikle tarihin, iktidarlar eliyle yazıldığı, yapıldığı, öğretildiği bir dünyanın ne kadar sıkıcı ve yanlış olduğunu artık daha da anladık. Kuşkusuz resmi iktidar tarihi yapanlar hep olacaktır, hatta sistem diğer tarih çalışmalarını yok sayacaktır. Ama bizim olan iktidarın olanla aynı değil ne yazık ki. Bizim olan iktidar, devlet, sistem dışı olandır, yani sivil olandır. Bugünkü iktidarlar hala, sivil tarihi bırakınız çalışmayı, yok etmeyi hedef almış durumda. Toplumun tanıklığıyla yaşanmışlıkları örtme ve yok sayma anlayışı tarih öğretisinin başında geliyor. İşte bu durumdur “yerel ve sivil” tarih meselesini önemli kılan.
  • Yerel Tarihin “kent kimliği, aidiyeti” bağlamı… Son bir kaç yüzyıldır süren uluslaşma süreci, kimlik ve aidiyetlerimizin üst kuram ve kavramlarla tanımlanmasını öngörüyor. Birlik ve dirlik temelli dil, din, ırk ve ülkü birliktelikleri kuran ulus devletler, yerele ve bize ait olan bir çok kimlik ve aidiyetimizi tektipleştirme süreci yaşattı. Şimdi buna birde küreselleşme ile gelen üst bağlam ve kuramlar eklendi. Ulusların bile farklılıkları, yaşam anlayışları ve kültürleri küreselleşme furyasıyla yok oluyor. Yerel kimlik, yerel aidiyet meselesi, bir taraftan gittikçe yok olma sürecini yaşarken, diğer taraftan ulusal kimliğin küreselle aşınması ve azalması sonucu daha bir öne çıkıp önem kazanmaya başladı. Bu süreçten geçerken yapılan çalışmalar kuşkusuz yerelin kimlikli hale gelmesinin önünü açtı. Kentte yaşayanlar yerel değerlerinin farkına vardı, bu farkındalık kentin kimlikli yaşamasının önünü açtı. Yerel kimlik bilincinin gelişmesi kuşkusuz yaşadığı kente ait olma bağlarını güçlendirdi. Yerel aidiyet bulunduğu ortamı daha bir sevmek ve mutlu olmak ile eşdeğer duygular geliştirdi. Buradaki bir tehlikenin altını çizmekte yarar var, “çok sevilen diğeriyle paylaşılması zor olandır”. Eğer kent kimliği ve kentli aidiyeti çok baskın duyguları beraberinde getiriyorsa, kent şovenizmi gibi sapkın anlayışların da gelişmesine yol açabilir. Bu durumda diğerinin kentte yaşamasına olanak tanımayan bir çok çatışma süreçlerinin de önü açılır. Görülüyor ki, “Kent kimlik ve aidiyeti”, bir taraftan sevgi ve mutluluğu bizlere sunarken, diğer taraftan şoven ve ırkçı yaklaşımları da beraberinde taşıyabilir.
  • Yerel Tarihin “kent kültürü / politikası /stratejisi” bağlamı… Kültürün bir çok beslendiği, geliştiği kanallar bulunuyor. Bunların en önemlisi yerel tarih üzerinden oluşmuş kimlik değerlerimizdir. Yerel tarihin, kültür için önemi her şeyden daha fazladır. Hal böyle olunca yapılacak kent kültür politikası ve stratejilerinde, yerel tarih çalışmalarının önemi ciddi yaklaşım ve çabalar getirmektedir. Yerel tarih ve değerlerinin ortaya çıkartılması, anlaşılır kılınması, kentlide farkındalık yaratılması, geleceğin altlığını oluşturması, gibi konular kültür politikaları içinde öncelikle ele alınmalıdır.
  • Yerel tarih çalışmalarının arşivlenmesi, İşlenmesi (analiz ve sentez çalışmaları), İşlevlendirilmesi (kentin geleceği için önermeleri)… Her şeyden önce bir şeyi ortaya çıkartmak yeterli değildir. Bunun  kadar değerli olan saklanıp, arşivlenmesi ve toplumun her kesimi tarafından kullanılabilir hale gelmesinin sağlanmasıdır. Kimi durumlarda bir tarihsel değerin ham hali, geniş toplumsal kesimler tarafından, çok fazla anlam ifade etmiyor. Bu değerin işlenmesi, görünür kılınması, topluma sunulması önemli hale geliyor. Bundan öte, bu değerlerin geleceğimiz için kullanılabilir yaşamsal değerlere dönüşmesi esas meseleyi oluşturuyor. Bir tarihsel değerin insanlık için ve insanlığın geleceğini iyileştirmek için kullanmak en önemlisi olsa gerek. Dolayısıyla, ortaya çıkarmak, saklamak ve arşivlemek, görünür kılmak ve topluma sunmak, gelecek için ve insanlığın iyi hali için kullanmak “yerel tarih” değerleri açısından öne çıkan hedefleri oluşturmaktadır.
  • Yerel tarih çalışmalarının kurumlaşması bağlamında “Yerel Kent Tarihi Enstitüsü”. Tüm bunları yapmak, ciddi bir kurumsal çalışma, organizasyon ve yapılanmayı zorunlu kılıyor. Arşivler, kütüphaneler ve müzeler, tarihsel değerin kullanımı için yeterli olabilir. Ancak bu değerin geleceğe taşınması ve insanlık için kullanılması, ciddi araştırma, inceleme, politika oluşturma ve toplumsal bilince yaygınlaştırma çalışmasını gerektiriyor. Bu kurumsallaşmanın adı neden “Yerel Kent Tarihi Enstitüsü” olmasın…